16 Ağustos 2022

NİZAM-ÜL MÜLK VE İHANETLERİ (GÖRÜNEN) – 2

Türk tarihinin önemli imparatorluklarından olan Büyük Selçuklu Devleti’nin önemli şahsiyetlerinden biri olarak geçen Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tusi’nin namı diğer Nizam-ül mülk’ün nasıl bir şer odağı olduğu anlatmaya, üç temel alanda başladığı uygulamalardan; topluma dinsel olarak hükmetmek ile başlamıştım. Bu yazıda ise Türk ordusu üzerinde yaptığı köklü değişikliklerle nasıl yapısal ve zihinsel olarak ordumu bozduğu anlatılacaktır. Bu bozulma öyle derinden olmuştur ki; günümüze kadar yansımaları ne yazık ki halen sürmektedir.

Bilindiği gibi Türk ulusu savaşçı karakterlidir. Asker ocağındaki eğitimlerde de haykırılan “Her Türk Asker Doğar” narası ya da T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.” demeci bunun bir kanıtıdır.

Yalnız bu noktada atlanan ve/veya üzerinde düşünülmeyen konu şudur. Türk ulusunun savaşçı karakterinin temelinde ustalık, beceri ve en önemlisi akıl yani us olmasıdır. Çünkü iyi bir savaşçı olabilmek için bu niteliklerin hepsinin olması gerekir. Dolayısıyla bu özellikler Türk askerini diğer eli silah tutabilen bir yığınlardan ayırır. Dünya çapında geçmiş tarihler boyunca türlü devletlerin ordularında paralı asker olarak görev yapan Türklerin (Örneğin; Roma ordusunda görev yapan Keltler, Doğu Roma ordusundaki Varegler* ,Türkopoller**, Abbasi Devleti’nin ordusu içinde görev yapan Türkler…) diğer topluluk ya da uluslara karşın birinci öncelikte seçilmesinin tek nedeni budur.

Nizam-ül mülk de Türk askerlerinin bu yönünden yararlanmak istemiştir. Ancak, Acem vezirin tek amacı, Türk askerinin yalnızca savaşçı özelliklerini kullanmak olmayıp, aynı zamanda orduyu kendine bağlamaktı. Bunun için, kölelik uygulaması olan gulam sistemini, Türk ordusu üzerinde kurumsal bir nitelik kazandıracak biçimde uygulamaya başladı. Gulam sistemi; esir veya köle olarak hizmete alınan kimselerin, kabiliyetleri ve aldıkları eğitim sonucunda kazandıkları becerileri doğrultusunda başta ordu olmak üzere çeşitli devlet hizmetlerinde istihdam edilmesi suretiyle işleyen mekanizmaya verilen addır. Kendisi de bir nevi köle olan Acem vezir, yeni yeni kurulmakta olan Selçuklu Devleti’ni kendi denetiminde ve gözetiminde olan kölelerin üzerinde yükseltmek istiyordu. Muhtemeldir ki; Saka Türklerinin Acemlere karşı kazandığı utkulardan ötürü Türklere karşı intikam duygularını gerçekleştirecek ortam yaratmaya çalışıyordu. Dolayısıyla bunun önemli ayaklardan biri de doğal olarak ordudan geçiyor olacaktı.

Acem veziri bu uygulamaya yabancı değildi. Horosan valisi olarak görev yaptığı Gazne Devleti’ni Alptekin adlı bir Türk gulam, gulamı olduğu Samanoğulları Devleti’ni yıkarak kurmuştu. Aynı zamanda Gaznelilerin Selçuklulara kaybettiği Dandanakan Savaşı’nın önemli bir nedeni de bu gulamların saf değiştirmesi olmuştu. Hem Alptekin’in Samanoğulları Devleti’ne karşı ayaklanması hem de Gazne Devleti içindeki gulamların neden ayaklandığını da gözlemlemişti. (Bu gulamların ayaklanması var olan gulam sistemine karşı bir başkaldırı olmayıp, kendileri için düşündükleri muameleden daha düşük bir konumda davranılması sonucunda intikam amacıyla yapılmıştır) Bu anlamda Acem vezir bu gulam sistemini iyi deneyimlemiş gibi görünüyordu. Gulam sistemi içerisinde alınan Türkler, sarayda yerde yirmi yıla kadar bir eğitimden geçiriliyordu. Aldıkları eğitimde temel nokta, padişaha, efendisine karşı koşulsuz itaat etmekti. Padişah ya da efendisi ne derse onu yaparlardı. Aksi bir şey düşünülmezdi. Rütbe ne kadar çok artarsa padişaha ya da efendiye bağlılık o kadar artardı. Verilen emirler sorgulanmazdı. Gulam sistemi; Türkistan devletlerinde Türk ağırlıklı kölelerden oluşmaktayken, Osmanlı Devletinde Türk olmayan kölelerden oluşan yeniçeri ocağı olarak biçimlenmiştir. Selçuklu’da sarayda eğitilen köleler, Osmanlı’da enderun’da eğitilirdi. Ocaktan ve enderundan yetişen devşirmeler, padişahın sadık hizmetkarları olurdu.

Bu biçimde Türk ordusunun zihinsel yapısı değişmeye başlamış olup, Türk subayının inisiyatif alma özelliği ortadan kaldırılmış oluyordu.

Adanmışlık ile sadakat arasındaki ince çizginin ne olursa olsun sadakat yönüne kaydığını göstermiyor mu?

Bu günümüzde “Emir demiri keser” ifadesini yansıtmıyor mu?

Ya da T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyeti ilan edeceği zaman silah arkadaşlarının bazılarından aldığı “Padişaha Bağlılık” yanıtıyla örtüşmüyor mu?

Gulamlar, Acem vezir tarafından türlü işlerde görevlendirilmişlerdir. Bunlardan birisi de “Candarlar”dır. Sarayla birlikte divanı da koruyan candarlar, hükümdarın idam emirlerini yerine getirir, savaşta ve konaklarda sultanı korurlardı. Ne var ki; Acem veziri burada kendi kitabında şöyle bir ifadede bulunuyor;
“Has dergahın bekçileri, nöbetçileri, kapıcıları konusunda çok ihtiyatlı olmak gerek. Para karşılığında hemen yoldan çıkıp aldanırlar. Bunlar her gece nöbete ve devriyeye çıktıklarında gözler üstlerinde olmalıdır”

…devam edecek…