arap puta taparken TÜRK GÖKLERE BAKIYORDU

İnsanoğlu bu, azla yetinmez, hep daha fazlasını, hep en iyisini ister. Boşa inkâr etmeyin; hepimiz daha iyi bir hayat, imkanlar ve mutluluğun paranın yanında olduğu inancıyla çalışıyoruz. Bu benim içinde böyleydi. Ta ki; kendimi kaptırdığım yoğun iş temposunda, zamanı yetiştiremediğim bir ilkbahar gününde oradan oraya koştururken yol verdiğim at arabasının üzerinde ki çocuğun bana gülümseyerek el sallamasına kadar. O an benim için zaman durdu ve o çocuğun içten gülümsemesinde samimi hayatı buldum. İşte gerçek buydu! Cennet vatanımızda, bu vatanın evlatlarının, TÜRK çocukların gülmesi! Vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak için varlığını TÜRK varlığına armağan eden kahraman Şehitlerimizin çocuklarının acı ve özlemle döktüğü her damla göz yaşının hesabını TÜRK Milleti bir gün tüm sorumlulardan soracaktır! Buna inancım tamdır.


Hep şu Kemal Kılıçdaroğlu’na kızardım, Atatürk’ün kurmuş olduğu partinin genel başkanı olarak nasıl olurda kürtçülük yapanlara sahip çıkıyor, nasıl olurda Erdoğan’ı düşürmek uğruna gidip te terörist kardeşi hdp partilileri ile kol kola yürüyen vekilleri partide barındırabiliyor diye. TÜRK unutmaz! Yanlış anlamayın, halada kızıyorum bu tip durumlara. Fakat bu hafta Afrin harekâtı sonrası elde ettiğimiz muhteşem zaferimiz nihayetinde TÜRK askerine moral vermek için devlet erkanının yanına birtakım kendine sanatçı diyen şahısları alarak birliği ziyaretinde takındığı tavrı eleştirmesini çok haklı buluyorum. Dedim ya TÜRK unutmaz. Çok değil 2013 yılında, Diyarbakır meydanında, TÜRK düşmanı barzaninin de katıldığı bir törende dönemin başbakanının bugünün sayın Cumhurbaşkanının eşinle birlikte protokolde izlediği ve üstelik izlerken eşinin ağladığı bir sahne canlandı gözümde. SANKİ DÜN GİBİ, DÜN! İsviçre’de verdiği bir konserde ‘abdullah öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türk devletidir. İnanın bana. Türkiye’nin silahları bizi öldürüyor. Terörist olan onlardır.’ diyen ve pe-kaka elebaşısı bebek katili öcalanın İtalya’da ağırlandığı dönemde, İtalya’ya giderek apo’ya bağlılık ve desteklerini bildiren kendi terörist şivan perver ile birlikte Türkiye’nin göbeğinde, Diyarbakır meydanında, hem de dönemin koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve eşine karşı, el ele zafer elde etmişler havasıyla tutuşarak ‘megri megri’ diye böğüren ibrahim tatlıses, bugün yine sahneye çıkıyor ve koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına karşı bu sefer de TÜRK Askerinin türküsü olan YAYLALAR’ı söylüyor. Kafam karışıyor iyice, bazı şeyleri anlayamıyorum. En iyisi siz söyleyin açık açık ta bilelim. Kime dostluğunuz? TÜRK düşmanı teröristlere mi? Yoksa Türk askerine mi? Türk yurdunda kendi teröristler k*rtçe megrilerken ağlayanlar mısınız? Yoksa VARLIĞINI TÜRK VARLIĞINA HİÇ ÇEKİNMEDEN ARMAĞAN EDEN TÜRK ASKERİ ile gurur duyanlar mısınız? Ya da bir başka soru! Gerçekten TÜRK ASKERİNE moral vermekten, bu hafızalarımıza olumsuz olarak kazınan başrollerini megricilerle (başka bir değişle bölücü kürtçülük peşinde koşan teröriste kardeşlerle) paylaştığınız sahneleri mi anlıyorsunuz? Yanıtınız evet ise, TÜRK yurdu olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir TÜRK olarak, gidişatın olumsuz olduğu kanaatindeyim. Özellikle de megrici ibo yaylalarken çoşup, anı öz çekimle ölümsüzleştirmek isteyen bir askerin kendi cep telefonuyla koskoca Türkiye Genel Kurmay Başkanının kafasına çarpması kabul edilemez bir olaydır. Sizler için acı ama gerçek; bana göre bu sefer Kılıçdaroğlu haklı! Sergilenen tutum bırakın moral-motivasyon olmayı, fikrime göre de kabul edilemez bir hadisedir.


Yok, yok, gerçekten yok, bu greek sülalesinde gram akıl yok. Ben bunu bu hafta bir kez daha anladım. Sınıra ve adalara 7 bin asker yığmışlar, kaşınıp duruyorlar. Bu TÜRK düşmanlarının hareketleri karşısında Büyük Hun imparatoru Atilla’nın (bilmeyen arapçılara duyrulur: kendisi bir TÜRK HÜKÜMDAR-KOMUTAN dır) bir sözü çınlatıyor kulakları; ‘Eğer sınırlarınızda sorun varsa, bunu gidermenin tek yolu, sınırlarınızı genişletmektir.’ Düşüncem şudur ki; gerçek Misak-ı Milli sınırlarımız alınmadıkça ne batıda ki yunanın kaşıntısı geçer ne de doğuda ki bu sözde kürtçülük peşinde koşan bölücü terörist belasından kurtulabiliriz. Fakat bir konuda çok rahatım. Bin yıllarca var olan tarihimizce yaşayan tek gerçek TÜRK’E kefen biçenin sonunun ÖLÜM olmasıdır. Birde şu paralı askerlerinle hava atan Amerika birden Suriye’den çıkıyorum dedi, güya yerini fransaya bırakmış. Şaşırdık mı? HAYIR. Sonra Anadolu ajansı Fransız askerlerin konuşlandığı konumları yayınlamış. Bu dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışanlar da bu duruma öfkelenmiş miş mişşş. Ya kardeşim hani basın özgürlüğü? Al sana basın özgürlüğü! ?Adamlar işini yapıyor nolduuuu? Zorunuza mı gitti? Bu ne öfke? Durun daha sizle oynamaya başlamadık. Ama bak, baştan söyleyeyim; hemen mızıkçılık yapıp mezopotamya eşekleri gibi kaçıp oyunu terk etmek yok! Bırakın zevkini çıkara çıkara serelim leşinizi topraklarımıza. Gerçi sizin pis kanınızla kirlenecek ama Türk düşmanlarının birer birer yok olması tek tesellimiz olacaktır. Evet, ürettiğiniz BOP-Projesi bir bataklık ve biz ÇILGIN TÜRKLER bu projede emeği geçen herkesi ama iç-dış herkesi, büyük bir ustalıkla düğün eder gibi, o bataklıkta boğacağız. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.


Tarafım bellidir. Tarafım TÜRKLÜK ve bir gün kurulacağına inandığım TÜRK BİRLİĞİ’dir. Kimsenin Türk’e dost olmadığını, ülkeler arası ilişkilerde her zaman geçerli olan milli çıkarların olduğunu anlamış olmalıyız diyeceğim ama bu durumdan, geçmişten ders almamış ve geçmişi çok çabuk unutmuş, arabın puta taptığı devirlerde bile TÜRK’ün göklere baktığını kavrayamayan bazı kesimlerde anlamsızca var olan arap-aşıklığı olduğu sürece, emin olamıyorum. BAŞBUĞ GAZİ MAREŞAL MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün 30 Ekim 1933 tarihinde özel bir sohbetinde vermiş olduğu beyanın bize yol gösterici olması dileğiyle ‘Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir… (Ziraat Bankası Arşivi)

TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir