bir rahip hikayesi

bir rahip hikayesi : Rahip Hrisistomos

15 Mayıs 1919, yunan ordusunun İzmir’i işgal ettiği gün… O gün, İzmir’de, Kordon’da yunan askerlerini törenle karşılayan, Rum Ortodoks kilisenin rahiplerinden, İzmir metropoliti Hrisistomos… Yunan askerlerini karşılarken onların zaferlerini kutlayan, etrafta toplanan rum ahaliye “kurtarıcılarının” geldiğini söyleyen, yunan askerlerini hristiyan inancına göre takdis ederek ve kutsayarak, “Sizler bizim kurtarıcılarımız olarak, ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız, İsa sizinledir” diyen rahip… O gün İzmir’in tarihindeki kara gündür, o gün Rahip Hrisistomos bütün Rumları “zito venizelos!(yaşasın venizelos!)” diye bağırtırken, yunan askerlerine dönüp “esir aldığınız Türk askerlerine ve şehirdeki Türklere de “zito venizelos!” dedirtin…” demişti. o gün, esir alınan Türk subaylarından biri olan Süleyman Fethi’ye yunan askerleri “zito venizelos” demesini istediğinde, bunu asla söylemeyeceğini haykıran Süleyman Fethi bey yunan askerleri tarafından kurşunlanarak, süngülenerek, vahşice şehit edilmişti… 15 Mayıs 1919’da başlayan işgal, 9 Eylül 1922’de Türk süvarilerinin şehre girişiyle son bulmuştur.

9 Eylül 1922… Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ağustos’ta, Kocatepe’den başlattığı büyük taarruzla Türk Ordusu, Türk süvarisi tarafından arkalarından kuşatılıp, salam gibi doğradıkları ve büyük bir telaşla kaçan yunan ordularını önüne katmış, bu büyük, 400 km’lik kovalamaca, 9 Eylül’de, İzmir’e giriş ve yunanın can havliyle denize dökülmesiyle son bulmuştu…
Hrisistomos, işte bu kaçış ve kaos ortamında İzmir’de, kiliseye kapanmış, yunan ordusuna dua ediyordu… Şehirde Türkler hem Mehmetçiği gururla karşılıyor hem kurtuluşun sevincini yaşıyor, hem de artık son bulan işgalin ardından yunan askerlerine ve rumlara karşı haklı öfkelerini haykırıyorlardı. Türk Ordusunun 1. Ordu komutanı Sakallı Nurettin Paşa’ydı, Türk Ordusunun İzmir’e girmesi ve valilik konağına bayrak çekilmesiyle birlikte, Sakallı Nurettin Paşa vali olmuştu. Milli mücadelenin kahramanlarından ve yaşlı kurtlarından olan, savaş meydanlarında yoğrulan, 1897 Osmanlı-Yunan savaşından Milli Mücadeleye kadar süren uzun savaş yıllarında cepheden cepheye koşmuş olan Sakallı Nurettin Paşa, rahip Hrisistomos’u geçmişten de biliyordu. çünkü işgal kuvvetleri 15 Mayıs 1919’dan önce İzmir’de görev yapan Sakallı Nurettin paşayı İstanbul hükümetinin görevden almasını istemiş, paşa görevden alınmıştı. Bunu isteyen heyetin başında da İzmir metropoliti Hrisistomos vardı… Gel zaman, git zaman, işte işgal sona ermişti ve Sakallı Nurettin Paşa 1. Ordu komutanı olarak 9 Eylül 1922 günü itibariyle İzmir valisiydi… İlahi adalet! 10 Eylül günü kilisesinden hiçbir yere kıpırdayaman, hiç kimseyle görüşemeyen, sokağa çıkamayan Hrisistomos’un yanına rumlar ne yapacağını şaşırmış birkaç kişi gelirler, Hrisistomos “şehrin yeni sahiplerini selamlayalım, zaten bize bir şey yapamazlar, İngilizlerden korkarlar.” demiştir. Bunun ardından, vali konağına doğru yürümeye başlarlar.O esnada Gazi Mustafa Kemal paşa, Fevzi paşa, İsmet paşa ve Sakallı Nurettin paşa birliktedir. Paşaya “Hrisistomos ve yanındaki rumların Mustafa Kemal paşayla görüşmek istedikleri” bildirilir. Nurettin paşa, Mustafa Kemal paşaya iletir, Mustafa Kemal paşa gülümseyerek “senin eski dostundur…git görüş. ben onunla görüşmem.” der.

Sakallı Nurettin paşa da gelen bu tebessüm ve kinaye içeren mesajı anlar, heyeti bir odaya alır, dinler, kısa kestirir, Hrisistomos’a “beni hatırladın mı?” der, “hiç utanmıyor musun?” der “ne cesaretle buradasın?” der… O rahibi orada, kahraman bir Türk paşası olarak, yılların öfkesiyle haşlar, azarlar ve tartaklar… Rahibin hesabı tutmamıştır, Türk ordusu, sandığı gibi ingilizlerden falan korkmuyordur. Sakallı Nurettin paşa askerini çağırır, “alın şunu götürün” der. Hrisistomos’un valilik konağında olduğunu duyan Türkler de, valiliğin önünde giderek kalabalıklaşmıştır. Öfke kabarıktır. askerler Hrisistomos’u kapıdan çıkardığı anda, büyük bir gürültüyle, yuhalamalar başlar. O esnada Hrisistomos’un yanındaki Türk subaylarından biri, rahibin sakalından tutup, “nerede senin kutsadığın yunan ordusu? hadi şimdi seni kurtarsınlar… Süleyman Fethi’yi hatırladın mı?” der ve ondan “zito Mustafa Kemal Paşa!” diye bağırmasını ister. Rahip korkudan, “zito Mustafa Kemal Paşa!” diye bağırır. Kalabalık giderek Hrisistomos’u içine alır, Hrisistomos giderek görüntüden kaybolur, 10 Eylül günü işte böyle bir ibretlik akıbetle, Türk öfkesiyle rahip gebermiştir…
Mustafa Kemal Paşa’ya durum iletilir, paşa üzülmüştür, “keşke böyle olmasaydı” der. Ondan sonra ayağının altına serilen yunan bayraklarının kaldırılmasını ister, “biz onların yaptıklarını yapmayacağız, onların bayraklarını ezmeyeceğiz” der.
İzmir Marşı, aslında okunan bölümlerinden daha uzun bir şiirdir, fakat bestelenirken iki-üç dörtlük kullanılmış ve öyle söylenmiş. söylenirken okunmayan dörtlüklerden biri de son dörtlüktür;
“Türk oğluyum ben ölmek isterim;
Toprak diken olsa yatağım yerim;
Allah’ından utansın dönenler geri;
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa.
Adın yazılacak mücevher taşa.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir