BİRİNCİ MÜSLÜMAN KONGRESİNDE KADIN DÜŞMANLIĞI

Rusya’da Bolşevik İhtilali yaklaşırken Kırım’da, Bakü’de kadın hakları tartışmaları da çoğalır. Kadın liderleri o güne kadar şeriat kurallarına göre düzenlenmiş kuralların değişmesi gerektiğini savunarak kadın erkek eşitliği için mücadele verirler.
Ancak ne var ki o sıralarda düzenlenen kongrelerde kadın hakları önce dinlenmez, gündeme alınmaz. Meselâ 15-20 Nisan 1917 tarihinde Bakü’de yapılan “I. Kafkasya Kongresi”ne bir grup Türk kadını da katılmak isterlerse de kabul edilmezler. Keza 17-23 Nisan 1917’de Taşkent’te Türkistan’ın geleceğini belirlemek üzere yapılan “Türkistan Müslüman Kongresi”nde, Nisan 1917’de Orenburg’da yapılan “I. Kazak Kongresi”nde, 3 Mayıs 1917’de Kuzey Kafkasya’nın geleceğini tartışmak üzere yapılan “I. Dağlılar Kongresi”nde kadın hakları konuşulmaz. Bunlara karşılık 14-17 Nisan 1917’de yapılan “I. Ufa İli Müslüman Kongresi”nde Türkler lehine bazı dileklerde bulunulurken kadınlara hürriyet verilsin diye bir dilek de yer alır.
O tarihlerde kadın hakları isteklerine karşı dinci yobaz çevrelerden olumsuz fikirlerle karşı çıkılır. Şeriata uyulması ve kadının eski durumunun korunması istenilir. Buna karşı kadın erkek eşitliğine taraftar olan aydınlar ise kadın haklarına destek olurlar.
Kadın hakları taraftarlarının çabalarıyla 24-27 Nisan 1917 tarihleri arasında Kazan’da “Rusya Müslüman Türk Kadınları Kongresi” düzenlenir. Kongreye 400’e yakın kadın katılır. Kongrede bazı kararlar alınır ve Moskova’da yapılacak olan “I. Müslüman Kongresi”ne katılacak vekiller seçilir. Bu kongrede alınan kararlardan bazıları şunlardır: Kızlar orta ve yüksek okullarda okutulsun, kadınlar siyasî haklarda erkeklerle eşit olsun, kadınlar erkeklerle eşittir, kadınların yüzlerini kapamaları şeriatta yoktur, ailede erkek ile kadın eşit olsun, 16 yaşından küçük kızlar evlendirilmesin, nikâhta damat ikinci eş almayacağına dair yazılı taahhüt versin, ikinci eş alacaksa ilk eşinden ayrılıp ona nafaka ödesin, kadın boşanmak isterse boşanabileceğine dair nikâh defterine kayıt konulsun.
Bu isteklere karşı şeriatı savunan gerici kesim bütün nefretini gerek o sıralarda gerek kısa süre sonra yapılacak olan kongrede kusar. Böylece Türkistan’daki yobazların kadın hakkında ne düşündükleri bu kongrede açıkça ortaya çıkar.
1-11 Mayıs 1917 tarihleri arasında Moskova’da “I. Bütün Rusya Müslümanları Kongresi” yapılır. Müslüman sıfatı o tarihlerde Çar dönemi zulmüne karşı genellikle Türklerin kimliği anlamında kullanılmıştır.
Daha önceki yıllarda yapılan kongrelerde bir tek kadın bulunmazken bu defa kongreye 112’si kadın olmak üzere çeşitli yerlerden gelmiş 970 delege katılır. Kongre gündeminde “kadın hakları” da yer alır. Yapılan görüşme ve tartışmalarda kadın hakları da konuşulur. Yobazlar kadına karşı olan fikirlerini şeriata dayandırarak açıkça ileri sürerler.
Kongrede kadın konuşmacılar kadın haklarını ve yapılması gereken reformları anlatırlar. Şeriata dayanan gericiler eleştirilir. Şeriata göre hırsızlık yapanın eli kesileceği ön görülürken artık kesilmediği belirtilerek şeriatın bazı hükümlerinin kalktığına dikkat çekilir. Kadınları kapatmayla örtmeyle namuslu yapmanın mümkün olmadığı, ancak okutularak aydınlanabilecekleri ifade edilir. Kadın haklarını destekleyen erkekler de konuşma yaparlar. Kadın-Kız Meselesi Bölümü tarafınca hazırlanan rapor Fatma Hanım tarafından okunur. Bu rapordan bazı cümleler şöyledir:
“Efendiler! Müslüman kadını denilince, gözlerimizin önüne en gönülsüz ve en iç karartıcı manzaralar diziliyor. Hukukları gasp edilmiş, hürriyetleri alınmış, özleri ezilmiş, çiğnenmiş, kul edinilmiş ama bu hallerini düşünmeyen yahut düşünmelerine izin verilmeyen utangaç ve aciz Müslüman kadınının durumu göz önünde safha safha açılıyor.
Hayat yolunda eşine yardım etmesi, el ele vermesi, mücadele dünyasında dalgalara karşı onunla birlikte hareket etmesi gerekli olan Müslüman kadınları, toplumsal hayatta gereksiz ve fazla bir organ hesap ediliyorlar. Onların hayatta hiçbir hizmetlerine gerek duyulmuyor. Onların hiçbir siyasî ve vatandaşlık hukukları tasdik edilmiyor.
Onlar karanlık ve havasız evlere kapatılıyorlar. Atası eri çocuğu onu tahakküm altında tutuyor… Satılık mal gözüyle bakıyorlar… Siyasî ve toplumsal değil, millî eğitim bile vermeyi gereksiz buluyorlar… Bu yüzden Tatar milleti hukuksuz cansız ruhsuz isteksiz birliksiz bir millet idi. Bunun için de Türk Tatar milleti siyasî toplumsal millî ve dinî hukuklardan yoksun idi. Çünkü onun anası da zayıf ve felçli idi. Hukuksuz ve işliksizdi. Çünkü Türk Tatar milleti ezilmiş, kötülenmiş, aşağılanmış Tatar kadınlarının çocukları idi. Çünkü o eğitimden yoksun kadın elinde büyümüş ve yetişmiş idi…”
Konuşmacılardan sonra kongre kadın-kız hakkında bazı kararlar alır. Bunlar kadın kongresinde alınan kararların aşağı yukarı tekrarı niteliğinde olumlu kararlardır. Ancak bu kararların alınmasından sonra şeriatı savunan yobazlar itiraz ederler. Meselâ:
197 imam tarafından imzalanan bir dilekçe verilir. Dilekçede şöyle denilir: “Kararda ‘Kadınlar ile erkekler toplumsal ve siyasî her türlü hukukta eşit olsun. Çok kadınla evlenme adalet ve insanlığa aykırı olduğundan kesin olarak kaldırılsın’ diyen maddelere karar verildiğinde biz aşağıda imzaları bulunan imamlar buna asla razı olmadık… Şeriatın sınırlandırdığı hukukların dışında kalan her sosyal ve siyasî hukukta kadın erkekle eşittir…”
Türkistan Mollaları adına 15 imzalı bir dilekçede ise şunlar yazar: “Kadın-kız meselesinde erkeklerle kadınların her hukukta eşit olduklarına karar verildi. Bizler bu kararların şahitlik, miras ve boşanma ve çok kadınla evlenme hususundaki şeriat kurallarına aykırı olduğunu beyan ediyoruz… Kararların İslam şeriatına ve Kuran’a uygun olanlarına razı isek de şeriata ve Kuran’a aykırı olanlarına razı değiliz. Kadınların mirasta erkeklerle eşit olmalarına kesin Kuran emri karşıdır. Kadınla erkeğin hukuk ve tanıklıkta da eşit olması kesin kural(dır)… Kadınlar boşanma hususunda da erkeklerle eşit olamazlar, kadın dilediği zaman kocasından boşanamaz… Ve keza kadınların örtünmeleri doğrultusunda gösterilen hoşgörüye biz Türkistanlılar razı değiliz.”
Yine yobaz biri olan Naşibullah Tuhfetullin şeriata uymayı vurgular: “Bizi seçip gönderenler şeriattan çıkmayın dediler. Biz şeriat dışında hukuk tanımağa razı değiliz.”
İşte Bolşevik İhtilali olmadan önceki aylarda Türkistan’da kadın hakları tartışmaları bu şekildeydi. Görüleceği üzere kongreye katılan imamlar ve mollalar şeriatı savunmuşlar ve kadınların eşit olmasına karşı çıkmışlardır.
Bu durum hemen her dinde olmuştur. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in zabıtalığını yaptıklarını zanneden sahte din adamları başından beri kadınlarla uğraşmışlardır. Buna karşılık Hristiyanlık Rönesans, Reform ve aydınlanma ile bu yobazlığı aşmıştır. Yahudiler de Hristiyanlar içinde yaşadıklarından ayak uydurmuşlardır. Fakat sonra İsrail’de onların da yobazlığı ortaya çıkmıştır. Ancak İslamiyet bir türlü kadını hapsetmeyi aşamamıştır. Türkiye’de ise kadınların erkekler ile eşitliği konusu ancak Atatürk döneminde kanunlaşmıştır. Bunun da ilk adımı Medenî Kanun inkılabıyla gerçekleştirilmiştir. Ne var ki Atatürk’ten sonra yobazlar giderek tekrar başlarını kaldırıp teşkilatlanmışlar ve kadını toplumsal hayattan uzaklaştırıp evlere sokmaya çalışmışlardır. Özellikle iki binli yıllardaki iktidar bu yobaz gelişmeyi teşvik ve tahrik etmiştir. Ortalığı hoca adı altında sapık, meczup soytarılar kaplamıştır. Bu yobazların ise millîlik umurlarında değil, hatta karşıdırlar.
Bu sebeple Türkler din adamı sıfatlı yobaz meczupları halledip Atatürk dönemindeki gibi kadını erkeğin yanına koymadığı sürece bu sorun bitmeyecek ve bu cehaletle geri kalmışlığımız emperyalizmin sömürgesi olmaktan kurtulamayacaktır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir