BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN! TARİH: 30 AĞUSTOS 1922 BAŞKUMANDAN MEYDAN MUHAREBESİ

Tarihler 26 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde millî mücadeleyi askerî açıdan sonuçlandıracak olan “Büyük Taarruz” başlamıştı. Cephede yaşanan sıcak gelişmeler Hâkimiyet-i Millîye Gazetesi’nde “Büyük Millet Meclisi’ne tebliğ edilen bir harp haberi” olarak sunulmuştu. Şimdi takvim yapraklarını birkaç sayfa geri çevirelim ve Sakarya Savaşı’nı kısaca anımsayalım. Ne olmuştu? Yunanlılar yenilmiş ve işgal ettikleri yerleri elde tutabilmek amacıyla savunmaya geçmişlerdi. Şanlı Türk Ordusu ise bunun bir savaştan öte vatan namusu meselesi olduğunu bilmekteydi. Dalgalanan şanlı bayrağı altında yeminler etmiş bu defa kesin zaferi elde etmek için taarruza başlamıştı.
Zafer Hazırlıkları Başlıyor!
Devletin bütün kaynakları ordunun emrine verilmiş, gariban ama onurlu Türk Milleti çaresizlik perdesini aralamış ve yarattıkları küçük imkânlarla Mehmetçiğine büyük destek vermişlerdi. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, ordunun taarruz eğitimi için kolları sıvarken Türk Milleti kaderini baştan yazacak o kutlu zaferin hazırlığını yapmaktaydı. Taarruzun amacı, düşmanı durdurmak ya da geri çekilmeye zorlamak değil, Anadolu’nun bağrından söküp atmaktı. Başkumandan bir yandan hazırlıkları aralıksız takip ederken bir yandan da komutanlarıyla sürekli haberleşmekteydi. Nihayet beklenen an gelmişti. 6 Ağustos 1922’de, ordu birliklerine taarruz hazırlıklarını gizlice tamamlamaları emri verildi.
Tarihte Bugün: 26 Ağustos 1071 yılında Sultan Alp Arslan’ın zaferiyle sonuçlanan “Malazgirt Meydan Muharebesi” gerçekleşti. Anadolu’nun kapısı, Türklere açıldı.
Tarihte Bugün: 26 Ağustos 1922 yılında Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Büyük Taarruz başladı. Günler süren mücadelenin sonunda zafer kaçınılmaz oldu ve düşman geri püskürtüldü. Tarih bu zaferi, “Başkumandan Meydan Muharebesi” olarak yazdı.
Taarruz Başlıyor!
Büyük Taarruz, 26 Ağustos sabahı, Türk topçusunun ateşiyle başladı. Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi aynı gün tebliğ ettiği harp haberinde; harekâtın sabah bütün cephelere yayıldığını, elde süngüyle düşmanla çarpışılmaya başlandığını, büyük bir sükûnetle neticeye ve resmî tebliğlerine intizar edilmesi gerektiğini yazmıştı. Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, taarruzu Kocatepe’den yönetmekteydiler. Ordumuz ilk günden beri kendisine gösterilen her hedefe Türk bayrağı dikmeye başladı. Yunanlılar, mevziilerinden atıldı. 27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, Yunan birliklerinden geri alındı. İki günde kuvvetlerinin yarısı savaş dışı bırakılan Yunan ordusu kuşatma altına alındı. 30 Ağustos günü Yunanlılar Dumlupınar’da kuşatıldı. Bu muharebeyi Başkumandan bizzat yönetti. Düşmanın ana kuvvetleri burada imha edildi. Bu şanlı zafer tarihimize “Başkumandan Meydan Muharebesi” olarak geçti. 31 Ağustos’ta, Eskişehir bölgesindeki Yunan kuvvetleri bozguna uğratıldı. Dağılan düşman birlikleri, büyük bir panikle kaçmaya ve İzmir, Yalova, Bandırma gibi sahil şehirlerine ulaşmaya çalıştılar.
Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!
Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül sabahı Çal ilçesinde meşhur tarihi emrini verdi: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” 2 Eylül’de Uşak yakınlarındaki Yunan Başkomutanı General Trikopis ve çok sayıda yüksek rütbeli Yunan subayı esir alındı. 9 Eylül’de Türk süvarileri, İzmir’e girdi ve kahramanlarımız güzel İzmir ile kucaklaştı. Bu sırada İzmir cayır cayır yanıyordu. Yunanlılar, Anadolu’yu terk etmeden önce Anadolu’nun bağrına ateş düşürmüşlerdi. 18 Eylül’de Batı Anadolu, Yunan kuvvetlerinden tamamen temizlendi. Tıpkı Faruk Nafız Çamlıbel’in, “Zafer Türküsü”nde belirttiği gibi…
Yaşamaz ölümü göze almayan, Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri. Zafer göz yummadan koşana gider.
Zafer dedikleri kahraman peri, Bayrağa kanının alı çalmayanın,
Susandan kaçar da coşana gider. Gözyaşı boşana boşana gider.

Kazanmak istersen sen de zaferi, Bu yolda herkes bir, ey delikanlı!
Gürleyen sesinle doldur gökleri. Diriler şerefli, ölüler şanlı.
Zafer dedikleri kahraman peri, Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Susandan kaçar da coşana gider. Her zaman bu şandan, o şana gider.

Tarih Unutmaz! 57. Tümen Komutanı Albay Reşat Çiğiltepe
Albay Reşat, Türklüğün onuru ve gururudur. O, Türk ulusunun değerlerinin simgesi ve cesaretidir. 1879’da İstanbul’da doğmuştur. Babası Süleymaniye mutasarrıflığından emekli Ziya Paşa, annesi Şevkiye Hanım’dır. Kaynaklara göre babasını, doğduktan 1 yıl sonra kaybetmiştir.
1893 yılında girdiği Harp Okulunu 1896’da bitirerek ordunun farklı komuta kademelerinde görev yapmıştır. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’na katılmış, Yanya Savunmasında yaralanmıştır. Bu görevdeki başarısından ötürü “Binbaşı” rütbesine terfi etmiştir. 1915 yılında seferberliğin ilanından sonra Çanakkale Cephesi’nde görevlendirilmiş, cephedeki olağanüstü başarılarından dolayı 17. Alay Komutanlığı’na getirilmiştir. Muş ve Bitlis’in düşman mezaliminden kurtarılmasında gösterdiği olağanüstü çabalarından dolayı Mustafa Kemal Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Mecidi Nişanı, Gümüş Muharebe, Liyakat, Tahsiliye, Alman ve Avusturya Harp, Demir Haç Nişanı ile taltif edilmiştir. 53. Tümen Komutanlığı’na getirilerek Suriye Cephesi’nde görevlendirilmiştir. 1918’de İngilizlere esir düşmüş, Aralık 1919’da bir yıllık esaretten kurtulduktan sonra İstanbul İkinci Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi üyeliğine verildiyse de dilekçe verip Türk Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere İnebolu’dan İstiklâl Yolu ile Ankara’ya geçmiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı’na atanmış, Yarbay rütbesi ile I. ve II. İnönü Savaşları ve Sakarya Muharebesine katılmış, 1 Mart 1922 yılında “Miralay” rütbesine terfi etmiş ve 57. Tümen Komutanlığı görevine atanmıştır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taarruz’un ikinci gününde, muharebenin kaderini etkileyecek en kritik mevkilerden olan Sincanlı Ovası’ndan Dumlupınar’a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan Çiğiltepe’yi düşmandan temizlemesi görevine getirilmiştir. Şimdi o güne tarihi belgeler ışığında tanıklık edelim:
27 Ağustos sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşattı, Mustafa Kemal Paşa hattın diğer ucunda;
Saat 10.30
-“Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?”
-“Komutanım, yarım saat sonra alacağız.”
“Başarılar diliyorum.”
Saat 10.45 (Mustafa Kemal Paşa)
-“Düşmanın hala direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.
-“Komutanım, tepeye düşman bir tümen yığmış direniyor. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.”
Saat 11.00 (Mustafa Kemal Paşa)
-“Reşat Bey’i istiyorum.”
-“Komutanım, Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum komutanım. Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için bir söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.”
Mustafa Kemal Paşa’nın gözlerinden yaşlar akar.
-“Allah rahmet eylesin. Reşat Bey, büyük bir vatanseverdir.”
Saat 11.45 (Başkumandanın telefonu çalar)
-“Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim.”
Sen ki verdiğin söz 45 dakika geciktiği için uğruna canından vazgeçen büyük vatanseversin Albay Reşat! Sen gönüllerimize altın harflerle yazıldın ve Türk Milleti seni unutmayacak, unutturmayacak. Bu vatan sana sonsuza kadar minnettar! Ankara Mamak’taki bir devlet okuluna ismi verilen bu unutulmaz Türk kahramanı, Çiğiltepe’nin parlayan yıldızı Albay Reşat’ın adı ne yazık ki 1 yıl önce 2020 yılında o okuldan geri alındı ve yerine merhum Turhan Polat’ın adı verildi. Tarih unutmadı! Siz de unutmayın istedik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir