16 Ağustos 2022

MONDOROS ATEŞKES (İŞGAL) ANTLAŞMASI’NIN 103. YILINDA, ELMA İLE ARMUDUN KARIŞTIRILMASI ÖRNEĞİ: TEZKERE

Tezkere’nin geçmesini savunanlar ve evet oyu verenler tam anlamıyla Tezkere’yi okumuşlar mıdır?
Ya da hayır oyu verenler neyi düşünerek karar verdi?
Temel dayanakları neydi?
Tezkere içinde neleri barındırıyor?
Gerekçesi nedir?
Parti olaylarından bağımsız bir biçimde konuyu ele almamız gerekir.
Hem usül hem de esas açısından…
Yani hem biçim hem de içerik açısından…
Hele bir de tarihsel açıdan…
İsterseniz geçmişten geleceğe bu tezkerenin bana anımsattıklarına bir bakalım.
Yıl 1833
Yaklaşık 190 yıl önce…
Hünkar İskelesi Anlaşması imzalandı.
Osmanlı ile Rusya arasında.
Anlaşma temel itibariyle saldırmazlık ve ittifak anlaşması gibi gözükse de maddelerini inceleyince gerçeklerin çok daha başka olduğu ortaya çıkmıştı.
Anlaşmanın üçüncü maddesi;  Osmanlılar, Rusya’dan yardım istedikleri takdirde, Rusya’nın karadan ve denizden, iki taraf arasında kararlaştırılacak sayıda bir kuvvetle yardım edeceğini içermekteydi. (Bunu şimdilik aklımızın bir yerinde tutalım)
Anlaşmanın bir de gizli maddesi vardı ki; “Rusya ile batı devletlerinden biri arasında savaş olursa, Osmanlı Devleti, Çanakkale Boğazı’nı Rusya ile savaşan devletin donanmasına kapayacak; buna karşılık Rusya’nın dostu olduğu için, Rus gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecekti.”
Anlaşma imzalanır imzalanmaz Ruslar 5000 kişilik askeri gücünü İstanbul’a indirir, donanmasını Boğaz’a demirler.
Bu fiili işgal değil midir?
Bunun sonucunda boğazlar Rusların kontrolüne geçmiş oluyordu.
Yalnızca boğazlar mı?
Osmanlı, kendi başkentini koruyamayacak kadar aciz olduğunu dünyaya ilan etmiş olmuyor muydu?
Dolayısıyla savunmasız Türk yurdu tehditlere açık hale gelmiş oluyor muydu?
Açık denizlere açılmak isteyen Rusya için bu bulunmaz bir fırsat değil miydi?
Sonra Avusturya, İngiltere ve Fransa araya girer. Anlaşmanın süresi bitince Rus donanması geri çekilir…
Çekilen Rus donanması, Rus askeri güçlerinin tamamı olabilir mi?
Anlaşmanın süresi bittikten sonra Türkiye’de kalan Rus çaşıtlarının Ermenilerle ne gibi süreç hızlandırıcı etkinliklere giriştiler?
Bu anlaşma ilerleyen dönemlerde hatta bugün Türkiye’de yüzlerce çaşıtın cirit atabilecek ortamın oluşmasının resmi düzlemdeki yeri değil miydi?
Yıl 1918
Mondoros Ateşkes Antlaşması
Hain padişah Vahdettin tarafından atanan sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya Hilafet, Saltanat ve Hanedan haklarının korunmasını kesinlikle tembih etmiş ve bu çerçevede yurt topraklarının bu devletlerin öngördüğü muhtariyetlerinin konusunu tartışılmasına karşı çıkılmadığı işgal antlaşması…
Antlaşmanın maddeleri çok açık;
–       Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının çevresi ve Karadeniz’e geçişin temini  için buraların müttefikler tarafından işgali.
–       Müttefikler, emniyetlerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir (7. Madde)
–       Türk egemenliği altında bulunan liman ve demiryolu mahallerinden müttekikler yararlanacak.
–       Toros Tünelleri müttekiklerce işgal edilecek.
–       Bütün demiryollarına İtilâf Devletleri kontrol subayları memur edilecektir.
–       Bakü’nün işgaline ses çıkarılmayacaktır.
–       Müttefiklerin menfaatlerini korumak için İaşe Nezareti nezdinde İtilâf Devletleri temsilcileri hazır bulunacak ve kendilerine gerektiğinde bütün bilgiler verilecektir.
–       İtilâf Devletleri, Vilayat-ı Sitte (altı vilayet) de karışıklık çıkarsa, bu vilayetlerin herhangi bir kısmını işgal etme hakkına haizdirler.(24. Madde)

Bu işgaller, yurt topraklarına konuşlanan, yabancı askerlerin çizmelerin olmayacak mı?
Çok büyük başarı gibi gösterilen bu sözde ateşkes (işgal) antlaşmasının mürekkebi kurumadan;
İngilizler: Musul, İskenderun, Maraş, Urfa, Antep, Kars, Batum. İzmit, Eskişehir, Afyon, Samsun ve Merzifon’a,
Fransızlar: Çukurova, Hatay, Adana, Dörtyol’a,
İtalya: Antalya, Bodrum, Kuşadası, Fethiye, Marmaris, Konya’ya asker çıkardılar.
Mondoros’un ikinci haftasında ise yabancı asker çizmeleri Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi.
Bu işgaller, padişahın kontrolünde olmasa da bilgisi dahilindeydi.
Yıl 2014
1071 sayılı (rakam da çok anlamlı) Türk Silahlı Kuvvetlerinin Gerektiği Takdirde Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede Bulunmak Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Aynı Amaçlara Yönelik Olmak Üzere YABANCI SİLAHLI KUVVETLERİN TÜRKİYE’DE BULUNMASI, BU KUVVETLERİN HÜKÜMETİN BELİRLEYECEĞİ ESASLARA GÖRE KULLANILMASI İLE RİSK VE TEHDİTLERİN GİDERİLMESİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİN ALINMASI VE BUNLARA İMKÂN SAĞLAYACAK DÜZENLEMELERİN HÜKÜMET TARAFINDAN BELİRLENECEK ESASLARA GÖRE YAPILMASI İçin Anayasanın 92’nci Maddesi Uyarınca Hükümete Bir Yıl Süreyle İzin Verilmesine Dair TBMM Kararı yani tezkere çıkartılıyor. Günümüze kadar da hep uzatılıyor.
Tezkerenin gerekçesine belli başlıklar halinde bakabiliriz;
-Türkiye’nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize yönelik risk ve tehditlerin arttığına dikkat çekilmektedir.
-Irak’ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurlarının varlığının sürdürmekte olduğu ve Suriye ve Irak’ta diğer terör unsurlarının sayısının ve ortaya koydukları tehditte önemli bir artış olduğu belirtilmektedir.
-Türkiye’nin söz konusu risk ve tehditleri artan oranda ve en fazla hisseden bölge ülkesi olduğu vurgulanıp, karşı karşıya kalınan bu duruma Türkiye’nin kayıtsız kalması beklenemeyeceğinin üstü çiziliyor.
Gerekçeler gayet yerinde ve doğru bir düzleme oturtulmuştur. Buna mukabil, bir ülkenin sınırlarının koruması sınırının ötesinde başlayacağı ve tehdidi yurttan çok ileri bir alanda karşılamak, Türkiye gibi bir ülkenin, en doğal zorunluluğudur. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi harekatta bulunması kadar olağan bir şey olamaz.
Ancak bu kadar doğru ve yerinde saptamalara karşın, tezkereye sokulmuş olan “yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanması” ibaresinin anlamı ne olabilir?
Bu ibarenin tam bir tutarsızlık örneği değil de nedir?
Şimdi parçaları bir araya getirelim.
Yani Hünkar İskelesi Antlaşması’ndaki yabancı asker konuşlanmasını, Mondoros Ateşkes (İşgal) Antlaşması’ndaki yabancı asker konuşlanmalarını ve bu 2014’ten beri günümüze kadar uzatılan tezkeredeki yabancı asker konuşlanmalarını…
Bu kadar tarihsel gerçek varken bu ne anlama geliyor?
Tarihi örneklerden ders alınmak istenmiyor mu?
Bu tezkereyi geçirenlerin muhakeme yetenekleri mi yok?
Türk ulusu için kutsal sayılan yurt topraklarında yabancı asker konuşlanmasına izin vermek, kutsalımıza el uzatmak, kötülük etmek değil midir? (Türk Dil Kurumu Sözlüğü Hıyanet: Kutsal sayılan şeylere el uzatma, kötülük etme veya karşı davranma)
Yoksa bir hainlik içerisindeler mi?
Hiç düşünülmez mi ki yabancı askerlerin aynı zamanda bir çaşıt olduğu?
Hiç düşünülmez mi bu çaşıtların yaklaşık 200 yıldan beri resmi olarak yurda sokulduğu?
Hatta davet edildiği?
Bu tezkerenin bir benzeri 2003 yılında “1 Mart Tezkeresi” olarak bilinen tezkere ile meclise sunulmuş ama kabul edilmemişti.
Tezkere içerik olarak bir taraftan sınır ötesi harekat izni verirken, öbür taraftan yabancı çizmelerin yurda davet ederek, Türkiye’de istedikleri gibi manevra kabiliyeti ve hareket alanı sağlamış olmuyor mu?
Yani bir taraftan güvenliği sağlamak amaçken diğer taraftan hırsızı içeri almak nasıl bir zihinsel kararın ürünü olabilir?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yabancı askeri kendi ülkesinde bulunduracak, yabancı askerden medet umacak kadar kendi güvenliğini sağlamaktan aciz mi?
Ya da yabancı askeri güçlerin Türkiye’yi korumak gibi bir amaçları olabilir mi?
Asıl soru ise yurt topraklarına konuşlanacak ya da konuşlanması beklenen ya da olası yabancı askeri güçlerin ulusları nedir, nelerdir?
Nato görünümlü Amerikan üslerinde bile Türk subaylarının yabancı askerlere sözünü geçirmede sorunlar yaşadığını göz önünde bulundurulursa, bu yabancı askerlerin kontrol altında tutulmaları mümkün olacak mı?
Ya da en ufak bir tökezlemede suçu hep dış güçlere mal eden A.K. Partisi’nin ulusal güvenlik için yabancı askerlerden umar bulmak arayışı kendisiyle de çelişkiye düştüğünü göstermez mi?
Sosyal medyada son zamanlarda dolaşan “Mit’in 15 Mossad çaşıtının yakaladığı”  haberleri de bu yıllarca ülkeye resmi elden davet edilen çaşıtlardan bir kaçı olabilir mi?
Bu durum ülkenin itibarını nerelere düşürdüğünün bir göstergesi değil midir?
Bu noktada ortaya atılan diğer bir konu da daha önceki tezkerelere yapılan atıftır.
Örneğin 2008 yılındaki meclisten rekor bir oyla tezkere ya da 2007 yılında bu tezkereye temel oluşturan tezkere gibi.
Bu tezkerelerin gerekçesi de alınan kararda belirtildiği gibi;
“Türkiye’nin, Irak’ın kuzey bölgesinde yuvalanmış bulunan PKK terör unsurlarından kaynaklanan ve halkının huzur ve güvenliğiyle ülkesinin milli birliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yöneltilmiş ciddi bir terörist saldırı ve açık bir tehditle karşı karşıya olduğu” belirtilerek bir ulusal güvenlik sorunu olduğu gerçeğine parmak basılmıştır.
Tezkere metni de “ TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN, IRAK’IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNİN VE SALDIRILARIN BERTARAF EDİLMESİ AMACIYLA, SINIR ÖTESİ HAREKAT VE MÜDAHALEDE BULUNMAK ÜZERE, IRAK’IN PKK TERÖRİSTLERİNİN YUVALANDIKLARI KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİ VE GÖREVLENDİRİLMESİ HUSUSUNDA ANAYASANIN 92 NCİ MADDESİ UYARINCA HÜKÜMETE BİR YIL SÜREYLE İZİN VERİLMESİNE DAİR KARAR” biçiminde hazırlanmıştı ve oylamaya sunulmuştu.
Dolayısıyla bu Tezkereler rekor bir oyla çıkmıştı…
Çünkü burada bir devlet çıkarının olduğu kesin ve net bir dille anlatılmıştı.
O halde akla şu soru gelmez mi?
2014 yılından itibaren günümüze değin uzatılan söz konusu tezkere de bunun gibi hazırlanamaz mıydı?
2014’ten bu yana elma ile armutların bir sepete konulduğu tezkerenin oylamasından ne beklenebilir ki?
Türk askerinin sınır ötesi harekat yapmasını istiyor musun? İstemiyor musun?
Yabancı askerin Türkiye’de konuşlanmasını istiyor musun? İstemiyor musun?
Her ikisini de istiyor musun yada istemiyor musun?
Ya da daha birini isteyip diğerini istemediğin…
Bir de bu soruların altında ikincil temel sorular…
Bu oylamanın amacı ne?
Yukarıda belirttiğimiz gerekçe ile tezkerenin amacı birbiriyle neden bu kadar tutarsız?
Diğer taraftan bu ve önceki çoğu tezkere oylamasına katılanlardan PKK’nın siyasal uzantısı olan HDP’nin olması da ayrı bir kepazelik…
Mecliste önemli bir parti konumuna getirilmesi de gerek mecliste grubu olan partilerin ve seçmenlerin bu konu üzerinde epey bir kafa yorması gerekmektedir.
Dolayısıyla hangi partinin hangi gerekçe ile ne oyu verdiği çok açık değildir.
Samimi oldukları da çok kuşkuludur.
Son bir nokta ise çok fazla  dikkati çekmeyen ama önemli bir ayrıntıya gelelim.
Bu son tezkere kararı ne zaman alındı?
Resmi gazetede ne zaman yayımlandı?
27 Ekim’de karar alındı. 28 Ekim’de yayımlandı.
Ya Cumhuriyet’in ilanı?
28 Ekim’de karar alındı. 29 Ekim’de yayımlandı.
Ya Mondoros?
30 Ekim’de.
Cumhuriyetin ilanı Mondoros’un intikamı olduğu için 1 gün önce yapıldı.
Sömürgeci Batı’ya açık bir gövde gösterisiydi.
Peki bu tezkerenin uzatılması da Türk Devleti’nden intikam almak için mi Cumhuriyet’in ilanından 1 gün önce yapıldı?
Atatürk’e, Türk Dünyasına karşı bir gövde gösterisi miydi?


Murat Kalyoncu (Türkolog)