AŞIK KİMDİR? AŞK NEDİR?

Bu günkü aşıkları ilk temsilcileri ozanlardır ve bu gelenek ta Hun Türklerine kadar uzanmaktadır. Elinde sazı ile şiir söyleyen kişilere denir ve aşık kelime anlamı ‘’bir kimseye veya bir şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan, vurgun, tutkun kimse’’ olarak karşımıza çıkmaktadır. Ya da ‘aşmak’ kelimesinden türetilen dünyevi gerçeklerin ötesine geçmeyi başarmış kimse anlamını taşımaktadır.
En eski Türk Boylarında saz çalan kişi aslında dini ayinleri gerçekleştiren, kötü ruhları kovan, büyü bozan, kötülükleri savan, kişileri sağaltan dönemin hem doktoru, hem din adamı idi. Ozanlar toplumsal olguları yöneten önemli kişilerdi. Gel zaman git zaman bu kişiler toplumun yapısı, dini ve olguları değiştikçe farklı roller aldılar.
İslamiyetin kabulü ile müzik eski önemini kaybemiştir. Çünkü din dışı konularda akıl çelen, coşku yaratan, bir nevi yoldan çıkaran bir unsur olarak görülmüştür. Fakat peygamberimiz Hz.Muhammet’in güzel Kur’an okumaya teşvik etmesiyle güzel melodiler kullanılmaya başlandıığını biliyoruz. Gel zaman git zaman her millet kendi tarzında güzel Kur’an okumak için kendi melodik özelliklerini ortaya koydu.
Mesela ilk defa Osmanlı Döneminde uygulanan ve hala süregelen ezanların farklı makamlarla okunması ülkemizde güzel bir gelenek olmuştur. Arap Ülkelerinin hiçbirinde hiçbir zaman böylesi bir melodik zenginlik görülmemiştir. Sabah Ezanı Saba Makamı, Öğle Ezanı Rast veya Uşşak Makamı, İkindi Ezanı Hicaz veya Nhavent Makamı, Akşam Ezanı Evc ve Segâh Makamları,Yatsı Ezanı Uşşak ve Beyâti Makamlarında okunur. Sela ise okunduğu duruma göre değişiyor sabah ise Hüzzam, Cuma Selası ise Hüseyni, Yatsı ise Dilkeşaveran, cenaze selası ise Hüzzam veya Saba makamlarında okunmaktadır.
Bu makamlara göre ezan okunması konusu tahminlerce Buhurizade Mustafa Itri’nin önayak olduğu çalışmalarla ortaya çıkmış olabilir. Çünkü Sultan IV.Mehmet himayesinde sarayda Hanende olarak çalışan Itri’nin hayatı ve çalışmaları ayrı bir yazıya konu olacak kadar saygıdeğerdir. Kendisi pek çok önemli eserler bırakırken bugün bile en hüzünlü günlerimizde gözyaşlarımız kadar doğal bir şekilde dilimizden dökülen Segah Tekbir’in bestecisidir.
Hemen hemen aynı dönemlere denk gelen Kadızade Tarikatının icraatlarını da konuşabiliriz.Tarihte her dönemde taassup ve gericilik örnekleri görmek mümkündür. Türk tarihinin en tutucu dini hareketi olan Kadızadeler dine aykırı diye birden fazla minaresi olan camilerin minarelerini yıkmaya kalkışmışlardır. Tyco Brahe ile eşzamanlı olarak ve birbirlerinden habersiz olarak kurulmuş olan Takiyüddin’in kurduğu İstanbul Rasathanesi’nin yıkılması olayı da yer almaktadır. Bu eşi görülmemiş cehalet örneğinin devamı olarak İstanbul’da taassup örneği bir başka ayaklanma sonucu,Topkapı Sarayı Camii’ni basarak makam ile ezan okuyan müezzinini katletmeleri de cinayetlerinin bir diğeridir. Bu kişiler Paygamberimiz zamanında kaşık yok diye kaşık kullanımına dahi karşıyken, iyiliğin güzelliğin, kolaylığın, gelişimin karşısında durmaktalardı. Oysa ki sevgili peygamberimiz ‘’İlim Çin’de olsa gidip alınız’’ buyurmuştur. Bu kişiler Mevlevihaneler’de Ney üfleyen kişileri düdükçüler diyerek küçümsemişlerdir.
Mevlevihanelerde ney üflenir. Ney’in sazlıktan devşirilen bir saz olması, insanın sonsuzluktan kalkıp sonlu dünyaya düşmesine işaret etmektedir. Neyin 7 adet deliğinin olması insanın bulunduğu 7 bilinç mertebesini işaret etmektedir. Çalan ve dinleyen kişiye huzur vermesi aslında ruhani olarak insanın tekamülüne işaret etmektedir. Ney, tasavvuf literatüründe ideal insanın tanımıdır. Notalar aracılığıyla evrenin müziği vücud bulmuş olur. Notalar lezzetleri, makamları ve eserleri oluşturur. Tasavvuf’a göre evrenin aslı çok boyutlu bir tek müzik bestesidir. Bu şiirsel tanımdan sonra Tasavvuf’un aslında insan ve evren üzerine yaptığı şiirsel araştırmalara hayran olmamak çok zordur. Bu sanatsal bakışın aslında evrenin üst boyutlarından aktığını düşündürüyor insana. Birer aşık olup olmadıkları tartışılabilir ancak neyzen ve hanende saray müzisyenlerimiz de sanata aşık kişilerdi. Allah Aşkıyla yapılan her sanat kesinlikle Allah katında Aşktan yana karşılık gördü.
Emeklerinizin Allah katında Aşkla karşılık görmesi dileklerimle… Müzikle kalın.

1 thought on “AŞIK KİMDİR? AŞK NEDİR?

  1. Aşk ışığı görüp (ayrımına varıp; anlayıp) yaşamaktır. A (ı)şk ! Işık kaynağı güneş ya da Kuneştir. Ş sesi Türklerdendir. Türk damgası ilktir; on binlerce yıl önce kayalara kazımış atalarımız. Arabın dili çalıntıdır. Ş sesi de Türkçedendir özetle. Şam; Baksı, Ozan; Kam; Kaman hep benzeri anlamlı hısım sözcüklerdir. Bu sözcükler insana yönelik ilgiden çok Türk bilgisini; inancını, töresini de dillendiren kimseler için kullanılmış geçmişte. Semavi denilen erkek egemen dogmatik yapılarda bu ilgi doğrudan karşı cinse yönelik fizyolojik ilgiye dönüşmüş; anlam yitimi ve kaymasına uğramış ne yazık ki! Bu durumda Türk sözcüğü ile organik ilişkili Türkü de gün (kün) eşe ilgiyle söylenen (ürümek) seslerdir. Türklükle, aydınlıkla kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir