Bir KAHRAMAN Gazinin Hikayesi

Komando Yüzbaşı Mehmet Bedri Aluçlu
Ekim 2007’de elinde mayın patlayan bir asker… Gözlerini, ellerini kaybeden, henüz 34 yaşında, daha yaşayacak çok şeyi olan genç bir adam…

O sabah nasıl uyandınız?
– Son derece normal. Herhangi bir sabahtan farkı yoktu. Operasyona çıkacaktım. Emrini daha önce almıştım. İmha edilmesi gereken bir mayın vardı.

Kaç kişiydiniz?
– 15-16 kişi. Yola koyulduk. Bir itirafçı da bize yerini gösterecekti. “Buralarda bir yerlerde olması lazım” dedi. Yanımızda da mayın arama için kullandığımız bir cihaz var. Cihazı çalıştıran çocuk, “Burada ötüyor komutanım” dedi. “Tamam, siz kayaların arkasına geçin” dedim. Geçtiler. Toprağı kazıdım, çıkarttım. El yapımı bir mayındı.

O sırada itirafçı nerede?
– O kendisinin çıkarmasını teklif etti, ben “Yok” dedim, onu da kayaların arkasına gönderdim.

Neden?

– Neden olacak? Ölmesin diye!

O sırada “Ben ölebilirim” diye düşünmüyor musunuz peki?

– Düşünüyorum, ölebilirim de. Ama ben o ekibin komutanıyım. Kimsenin hayatını tehlikeye atamam…

Mayın önünüzde duruyor, neye benziyor?

– El yapımı mayında üç ana malzeme olur: Patlayıcı, ateşleme düzeneği ve fünye. PKK, litrelik kola ya da su şişesini ikiye bölüyor, altlı üstlü kablo yerleştiriyor, o kabloları 6 tane pile iliştiriyor, pet şişeden çıkan kabloları da fünye dediğimiz ateşleme sistemine bağlıyor. Patlayıcı konserve kutusunun içinde. Pet şişeye bastığınız zaman, kablo temas ettiği için fünye ateş alıyor ve patlıyor. Artık nereye denk gelirse, kol, bacak kopartıyor. Budur yani…

Peki siz ne yaptınız?

– Önce silahla ateş ettim, patlamadı meret…

Bu arada siz patlayıcı eğitimi almıştınız değil mi?

– Tabii tabii. Etkisiz hale getirdiğim pek çok mayın oldu. Ama sonuçta, ne kadar eğitim alırsanız alın, üzerinize 6-7 kilo ağırlığında çelik yelek giyiyorsunuz, ellerinizde de eldiven oluyor…

Bunlar o gün sizin üzerinizde değil mi?

– Hayır bu sefer yoktu, normal düz vatandaşım.

Nasıl olur?

– O gün öyle denk geldi işte. Yapacak bir şey yok… Mayını tamamen etkisiz hale getirmek için fünyeyi çıkarmaya karar verdim. Normalde patlamaması lazımdı. Ama bir ihtimal daha vardı, vücut elektriğinden fünyenin etkilenmesi… İşte o oldu… Fünye patladı…

Siz o anı hatırlıyor musunuz?

– Hayır… Hafızamda o bölüm yok… En son pilleri ve fünyeyi hatırlıyorum, gerisi boş…

Ne olmuş peki?

– Büyük bir patlama… Mayın elimdeyken patlamış… Yüzüm darmadağın olmuş, gözler gitmiş… Bizim çocuklar helikopter çağırmışlar… Suratım tanınmaz haldeymiş, kafatasımın sol tarafı yokmuş. Müthiş bir kan kaybı söz konusuymuş. Ama nasıl oluyorsa, ben o arada konuşuyormuşum…

Ne diyormuşsunuz?

– Bölgedeki terörist arkadaşlara sevgilerimi iletiyormuşum!

Ne kadar şiddetli bir patlama

– Şöyle tarif edeyim, 25-30 kilometre ilerideki insanlar dumanı görmüşler…

Siz nasıl hayatta kalmışsınız!

– Bilsem… Kader herhalde… Ellerimi kopartıyor, bacaklarımda yaralar açılıyor, gözlerim gidiyor… Bu gördüğünüz suratımın iyi hali, 12’nci ameliyatım filan, kafatasımın sol tarafı suni kemik… 46 gün yoğun bakımda kalmışım…

Sizin olaydan sonra hatırladığınız ilk kare

– Gözlerim bağlı olduğu için eşimin sesini duydum. “Biz neredeyiz?” dedim. “Ankara’da, hastanede” dedi. “Hayrola?” dedim, “Mayın patladı” dedi.

Şimdi geri dönüp düşününce

– Düşünecek bir şey yok. Bu, bir emirdi. Ben de oraya o mayını çıkartmaya gittim.

ALINTI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir