BAŞBUĞ ATATÜRK’ten sonrası…

Lenin sonrası Stalin…
Atatürk sonrası İnönü…
Aynı akıbet…
Atatürk, 15 yıllık devlet başkanlığı sürecinin 13 yılında İnönü’yü devlet yararı için kullanmıştır. Çünkü İnönü, keskin devrimlerin hiçbirine itiraz etmemiş ve sarsılmaz biçimde bu devrimleri hayata geçirmiştir.
1936’da Atatürk, İnönü devrinin bittiğinin farkına varmıştır.
İsmet İnönü CHP teşkilatına hakimdi. Öyle ki parti genel sekreteri Recep Peker üzerinden bürokrasiye egemen olmak için valileri nüfuz altına almaya kalktılar.
Atatürk bunu sezdiği an tüm CHP il başkanlarını görevden aldı. Valilere il başkanlığı görevi verildi.
CHP il başkanları valilik yapmadı. Tam tersine, valiler CHP il başkanlığı yaptı. Arada çok çok çok ince bir ayrıntı var. Bu sayede bürokrasi partinin kıskacından kurtuldu. Parti bürokrasiye değil, bürokrasi partiye hakim oldu. Aynı zamanda genel sekreter Recep Peker Almanya ziyareti yapıp Nazi iktidarını inceledi. Bir rapor tuttu. Bu raporda Nazi iktidarının bazı uygulamaları Atatürk’e tavsiye edildi.
Atatürk raporu okuduğunda çok öfkelendi. Recep Peker kısa süre sonra görevden alındı.
Recep Peker, İnönü’nün CHP’deki kilit adamıydı. Atatürk onu görevden alırken aslında “totaliter bir parti devlet” ideolojisine kayan İnönü’nün gücünü kırpmak istemiştir.
Peker’den sonra parti genel sekreterliğine içişleri bakanı Şükrü Kaya getirildi. Özellikle Peker’in alınmasından sonra İnönü ve Atatürk arasındaki ihtilaflar artmıştır. 1937’nin sonunda bu defa radikal bir kararla İnönü görevden alınmıştır. Atatürk bir sonraki dönemde onu vekil değil, büyükelçi tayin etmeyi düşünmüştür. Esasen bu hamle, İnönü tasfiyesidir. Fakat Atatürk, İnönü tasfiyesini tamamlayamadan ve kendisine güçlü bir namzet bırakamadan ölmüştür. Atatürk, kendisinden sonra Fevzi Çakmak’ı düşündüğünü Rıza Soyak’a açıklamıştır fakat 11 Kasım 1938’de İnönü hala güçlüdür. Fevzi Paşa, adaylığını koymamıştır. İnönü Kasım 1938’de Cumhurbaşkanı seçildi. Aynı gün Celal Bayar’a yeni bir hükümet kurma emri verdi. Fakat iki ay sonra Bayar’ı görevden aldı. Refik Saydam başbakan oldu. Bakanlar kurulu hala Atatürk döneminde bakanlık yapanlardan oluşuyordu. Sadece üç ay sonra İnönü bakanlar kurulunu revize etti. Atatürk’ün bakanlar kurulu gitti, yerine yeni isimler geldi. Böylece İnönü kendi kadrolarını başa getirmiş oldu. Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na bu kadrolarla girdi. İnönü çekimser ve tutucu bir tipti. Bu özelliği sayesinde Türkiye savaşa girmedi. Fakat Almanlar Ruslara saldırdığında ve ilerlemeye başladığında İnönü hükümeti ile Alman diplomat Von Papen arasında diplomatik görüşmeler başladı. Bu görüşmelerde Türkiye Almanya’ya destek sözü veriyor, karşılığında Rus topraklarında, Türklerin yaşadığı bölgeler için imtiyaz talep ediyordu.
Daha sonra Almanlar savaşı kaybetti. Ruslar Berlin’e girdi. Berlin’i talan eden Ruslar, İnönü-Von Papen görüşmelerini tespit etti. Sovyetler Türkiye’ye emperyalistlere karşı destek veren ilk ülkelerdendi. Atatürk,1930’larda, sanayi kurabilmek için Ruslardan faizsiz kredi almıştı. İki ülke, yararlı bir ittifak halindeydi. Fakat Stalin, İnönü-Von Papen görüşmelerini öğrenince Sovyet dostluğu bir anda yok oldu.
Stalin, Türkiye’den boğazlar için imtiyaz talep etti ve aynı zamanda kuzeydoğuda hak iddiasında bulundu.
İnönü, ani bir refleksle İngiltere’ye yöneldi. Fakat İngiltere yorgun bir devletti. Yunanistan’a bile yardım edemeyeceğini ilan etmişti. Geriye sadece ABD kalıyordu.
Ve Türkiye, çaresiz bir biçimde, ABD’ye yardım için başvurdu. İnönü öylesine çekiniyordu ki, Türkiye çok ağır anlaşmaları peşi sıra, imzalamaya başladı. ABD bu anlaşmalar sayesinde, Türk Ordusu’nu tamamen kontrol altına aldı. İnönü’ye de, yardımların devamı için “demokrasiye dönme” talimatı verildi. İnönü, 1946’da, “anti-demokratik” bir seçim hazırladı. Bayar’ı da, partiden ayrılması için teşvik etti. İnönü böylece hem ABD’den yardımları alabilecek hem anti-demokratik seçimi kolayca kazanabilecek hem de hoşnut olmadığı Bayar kadrolarını partiden göndermiş olacaktı.
Fakat ABD 1946 seçimlerini yeterli görmedi. Seçim kanunu değişti. 1950’de yeni seçimler yapıldı. Halk İnönü’nün totaliter parti devlet ideolojisinden bıkmıştı. Bayar’ın partisi seçimi kazandı. Böylece Demokrat Parti dönemi başladı. Fakat ABD Bayar’a da nüfuz edebiliyordu. Anlaşmalar Bayar-Menderes döneminde de sürdü.Böylece 1946-1952 döneminde ABD Türkiye’yi ele geçirdi. İnönü, 1940’lı yıllarda memleketi öyle bir kilitlemişti ki, sadece sosyalistler değil, milliyetçiler de ezilmişti. İnönü totaliterliği, Türkiye’nin ideolojik-entelektüel birikimini kurutmuştu. Bu sayede 1946-1952 sürecinde Türkiye’nin ABD güdümüne girmesine ses çıkaran olmadı. O tarihlerden sonra ABD Türkiye’de sahte akımlar yaratmaya başladı…
Amerikancı/milliyetçi
Amerikancı/dinci
Amerikancı/Atatürkçü…
Bu politik sahte kitleleri de her daim kullanarak darbeler, kaos üretip taviz imkanı elde etmiştir. Hani sorulur ya…”Kurtuluş savaşını kazanan Atatürk Türkiyesi nasıl bu halde geldi” diye…İşte kısa bir özeti…!

A L I N T I

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir