BÖLGESEL DEMOGRAFİK YAPIMIZI KORUMALIYIZ

Şuan TV izliyorum, diyor ki; çiftçinin traktörlerinin haczedildiğini Bakan Pakdemir’li televizyondan öğrendi… Bu durum, gerçekten sadece bakmamanın aynı zamanda kendi sorumlu olduğu konulardan insanın haberdar olmasının gerekliliğinin tavan yaptığı durumlara en iyi örneklerden birisi olsa gerek.

Geçen de bir konuyu araştırmak için gittiğim bir kurum da çalışan arkadaşlar benim “Kanal İstanbul” ile ilgili fikirlerimi sordular. Belki de benden “evet yapılması gerekiyor” gibilerin de bir görüş duymak istediler. Hani ben Türk milliyetçisiyim ya, bu sebeple şuan yönetim de bulunan partilerin kararlarını ve uygulamalarını kayıtsız şartsız destekleyeceğimi sandıklarından böyle bir yaklaşım içinde sormuş olabilirler diye düşünüyorum. Ama iyi de kardeşim tam da TÜRK Milliyetçisi olduğum için ben bu projenin gerçekleşmesine karşıyım.
Bakın ben Avrupa da eğitimini tamamlamış bir Mimar olarak, aldığım eğitimin ve yetiştiğim mentalitenin de etkisiyle, her zaman için yenilikten ve modernlikten yanayım. Bu ayrı mesele, koyun kenara. Ama “Kanal İstanbul” projesi üzerine biraz düşündüğüm zaman şu kanaatlere hemen varabiliyorum;
1- Trakya toprakları Trakyalıların elinde kalmalı. Verimli Trakya topraklarını yerli köylülerin elinden alıp bu tarım arazilerini şehirleşmeye açarsan bundan 50 yıl sonra geri dönüşü olmayan doğa felaketlerine, kuraklığa ve açlığa sebep olabilirsin. Bunu hiç düşündünüz mü?
2- Hani şu Çorlu’yu Lüleburgaz’a bağlayan Ergene ilçesin de yer alan Vakıflar-Ulaş yolu üzerine kurulan fabrika arazilerini hiç denk gelip incelediniz mi? Nasıl bir ova, dümdüz ve adeta “adam eksen yetişir” nitelikte verimli topraklar. Soruyorum eskilerden büyüklerimize, anlatıyorlar; eskiden Ergene Nehri öyle berrak bir suya sahipti ki içinde koca koca balıklar yüzerdi hatta üstelik biz suyundan içerdik, şakır şakır akardı. Ne oldu sonra diyorum? Devam ediyorlar; sonra rahmetli Demirel dedi ki Avrupaya giden yol üzerine kuralım fabrikaları ki Avrupa’dan ülkemize gelip giderken bu yolu kullananlar Türkiye’nin sanayisinle ve bacalarından dumanı tüten fabrikalarınla ülkemizin aslında ne kadar büyük bir ekonomiye sahip olduğu kanısına varsınlar. Doğru mu bu anlayış sizce? Anadolu’nun çorak, taşlık, kurak toprakları seri üretime yönelik büyük organize sanayii siteleri ile donatılması ve verimli tarım arazilerinden çiftçilik aracılığı ile maksimum verim elde edilmesi gerekirken, tutup düz verimli, sulak tarım arazilerini sanayii ile öldürmenin cinayetten farkı nedir? Cinayet nedir? Bir canlıyı öldürmek değil midir? Peki doğa nedir? Canlı değil midir? Şehirleşme verimli tarım arazilerinin üzerine olmaması gereken bir planlama biçimidir. Yakının da olabilir ama üzerinde değil.
3- Demografik yapının değişmesi beraberin de birçok olumsuz etkileri getirecetir. Farklı etnik grupların sonra dan yerleşime dahil olmaları ile getolaşmalar ve buna bağlı olarak kriminal olaylar da artış meydana getirecektir. Bir doğanın yerleşime açılması çağrıştırdığı kadar masum değildir. Şuan Kanal İstanbul güzergahında verimli tarım arazilerini satın alan birkaç zengin insandan oluşmayacaktır bu şehirleşme. Tarım arazileri üzerine oluşturulan 1/1000 Uygulama İmar Planları o bölgeler de konut alanları, donatı alanları, yollar, park-bahçeler kısaca insanların medeni bir şekilde yaşaması için gerekli her türlü fonksiyon alanları yer alacaktır. Bu da tam anlamıyla o bölge de ki doğanın katliamıdır. Keşke olay sadece 150 m genişliğinde ve 50 metre derinliğinde bir su yolu açılıp bırakılma olayı olsa ve bu su kanalının tek yol olan İstanbul Boğazından geçen askeri ve ticari gemilerin yeni geçiş güzergahı olarak hizmet ediyor olsa, bu devlet yatırımına özellikle bilinçli insanların çok büyük itirazları olacağını düşünmüyorum.
Yani özetle fikrim; fikrin çıkış noktası doğru olsa bile sonrasında bu fikir altında geliştirilen düşünceler, planlar büyük ölçü de ranta yönelik ve uygulamalar doğa düşmanıdır.
Cennet vatanımızın her köşesi birbirinden güzel, hani taşı toprağı altın denen cinsten. Yöresel insanları da öyle, her yöreye özel bir kültür bir yaşam alışkalığı ve bu unsurlara bağlılıkla yaşayan insanlar bütünü. Bu sebeple herkesin ait olduğu kültür de yaşaması en uygun olan olacaktır. Türkiye için de göçlerin engellenmesi gerekir ve ülkemizin “mültecilik” adı altında başka devletlerden soy ile Türk’e bağlı olanlar dışında hiçbir göç ve yerleşim kabul etmemesi gerekmektedir. Her yörenin kendine özgü bir demografik yapısı vardır. Ülkemiz, yaşayan öz TÜRK oranı en aşağı %80 olmasına rağmen %20’lik farklı etnik gruplara mensup karışık bir halde bulunan insanlardan oluşmaktadır. Bu %20’lik etnik kökenli kesim de bizim halk arasına serpiştirilmiş renklerimizdir. Ama onlar bulundukları var oldukları yerleri ve bölgeleri güzelleştirirler, günümüz de ekmek kavgası peşinde göç ettikleri yerleri değil.
Son olarak; BAŞKOMUTANIM, BAŞÖĞRETMENİM, TEK LİDERİM, ÖLÜMSÜZ VE EBEDİ CUMHURBAŞKANIM, TÜRKLÜĞÜ ÖLÜMDEN KURTARMIŞ KURTARICIMIZ CANIM ATAM, BAŞBUĞUM, TÜRK OĞLU TÜRK GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK PAŞAMI ebediyete intikalinin 82. yılında saygı, sevgi, minnet ve büyük özlemle anıyorum. Kutlu Tin’i şad olsun. Bize emanet bıraktığı TÜRK DEVRİMLERİ ve LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ sonsuza dek yaşatabilmek için gerektiğinde VARLIĞIMIZI TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN EDECEĞİMİZDEN kimsenin şüphesi olmasın.
Ayrıca 24 Kasım Öğretmenler Gününde başta bize TÜRKLÜĞÜMÜZLE gurur duymamız gerektiğini hatırlatıp insan gibi yaşamamızı sağlayan Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, vatanın her köşesinde görev yapmayı kendine vazife bilip küçük yürekleri ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ ile aydınlatarak vatana millete hayırlı bir evlat olarak yetiştirme yolunda hayatlarından vazgeçmiş kahraman şehit öğretmenlerimizi ve bu yönde emek sarfeden tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

TENGRİ BİZ MENEN! (TANRI BİZİMLE!)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir