ANKARA TİFTİK KEÇİSİ

Ankara keçisinin yüzyıllarca önce Orta Asya’dan Türk’ler tarafından Ankara ve civarına getirildiği, bu bölgenin kurak iklim ve toprağı ile iyi bir şekilde bağdaşarak bu günkü yapı ve tiftik özelliklerini burada kazandıkları bilinmektedir. Ankara keçisi o tarihten bu güne Anadolunun seçkin ve karakteristik bir gelir ırkı olma niteliğini muhafaza etmiştir. 1838 yılına kadar sadece yurdumuzda yetiştirilen Ankara keçisinin anavatanının Anadolu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu keçi ırkının tüm dünyada Ankara’dan aldığı adı ile, yani Ankara keçisi olarak tanınması bu görüşün tartışmasız bir şekilde kabul gördüğünün kanıtıdır. Ankara keçisinin sahip olduğu bu kültürel-prestij değer Türkiye için gurur kaynağıdır. Bu gün dünyanın bir çok ülkesinde Ankara keçisinin titizlikle yetiştirilmesine rağmen elde edilen tiftikler incelik, yumuşaklık ve parlaklık gibi müstesna özellikleri bakımından yurdumuzda üretilen tiftikler seviyesine ulaştırılamamıştır. Tiftiğin endüstride aranan bütün özellikleri ancak onun öz vatanı olan yurdumuzda yetiştirilen Ankara keçisi tiftiklerinde görülmektedir. 19. yüzyılın ortalarına kadar Ankara keçisi sadece Türkiye’de yetiştirilmekteydi ve ülkemiz dünyada tiftik ipliği ve tiftik kumaşı (sof kumaşı) üretim ve ihracatı bakımından rakipsiz bir halde bulunuyordu. Sof kumaşları, gerek renk çeşitleri gerekse dokunuşlarındaki ustalıkları ve desen incelikleri ile bütün dünyada tanınmış bulunuyordu. Ünü iç ve dış pazarlarda yayılmış olan Ankara sofları, uzun yıllar Ankara vilayetinin tarihini ve ekonomisini etkilemiş, dış ülkelerden yurdumuza gelen bir çok seyyahın da dikkatini çekmiştir. O tarihlerde başta Ankara olmak üzere; Zir,Çankırı; Beypazarı, Nallıhan ve Kalecik’te 1355 tiftik tezgahının bulunduğu ve her yıl 20.000 top kumaşın ihraç edildiği Tournfort tarafından bildirilmiştir. 1835’lerde Ankara’ya gelen seyyahlardan Hamilton da sof üreten 1.000’den fazla tezgahın bulunduğunu yazmıştır. 1838 tarihinde başlayan bir süreçte ucuz ithal fabrika mallarının yurda girmeye başlamasıyla dokuma el tezgahları bunlarla rekabet edememiş ve yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalmışlardır. 360 yıl önce, yani 1640’larda Ankara’yı görmüş olan Evliya Çelebi de Ankara Vilayeti için “burası sof yeridir… Bu sof da Engürü’ ye mahsustur. Yer yüzünde başka bir yerde olmak ihtimali yoktur.” der. Sonra tiftik keçisini şöyle anlatır: “Tiftik keçisi beyaz süt gibi olup, onun gibi beyaz mahluk belki yoktur. Sof ipliği bunların yününden olur. Bu keçilerin tüyünü makasla kırkarlarsa ipliği sertçe olur. Ama yolarlarsa Eyüp Peygamberin ipeği gibi yumuşak olur… Kadın ve erkek herkesin işi softur… Frenkler bu Engürü keçilerinden Frenk diyarına götürüp yumuşak iplik eğirip sof dokumak isterler. Allahın emriyle keçiler bir sene içinde bildiğimiz tüylü kıl keçilerden olur. Dokudukları şey sof olmaz. Hatta Engürü’den eğrilmiş ipliği alıp, Frenk diyarına götürerek sof yapalım dediler fakat yine olmadı.” der. Ankara keçisinin Güney Afrika’ya ilk götürülüşü 1838 yılına rastlamaktadır. O tarihte Hint ordusunda bulunan Albay Henderson 12 baş teke ve 1 anaç Ankara keçisini Afrika’ya götürmüştür. Anaç keçi ve doğan erkek yavru Güney Afrika Ankara keçisi yetiştiriciliğinin ve tiftik endüstrisinin başlangıcını oluşturmuştur. 1880’lerde yapılan gizli ihraçlarla Türkiye’den Port Elizabeth’e getirilen Ankara keçilerinin orada kurulan pazarlarda güzel esir kızlar gibi satıldığı, Türkiye’den tanesi 4 altın liraya alınan bu keçilerin kontlar, dükler, saray mensupları, çiftlik sahipleri ve hatta antika meraklıları tarafından 500 İngiliz lirasına kapışıldığı yazılmıştır. Ankara keçisi monopolünün ülkemiz ekonomisinde taşıdığı önemin zamanında gereği gibi kavranamamış olması bunların kolaylıkla dışarıya çıkarılmasına imkan hazırlayarak ABD ve Güney Afrika Cumhuriyetinin birer ciddi rakip hale gelmesine neden olmuştur. Yine de yakın zamana kadar Ankara keçisi yetiştiriciliği ve ham tiftik ülkemiz ekonomisinde önemli bir değer olarak varlığını sürdürmüştür. Mesela, 1959 yılında 94 milyon lira olan hayvan ürünleri ihracat değeri içindeki tiftik ihracat değeri 45.2 milyon liradır ki bu da % 48’lik bir payı ifade eder. Gene 1959 yılında tiftik ihraç değerinin genel ihracat değeri içindeki payı % 4,56 gibi çok önemli bir orana ulaşmış; aynı yıl içinde arpa %3,3, kuru üzüm %2,14, kuru incir % 0,57, yün % 1,04, krom % 2,85, bakır, %0,21 pay ile tiftik ihracatının altında kalmıştır. 1959 yılında 8.442 ton, 1960 yılında ise 4.515 ton tiftik ihraç edilmiştir. Bu gün yıllık tiftik üretimimiz 6.000 tondan 200 tona gerilemiştir. Ankara Keçisi varlığımız da yaklaşık 3 milyon baştan 120 bine kadar düşmüştür. Ülkemiz ham tiftik rekoltesinde zaman içinde meydana gelen bu ciddi düşüşün başlıca sebebi tiftik fiyatlarındaki yetersizliktir. Yem fiyatlarının yüksekliği, çoban ücretlerinin bugün inanılmaz seviyelere ulaşması, gerek tarım arazisi olarak sürülmesi, gerekse özellikle orman sahası olarak sınırlandırılması nedeniyle meraların azalması meraların ancak kira ile elde edilebilmesi gibi maliyetteki büyük artışlar karşısında yılda bir defa kırkıp pazara getirdiği tiftiği para etmeyen üretici Ankara keçisini kasap bıçağı altına teslim etmek zorunda kalmıştır.
KAYNAK: tiftikbirlik.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir