AZİZ ŞEHİTLERİMİZE SAYGI VE MİNNETLE…

Bazen düşünüyorum da aslında çok şaşılacak bir milletiz. O kadar ulusal marşlarımız, vatanperver şiirlerimiz dururken sözleri şair Abdurrahman Keskinoğlu’na ait bir aşk şarkısında, sanki devlet marşıymış gibi, milli duygularla bütünleşmek nasıl akıl almaz bir hissiyattır, bilemedim. Birde şiirle ve şarkıyla bir milletin yönetildiğini hiç görmemiştim. Helal olsun valla, PES doğrusu. Tek millet, Tek devlet, Tek bayrak diyorsunuz ya sayın Cumhurbaşkanım, kusura bakmayın ama ben bu tanımsız ‘TEK’ i anlamıyorum, anlayamıyorum. Madem şiirleri çok seviyorsunuz, iyisi mi bende size, Türk Milleti ve Türk Bayrağınla ilgili olan, Türklük bilinciyle büyüdüğüm ve bana, her köşesinde özgürce dalgalanan şanlı bayrağımızın altında hür yaşadığımız bu vatanın bir Türk vatanı olduğunu iliklerime kadar hissettiren şu şiiri armağan etmek isterim:

Atalarım, gökten yere, İndirmişler ay yıldızı, Bir buluta sarmışlar ki, Rengi şafaktan kırmızı.

Onun ateş kırmızısı, Ne gelincik, ne de gülden, Türk oğlunun öz kanıdır, Ona bu al rengi veren.

Ay yıldızı, gökyüzünün, Ayla yıldızından yüksek, Türk’ün alın yazısıdır; Türk’tür onu yükseltecek.

Vazifemdir bayrağımı, Üstün tutmak her bayraktan, Can veririm, kan dökerim, Vazgeçemem ben bu haktan.

Çok güzel değil mi? Evet, bence de hem anlamlı hem güzel. Ama illa ki aşk şiiri istiyorsanız size birde Hüseyin Nihal Atsız’ın çağa damgasını vurmuş şiirinden bir mısrayı armağan edebilirim. Bu satırlar aynı zamanda Zeytindalı Harekâtı kapsamında görev alıp kahramanca savaşan tüm Koçyiğitlerimize gelsin:

VUR ŞANLI SİLAHINLA GÖNÜL MÜLKÜ DÜZELSİN; SEN ÖLDÜRÜYORKEN DE VURURKEN DE GÜZELSİN!

Fikrime göre, daha iyiyi ve en doğruyu bulmak için eleştiri yapmadan olmaz elbet. Ama bu sevgili devlet erkanının yaptıklarını beğenmediğim anlamına gelmiyor. Beğenmediğim durumları söylerim çekinmem, kimseden de korkum olmaz. Ben bu cennet vatanı kendime yaşamak için seçtiğim de bunun en büyük etkeninin damarlarımda deli gibi akan asil ırkımın kanı olduğunu çok iyi biliyordum. Vatanımda Türklüğümle övünemeyeceksem, bu dünyada hiç yaşamamam gerek. Biz Türklere nefes aldıran kanımızdır, can suyumuz ise kahraman şehitlerimizin intikamını bir gün alacağımıza olan inancımızdır. Ama beğendiklerimi de söylerim. Ben şu an ki Türk Milliyetçisi politikalardan çok memnunum, bir Türk vatandaşı olarak ta umarım ki bu memnuniyetim sonsuz sürer. Korkularım yok mu? Her vatan sever gibi, var elbette. Yakın geçmişimizde Türk milletine ve Türk devletine yaşatılan sözde çözüm süreci travmasını atlatmış ve o dönem yaşananları hemencecik unutuvermiş değilim. Bu yüzden olanlara bakarım, ama temkinli! O gün teröristlerle el ele tutuşup barışı sağlayacağına inananlara pek güvenmem. ‘İnsanoğlu bu şaşar, o gün şaşan bugün değil belki ama yarın döner yine şaşar’ diye düşünürüm hep ve bilirim ki, Türk’üm demekten çekinen hiç kimse bir Meta Han, bir Alp Arslan, bir Mustafa Kemal Atatürk olamaz…. Dönemsel kahraman olabilirler belki fakat şunu da iyi bilirim, Türk’üm demekten çekinen hiç kimse Türk milletinin başına unutulmayacak bir Başbuğ olamaz.



Biliyorsunuz, bu hafta 18 Mart Şehitler haftası. Gittiniz mi hiç Çanakkale Şehitliği’ne? Evet dediğinizi duyar gibiyim. Hissettiniz mi o kanı, o ruhu? Tüyler ürperiyor değil mi? Her karışını gezerken duyuyorum o bomba seslerini, yanık kokusunu. Gözlerimi kapatıyorum Conk bayırında, yanımdan bir asker geçiyor, omuzunda yaralı arkadaşı, aceleyle ‘ZAFER BİZİM’ diyor ‘ÖLMEYECEKSİN!’, ‘Şehitler ölmez, rahat uyuyun kahraman Atalarım’ diyorum içimden sessizce, gözlerim doluyor. Sonra birden kan kokuyor dağlar, taşlar. Atalarımızın kanı! Şanlı al bayrağıma rengini veren asil Türk kanı. Bakıyorum aşağı Arıburnu’na, düzlük bir alan, çok uygun çıkartmaya, geliyorlar sürülerce, umutlular ve kendinden emin, Mehmet Akif’in şiiri geliyor aklıma, bu vicdansız düşman karşısında; ‘Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya, Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!” Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ… Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!’ Birden masmavi gözleriyle keskin bir bakış kitleniyor üstüme biraz ilerden, Kemal Yeri’nden sesleniyor Başbuğ Mustafa Kemal Paşam: ‘Evlat! Geldikleri gibi giderler dememiş miydim ben sana İstanbul Boğazında’ O an gülümsüyorum, rahatlıyorum, minnetle gururlanıyorum ve hissediyorum, O KAN YİNE BU KAN. Şimdi gelseler, yine düşmana mezar olur bu yerler. Atatürk’ün evlatları bitmez bu topraklarda ne Çanakkale’de ne Kars’ta ne de Afrin ‘de. Aziz Şehitlerimizi hiçbir gün unutmamalıyız, unutmayacağız ve unutturmayacağız. Bu kesin! Fakat o Şehitlerimizin anıldığı güzel günde, imkânınız varsa gidin derim Çanakkale’ye. Onlar nasıl ki o gün, bugünler için, Türk’ün istikbali için, yurdun dört köşesinden gelip Yarbay Mustafa Kemal’in bir emri ile ölüme koştular, sizde koşun onlara, çünkü onlar orada bizi beklerler, çünkü biz o gün can verenler sayesinde bugün hür yaşayabiliyoruz. Onlara gidin, çünkü o gün ölüme koşan o binlerce kahraman ŞEHİT ATALARIMIZ HİÇ ÖLMEDİLER ve onlar sayesinde VATANIMIZ bin parçaya BÖLÜNMEDİ.

Başta Anafartalar kahramanı Başbuğ Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk Paşam ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere vatan uğruna can veren tüm kahraman şehitlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyorum, onurumuz olan Gazilerimize de saygı dolu selamlarımı gönderiyorum. Türk yurdunda Türk Milletine yaşatılan acıları ve ihanetleri hiçbir zaman UNUTMAYACAĞIZ, hiç kimseye deUNUTTURMAYACAĞIZ.

TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir