ANADOLU VE MÜZİK

Anadolu coğrafi konumu açısından kültürler arası köprü vazifesi görmüştür. Doğu ve Batı arasında çeşitli dönemlerde Roma Yolları ve İpek yolu gibi yollar sayesinde pek çok yolcuyu ağırlamıştır. Bu yolculuk ve yol hikayeleri içerisinde pek çok farklı kültür karşılaşmıştır. Savaşlar, hastalıklar, düğün-ler, cenazeler ve yaşanan çeşitli olaylar sonucunda dünyanın belleğinde yer eden sonsuz hikaye-ler… Bu hikayelerin sonsuz müzik kayıtları kah unutulmuş, kah hatırlanmış, söyleyeni belli olmadan binlerce yıl zamana dayanmıştır.

Türklerin söylediği, sözleri genellikle halk şiiri biçiminde olan, yazanı ve besteleyeni bilinmeyen, he-ce ölçüsüyle yazılan, bireyin ya da toplumun acılarını, sevinçlerini dile getiren, kendine özgü bir ez-giyle söylenen bir koşuk biçimi olan şarkılardır. Çoğunlukla göçün verdiği hüzünden, aşktan, ayrılık-tan ve kayıplardan bahseder. Neşeli türkülerde bile aslında hüzün renkleri mevcuttur.

Türkü adından da anlaşılacağı gibi Türk insanının dilinden dökülen nağmelerdir.

Atalarımızdan Dede Korkut kopuz çalan, at binen, kılıç kuşanan ve bugün çağımıza erişmiş ilk des-tan anlatan kişidir. Şamanizm kökenli bir menkıbeye göre Kırgız şamanlarına kopuz çalmayı ve tür-kü söylemeyi öğretmiş olan bir şamandır. Kazak halkı arasında Müslüman bir Kazak ermişi olarak tanınır. Seyhun nehrinin sol yakasında kurulmuş bir Kazak obasında yaşamış, ölünce nehrin sağ kıyısına gömüldüğü anlatılır. Dede Korkut’un mezarının Bayburt Masat Köyünde olduğuna inanılır. Her yıl Bayburt’ta “Uluslararası Bayburt Dede Korkut Kültür Sanat Şöleni” düzenlenmektedir.

Anadolu’ya Abdalların gelişi İslamiyeti ve İslam kültürünü yaymak içindir. Şeyh, derviş, nakip, mür-şit, şair, âşık, abdal ve seyyahlar şehir şehir, köy köy gezerek İslam’a davette bulunmuşlardır. Bu-nunla beraber, Anadolu’ya Mısır ve Bizans’tan gelen, kendilerine hoca, hacı, sofi, şeyh ve derviş süsü veren gayrı Müslim propagandacılar Türklerin inanç birliğini parçalayıp, manevi huzurlarını sarsmaya çalışmışlardır. Hacı Bektaşi Veli bu dönemde insanların birlik ve beraberlik içinde olmaları için destek vererek bu olumsuzluklardan insanları korumaya çalışmıştır.

Abdal Kültürü Anadolu’nun kimliğine sadece dini değil felsefi boyutlar da katmıştır. Aslında o dö-nemde Batı Dünyası karanlık Ortaçağ’ı yaşarken Anadolu, dünyanın en modern ve en hümanist kültürünün bayrağını taşıyordu. Ortaçağ’da akıl hastaları cadı diye yakılıyorken Anadolu şifahanele-rinde musiki ile başarılı tedaviler yapılıyordu.

Anadolu’nun medeniyetin beşiği oluşu, hümanizmin aslında dünyaya Anadolu’dan yayıldığına kanıt aradığımızda zengin bir içeriğe varabiliriz.

Gördüğümüz gibi müzik Anadolu’nun belleğinde özel bir yere sahiptir. Her daim türkülerinde tarih yatar. Bu türkülerde insana has bütün duygular en berrak şekliyle akar. İnsana dair ne varsa, insan yüreğinden damıtılarak çeşitli acıları, isyanları, haksızlıkları derin bir şeklide aktarır. Çaresiz acılı in-sanı koşullandıran sosyal çevre, kültürler arası farklılıklar, anlaşmazlıklar ve hatta yoksulluk, eli kolu bağlı insanın dilinden dökülüverir.

Müziğin hizmet etmediği insanoğlu yoktur. Müzik medeniyetlerin öz kardeşidir. İnsan göğsünde bir kalp taşıdığı sürece kulakları işitmese de müziğin içindedir.

Müzikle kalın.
Şükriye Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir