12 Ağustos 2020

12 EYLÜL 1980’DEN BUGÜNLERE (E) P. YRB. ADNAN AKAN’IN ANILARINDAN…

Mahkemelerin Safahatı (devam)

Bir gün Türkeş ve Perinçek’i Mevki Hastanesi Diş Polikliniği’ne götürdüm. Diş tabibi Binbaşı Hüseyin önce Türkeş’i koltuğa oturttu. Bu arada her diş tabibine her ikisinin tedavi süresinin ne kadar süreceğini sordum. Diş tabibi niye soruyorsunuz dedi. Ben de Ankara Gücü- Rostov maçında görevli olduğumu söyleyince Türkeş ve Perinçek (Çinli lider Mao hayranıydı) ikisi birden ‘inşallah Türkler’ temennisini iletiler.
Başka bir gün Türkeş ile Yaşar Okuyan’ı yine Diş Polikliniği’ne götürdüm. Sayın rahmetli Türkeş ‘Adnan yüzbaşım Yaşar Bey’in dişlerini yaptıralım da iş eş bulmaya kalsın esprisini yaptı. Eş bulup bulmadığını bilemiyorum ancak zıplamalarla bakan olduğunu biliyorum. Kendisine sağlıklar diliyorum.
Bir duruşmada Alparslan Türkeş kalp spazmı geçirdi ben yanına gidinceye kadar ilk yardımı kendisi yaptı. Göğsündeki ufak cebinden çıkardığı dil altı ilacını (zannediyorum izordil idi) kullandı. Bilahare revire götürdüm. Duruşma sonunda dönerken kendisine sordum; ‘nereden akıl ettiniz bu hapı?’ ‘Adnan Yüzbaşım, benim pijamalarım dahil her ceketimin aynı cebinde aynı hap vardır.’
MÇP davası ile iyi TİKP ve TKP davaları da devam diyordu. Ben bu davalarda da mahkeme salonlarının güvenlik sorumlusuydum. Bütün duruşmalar apayrı heyecanlarla sürüyordu. Mesela; Doğu Perinçek savunmasını yaparken yargıç kendisine uyardı ‘Sayın Perinçek aynı şeyleri tekrarlamayın, zamanımız yok’ deyince Perinçek yanıtladı ‘Sayın yargıç ben bugüne kadar 3 ay sizin keyfinizi bekledim, sizde beni 5 dakika bekleme sabrını lütfen gösterin.’ diyerek savunmasına devam etti.
TİPK davasında ise yürekleri inciten bir durum vardı. Sanıkların çoğu parçalanmış ailelerin çocuklarıydı. En disiplinsiz salondu. Kısa zamanda disipline oldular.
Merkez Komutanlığı’nda beraber çalıştığımız bir yüzbaşı kardeşimin abisi avukat olarak her gün mahkemelerin koridorlarında dolaşmakta, iş almaya çalışmakta. Bir gün beyefendi Tümgeneral N.Ş. beni çağırdı. Gayet kibar bir şekilde ‘Hizmetlerin için teşekkür ederim. Yarından itibaren görevi Yüzbaşı S.’a (avukatın kardeşi) devredeceksin, zira çok yoruldun, bir süre dinlen’ diye emir verdi. Ertesi gün ben görevi devrettim. 3 gün sonra Merkez komutanı Tümgeneral N.Ş. beni çağırdı ve tekrar göreve devam etmemi söyledi. Ben görev değişikliğinin sebebini araştırdım. Netice; sıkıyönetim komutanı Korgeneral Recep Ergün yazılı bir emir göndermiş ‘Benim atadığım personeli ancak ben değiştiririm. Yüzbaşı Adnan Akan derhal göreve iade edilecektir.’ Sonu sefalete biten bu Yüzbaşı bir daha yüzüme bakamadı. (sağ ise Allah uzun ömür versin)
Mahkeme salonları hepsi kalabalık. Mahkeme aralarında sanıklar ihtiyaç giderecekler. Beşer kişilik gruplar halinde gönderiyoruz. Ancak bundan evvel avukatları gazetecileri ve izleyicileri salondan çıkarıyoruz. Bir duruşmada salon boşaltıldı. İki avukat ön sırada MKYK üyeleri ile görüşmeye devam ediyorlar. Bu iki avukat ikaz ettim; buna rağmen görüşmeye devam ettiler. Bunun üzerine zor kullanarak dışarıya çıkarmak zorunda kaldım. Tekrar duruşma başladığında bu iki avukat mahkeme heyetinden söz isteyerek ‘Fiilen ve kavlen bizi salonda çıkaran Yüzbaşıdan şikayetçiyiz’ ifadesinde bulundular. Duruşma arasında Başsavcı Albay Nurettin Soyer’e avukatların şikayetlerini nasıl değerlendireceklerini sordum. Başsavcı bana ‘Yüzbaşım sen endişe etme, biz kurda kuzu kaptırmayız.’ diyerek beni teselli etti. Ancak bir süre sonra Kıbrıs’a gittiğimde konu ile ilgili askeri Savcı ifademi almak üzere beni çağırdı. Ben İfade vermek için süre istedim, bir süre sonra ifademi verdim. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek dava düşürüldü. Kurda kuzu kaptırmayacaklarını ifade edenler ise herhalde mahcup olmuşlardır.

Share this:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir