19 MAYIS 1919: YENİDEN TURAN’A GİDEN YOLUN İLK ADIMI

Türklerin Türkistan’dan Batı’ya doğru Türk yürüyüşünün son kolu olan Ataman (Osmanlı) Türk Devleti…

Bu Türk devletinin 450 yılı aşkın başkenti olan İstanbul…
Türk dünyasının hanlık merkezi olan İstanbul…

Ve hanlık merkezi İstanbul’un, birinci dünya (paylaşım) savaşını bitiren Mondoros İşgal Antlaşması’nı izleyen 14. günde İngilizlerce işgali…

Bu işgal sıradan bir işgal değil…

Yüzlerce yıllık bir planın sonucudur. Türkleri yok etmeyi devlet politikasına alan bir İngiltere’nin Kutül Amare’de yaşadığı utançla birlikte yüzyılların birikmişliğin doruk noktası…

İngiliz istihbarat raporlarına tez niteliğinde sunulan, gerçekte kendilerini bekleyen tehlike;

Çin’den Anadolu’ya, Balkanlar’dan İskandinav ülkelerine uzanan bir Turan Devleti!!!

Türklerin kuracağı Turan Devleti!!!

Günümüz Türkiye’sinde bile Turan, çoğu insan tarafından hayalcilik olarak görülürken, İngiltere bir devlet ciddiyetiyle Türklerin tarihsel kökenlerini araştırmış ve karşısına çıkan manzaradan dehşete düşmüştür. Dolayısıyla İngiltere’nin kesin ve net amacı; Türkleri Anadolu’dan atmak değil, Türk’ü yeryüzünden silmeyi kafasına koymuştur. Sevr haritasındaki Türklere verilecek yerler bu anlamda, yalnızca göstermelik olarak fareyi yakalamak için kapanın üzerine konan bir parça peynirden başka bir şey değildir.

İngilizlerin endişelerini haklı çıkarır nitelikte Türkistan’daki Türk aydınlarına ek olarak; Osmanlı’da saklanan Türk Tarihini Çin kaynaklarına dayanarak ilk defa Oğuz Kağan’a kadar götüren Şıpka kahramanı Süleyman Hüsnü Paşa ve “Yarınki Turan Devleti” kitabı ile Türk balalarına Türklerin egemenliğinde bir Turan Devleti kurulacağını düşünmelerini anımsatan Ömer Seyfettin gibi aydınlarımız, Turan’ın geçmişte Hunlar ile, Avarlar ile, Cengiz Han ile, Timur ile kurulduğunu, yani gerçekten var olduğunu ortaya koyanların sadece ikisidir. “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyen Ziya Gökalp ile de kültürel altyapı da yerini bulmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çalkantılı yılları göz önünde bulundurursak bu çalışmaların hangi koşullar içinde yapıldığı, İngilizlerin içinde bulunduğu dehşeti daha da arttırmıştır. Ölüm-kalım, varlık-yokluk arasında bile Türk’ün kalıtsal belleğinin ortaya çıkardığı Turan ülküsü yine yeniden canlanmaktadır… Büyük taarruz sonrasında T.C. Kurucu Önderi Mareşal Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk için, yeni “Cengiz Han” benzetmesi bu çerçevede çok anlamlıdır.

Bununla birlikte; Atatürk’ün söylev ve demeçlerinde belirttiği bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasını savunduğu Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı… Çok ince ve ileri bir diplomasi ve siyaset örneği olarak görebileceğimiz bu kavramların yani mazlum milletlerin ve doğunun temelini oluşturanın ve ilk akla gelenin Türk Milleti olmadığını söyleyebilir misiniz?

Diğer taraftan Türk Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki süreçte kurulan Türkiyat Enstitüsü, Dil-Tarih-Coğrafya Fakülteleri, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun amacı bir Turan’ın, Bir Türk Birliğinin kurumsal altyapısı değil midir?

Buna yönelik olarak, Sovyetler Birliği’nin ilerleyen zamanlarda dağılacağını öngörüp, bu dağılma sonucunda bağımsızlığını kazanacak Türk cumhuriyetleri için, şimdiden hazırlıkların başlamasını, o süreçte bir ağabey gibi davranılmasını isteyen Atatürk bunu bir devlet projesi yapmamış mıydı?

Yine atalarımızın dediği gibi zor oyunu bozdu. İngilizlerin ince eleyip sık dokudukları plan, Sarı Başbuğ’a çarptı. Bunları bilerek baktığımızda Atatürk’ün 19 Mayıs Samsun’a çıkışı, yalnızca Türkiye’yi değil, bütün Türk yurtlarını da ilgilendiren bir atılım değil midir?

Atatürk’ü Anmak ve Gençlik Spor Bayramı’mızın 101. Yıldöngüsü kutlu olsun.

Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun…

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir