1 TEMMUZ 1926 KABOTAJ YASASI: UNUTTURULMUŞ MİTOLOJİMİZİN YENİDEN ANIMSANMASI

94 yıl önce kabul edilen bu yasa ile; akarsularda, göllerde, Marmara Denizi ile boğazlarda, bütün kara sularında ve bunlar içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı Türk yurttaşlarına verilmiş ve bununla birlikte, dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceği yasalaşmıştır. Yabancı gemilerin ise yalnızca Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edilmiştir. Diğer bir ifadeyle bu yasayla, Türk insanı artık kendi sularına ayak basmak için yabancıdan izin almayacaktı.

Osmanlı döneminde Batılılara verilen kapitülasyonlarla (ayrıcalık) kendi mülkünde kiracı konumuna düşürülen Türk insanı, T.C. Kurucu Önderi Gazi Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilk olarak Lozan’da önce kapitülasyonlar kaldırılmış, ikinci adım olarak da bu yasayla tekrar mülk sahibi konumuna gelmiştir. Başka bir anlatımla Türk ülkesinin gerçek sınırlarına kavuşmasının önü açılmıştır. Çünkü bir ülkenin gerçek sınırı egemen olduğu ekonomik gümrük duvarları değil midir?

Ne yazık ki; yurt topraklarından söz ederken, genelde kara parçalarından konuşulur. Denizler, akarsular, göller yani temelini suların oluşturduğu sınırlarımız pek akla gelmez. Bu konular, ülkeler arasında hem yapılan anlaşmalarda hem anlaşmazlıklarda hem de su tüketimimizde sıkıntıya düştüğümüz zaman aklımıza gelmektedir. Dolayısıyla bu suların hem siyasi olarak hem de ekonomik olarak da önemi büyüktür. Bu anlamda son dönemlerde mavi vatan ya da mavi yurt olarak adlandırılan gerçek ülke sınırlarına ulaşmak için kritik bir adım atılmıştır. Bu adım, Kıbrıs’ta Yunan zulmünden Türk soydaşlarımızı kurtarabilmemizin de önünü açmamış mıdır? Günümüzde de bunun yansımalarını görmüyor muyuz?
Bununla birlikte dikkatlerden kaçan bir nokta vardır ki, o da Denizcilik bayramı olarak kutladığımız bugünün temelinde Türk mitolojisinin olduğudur. Çünkü Türk mitolojisinde denizler, akarsular, göller çok önemli bir yere sahiptir. Dört temel unsurdan biri olan su kültünün uhrevi bir niteliği bulunmaktadır.

Örneğin;
Yaratılış (Altay) destanına göre evrende ilk önce su vardı.
“Dünya bir deniz idi, ne gök vardı ne bir yer,
Uçsuz, bucaksız, sonsuz sular içreydi her yer!” biçiminde ifade edilir.
Oğuz Kağan’ın üçoklar koluna mensup oğullarından biri Deniz Han,
Adını İtil nehrinden alan Avrupa Hun İmparatoru Attila ile oğlu Dengizik ve neredeyse ucu bucağı olmayan sınırlarına sahip Türk Moğol İmparatoru Cengiz Han (Dengiz-Tengiz-Cengiz)…
Bunlardan sadece birkaçı…
Ayrıca, Akdeniz için, Türk mitolojisinde sonsuz bir okyanus olarak anlamını düşündüğümüzde, Türk Kurtuluş savaşında Atatürk’ün 1 Eylül 1922 tarihinde verdiği “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” buyruğunun ne kadar anlamlı olduğunu göstermiyor mu?
Başka bir açıdan değerlendirmek gerekirse, Atatürk’ün, hem bu yasa özelinde hem de Türkiye’de getirmiş olduğu diğer düzenlemelerinin, uygulamalarının ve sözlerinin Yüce Türk Milleti’ne unutturulmuş olan Türk mitolojisini ortaya koymasının somut bir aracı değil midir?

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir