TUTSAKLIK KABUL ETMEYEN BÜYÜK TÜRK ULUSUNUN 21. YÜZYILDAKİ KÜRŞAT’I: MÜBARİZ İBRAHİMOV

Her Türk şartlar ne olursa olsun inisiyatif alır ve gereğini yapar. Alınması gerekli kararı öncelikle ve kendiliğinden alabilmek konusundaki yeterliliği Türk’ün temel niteliğidir. Kuşaklardan kuşağa aktarılan kalıtsal özelliğidir.

Yıl 1914 Batılı devletlerin katakullisiyle Osmanlı, istemediği 1. Paylaşım savaşına sokuluyor Azerbaycan toprakları Ruslarca işgal ediliyor, Rus destekli Ermeni çizmelerince çiğneniyor, TÜRK, SOYKIRIMA UĞRUYOR. Bir aydın çıkıyor meydana, Çırpınırdı Karadeniz şiirini yazan Türk ulusalcısı Ahmet Cevad 22 yaşında. Çağrı yapıyor Osmanlı’ya, Yakındaki kardeşine. “Çırpınırdın Kardeniz, Bakıp Türk’ün bayrağına “Ah” deyerdin, hiç ölmezdim, Düşebilsem ayağına. Dost elinden esen yeller, Bana şiir, selam söyler Olsun bizim bütün eller, Kurban Türk’ün bayrağına” Enver Paşa, çağrıya yanıt veriyor, Kardeşi Nuri Paşa’yı gönderiyor. Kafkas Türk İslam Ordusu ile, Can Azerbaycan kurtuluyor, Bağımsızlığını ilan ediyor. Bağımsızlık kolay kazanılmaz. Ahmet Cevad’ın yurt sevgisiyle, Türklük aşkıyla duyguları sel olur taşar, Azerbaycan Ulusal Marşı’nı yazar. “Azerbaycan! Azerbaycan! Ey, kahraman evladın şanlı vatanı! Senin için can vermeye hepimiz hazırız! Senin için kan dökmeye hepimiz kâdiriz! Üç renkli bayrağınla mesut yaşa! Binlerce can kurban oldu, Sinen harbe meydan oldu! Kendini feda eden asker, Her biri kahraman oldu!” Yazdığı zaman 26 yaşındadır. Mangal gibi yüreği vardır. Stalin’in işkencelerine boyun eğmez, Türklük davasından vazgeçmez. Yazdıkları kağıtta kalmaz. Kendisi de bu yolda kurban olur. Göğsünü siper eder, Kanını Tanrı’ya adak olarak adar. Artık o da bir kahramandı. Hüseyin Cavid gibi, Mikail Müşfik gibi. Çünkü onlar Türkçü’dü. Kahramanlıkları yıllarca unutulmayacaktı. Sovyetler Türkistan’da egemenlik kurar, Türk Soykırımına devam eder, Ya işkencelerle Ya da çalışma kamplarında… Türk Part imparatorluğunun mirası Karabağ işgal edilmiş Hocalı’da yaşlı, kadın, çocuk demeden soykırımlar yapılmış, Sanatımızın timsali Fuzuli işgal edilmiş, Saka imparatorluğunun adını verdiği Azerbaycan silinmeye çalışılmış… Dünya sessiz, dünya gözünü kapatmış, Atatürk’ten sonra Türkiye’de Amerikan etkisi görülmeye başlanmış, Türkiye’de hükümetler, iç sorunlara boğdurulmuş, Halk bilgisiz, ilgisiz bırakılmış, kandaşlarına, kardeşlerine, ırkdaşlarına karşı, Araplar da yüzyıllar öncesi Türkistan’da yaptıkları Türk katliamını anımsarcasına Müslüman din kardeşlerine karşı umursamaz tavır takınmış…

YIL 2010 Çin sarayını basan Kürşad gibi, “Bağımsızlık benim karakterimdir”, “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek yedi düvele meydan okuyan T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda, “Yükselen bayrak bir daha inmez” diyerek Azerbaycan Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Önderi Mehmet Emin Resulzade’nin yaktığı meşalede, Ömrünü Türk Birliği kurmak için harcayan ve kendisini “Atatürk’ün askeri” olarak söyleyen Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey gibi bir yiğit dünyaya geldi… İşgale, soykırıma karşı çıkar. İnisiyatif alır. Mübariz, Başbuğ Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”’de “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Varlığının ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.” biçiminde söylediklerini harfi harfine yerine getirmiştir. Çünkü “Gereksinimi olduğu gücün damarlarındaki soylu kanda olacağını” biliyordu. Orduya katılır. Planının aşamalarını adım adım kafasında çizer. Harekete geçmek için kimseden izin istemez. Ailesine bile söylemez. Yalnızca ailesine mektup yazar ve helallik ister. Silahlarını kuşanır ve Ermeni işgal bölüğüne doğru yola çıkar. Dile kolay 1 km’lik mayınlı araziyi tek başına geçer. Karşısına çıkan kahpe düşman askerlerini birer birer indirir. Cephanesi biter, cephane ihtiyacını Ermeni cephaneliğinden sağlar. Ermeni bölüğü alarm vermiş ne yapacağını şaşırmıştır. Geri çekilmeyi aklından bile geçirmez. Şehit olmayı mektubunda en tepe nokta olarak belirlemiştir. Yüzü aşkın Ermeni askerinin sırtını yere deviren KAHRAMAN TÜRK YİĞİDİ 5 saati aşkın bir süre kahramanca tek başına savaştı, sonunda şehit düştü. Tıpkı Fransızların Gaziantep Savunması kahramanı Şahin Bey’e yaptığı işkenceler gibi Ermeniler de bölüklerini basan, hallaç pamuğu gibi atan, kevgire çeviren bu kahraman Türk’ün cansız bedenine sayısız işkenceler yaparlar, ellerini kelepçelerler aylarca teslim etmezler, edemezler. Türk korkusu o kadar iliklerine işlemiştir ki; Mübariz’in yeniden doğrulup, omuzlarına ağır gelen başlarını almak için fırsat kolladığını düşünürler… Haksız da değiller aslında… Tüm dünyanın korktuğu gibi Ermenileri de korkutan şey, damarlarında dolaşan kanı harekete geçiren, geçmişten günümüze kuşaktan kuşağa aktarılan Türk’ün kalıtsal bağımsızlık ruhu Mübariz’le birlikte karşılarına çıktı. Azerbaycan Milli Kahramanı ünvanı verildi. Kahraman Türk yiğidi mektubunu şu cümleyle bitirmiştir; “VATAN SAĞOLSUN” Kürşad’ın isyanından 41 yıl sonra Türkler Çin tutsaklığından kurtulduğu gibi Mübariz’in isyanından sonra 10 yıl sonra Azerbaycan Türk ordusu Mübariz’in bıraktığı yerden devam eder. Tüm Karabağ alınacaktı ki; siyasiler araya girer, yarım kalır. İlerleyen zamanda gerisi de gelecektir. MÜBARİZ’İN KANI YERDE KALMAYACAKTIR.

Azerbaycan Milli Kahramanı olarak da adı sonsuzlaştırılan Türk yiğidi MÜBARİZ İBRAHİMOV’U doğumunun 34. yıl dönümünde minnet, saygıyla ve rahmetle anıyorum. Mübariz, 20’li yaşların başında, Dilinde Şanlı Vatan Azerbaycan diye çıktığı bu yolda, 20’li yaşların ortalarında Ahmet Cevad’ın Azerbaycan Ulusal Marşı’nda haykırdığı gibi, “Namusunu korumaya, Bayrağını yükseltmeye, Namusunu korumaya, Bütün gençler hazırdır! Sen olasın gülistan, (gül bahçesi) Sana her an can kurban! Sana bin bir sevgi, Sinemde tutmuş mekân! Şanlı vatan! Şanlı vatan! Azerbaycan! Azerbaycan!”

Murat Kalyoncu (Türkolog)