12 EYLÜL 1980’DEN BUGÜNLERE (E) P. YRB. ADNAN AKAN’IN ANILARINDAN…

Mahkemelerin Safahatı

Savcılar, mahkeme hakimleri, mahkeme salonları vesaire her şey tamamlandı. İlk önce MÇP’nin duruşması başlayacaktı. Duruşma ile ilgili Kirazlıdere istihbarat Okulu’nda gözaltında bulunan 17 MKYK üyesi bir araç ile Mamak’a götürülecek diğer gözaltındakiler Mamak cezaevinde yürüyerek duruşma salonuna edileceklerdi. Sabah hazırlanan araç ile (ki bu araç kademe aracı bir kapalı kamyondu) duruşmanın yapılacağı Mamak’a yola çıktık. Yollarda emniyet tedbirleri mükemmel, hat safhada idi. Mahkeme salonuna vardığımızda ben aracımda indim. Duruşma salonunun durumunu görmek istedim. Giriş kapısının önündeki avukatların yerleşmesini düzenledikten sonra sanıkları indirmek üzere aracın yanına döndüğümde sanıklar içeriden aracı tekmeliyorlardı. Kapıyı açtığımda hepsi ter içerisinde ve benizleri bembeyazdı. Başta Türkeş olmak üzere sırayla indiler. Bütün MKYK üyeleri salona girdiklerinde bütün herkes ayağa kalkarak İstiklal Marşı’nı söylemeye başladı. Biz de cephe olarak selamlamaya geçtik. Bilahare duruşma başladı. Günlerce sürecek bu duruşmalarda önce yoklamalar yapıldı sonra 911 sahifelik iddianame okundu, bilahare sanıkların savunmalarına geçildi. Havasız araç değiştirildi.
Bu mahkemelerle ilgili aklımda kalan anılarım şöyle;
– MKYK (Merkez karar yönetim kurulu) üyeleri daima salona aynı sıralarla girdiler.
– Sayın Türkeş benim zor durumda kalmamam için arkadaşlarını sık sık ikaz ederdi.
– Agah Oktay Güner (eski Ticaret Bakanı) bana bir dosya uzattı ‘Adnan Yüzbaşım, benim haftaya savunmam var. Lütfen eşime verir misin? Ancak bunu sekreterine bırakmasın, kendisi yazsın’ dedi. Profesör olan eşine dosyayı verdim ve kocasının arzularını ilettim. Bunun üzerine profesör eşi ‘Agah beye selam ve saygılarımı iletin, böyle bir düşünce içerisinde olması beni rencide etmiştir. Kendisine teşekkürlerimi iletin.’
– Namık Kemal Zeybek (eski Kültür Bakanı) en az Agah bey kadar sevdiğim bir insandı. Eşine çok düşkündü. Arada sırada ‘Adnan Yüzbaşım her akşam 22.30 da ışıkları kapatarak 2 dakika beraber oluyoruz. Ancak eşim şu kapıda, ne olur 2 dakika açık bırak’ diye ricada bulunuyordu.
– MÇP’lilerin sağlık işleri ile de ben görevliydim. Türkeş’i GATA’ya götürdüm. Oğlu Tuğrul Türkeş geldi ‘Yüzbaşım babama, müsaade edersen harçlık vereceğim’ dedi. Ben de kontrollü olarak parayı aldım kontrol ettim ve Türkeş’e verdim. Para çok külliyetli bir para idi. Tuğrul Türkeş parayı teslim ettikten sonra hemen ayrıldı. Ben de Alparslan Türkeş’e ‘Komutanım bu kadar parayı ne yapacaksınız?’ diye sordum ‘Adnan yüzbaşım, tutuklu bütün arkadaşlarım bana inandılar, güvendiler ben de onların ihtiyaçlarını karşılamak zorundayım.’ diye cevapladı. Zira MÇP’nin hiçbir malı mülkü yoktu. Her şey Alparslan Türkeş’in üzerineydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir