Elâzığ Yöresinde rastlanan halkoyunu Çayda Çıra Türküsü ve Oyunu ile ilgili pek çok rivayetler vardır. Tabaklara mumlar konulup elde taşınarak bir çeşit semah döner gibi oynanan oyun hakkında sanal ortamda bulabileceğiniz bilgiler çok çeşitlilik göstermektedir.
Antik Yunan Efsaneleriyle bile benzerlik gösteren bir tanesi şöyledir: Hazar Gölü etrafında bir çift sevgili buluşup kaçma kararı almaktadır. Delikanlının buluşmaya gelebilmesi için gölü yüzmesi ge-rekmektedir. Delikanlının kızı bulabilmesi için ise kızın göl kıyısında mum yakıp beklemesi gerekir. Durumu sezen kızın babası kızını takip eder. Suçüstü yakalanan kız mumu sabit tutamayınca deli-kanlı sularda kaybolur, kız ise üzüntüsünden göle atlar ve sevgililer gölde kaybolur. Bütün köy, elle-rinde mumlarla gençleri arar fakat bulamaz. Bu trajik hikâye halkın hafızasında yerini alır. Folklör oyunlarında temsil edilir. Gelini ağlatmak için düğünlerde canlandırılır. Hatırlarsanız Van ilinin Akda-mar Adası için anlatılan ‘Ah Tamara’ efsanesi de, İstanbul’un Kız Kulesi Efsanesi de benzerlik gös-termektedir.
Bir diğer efsanede ise Altınova’da çay kenarında, sevilen bir ailenin düğünü de ay tutulması yaşanır. Bir anda etrafı karanlık bürüyünce davetliler huzursuzlanır, bir uğursuzluk sezilir. Bu arada gençlerin eline mumlar ve çıralar veren kayınvalide önde kendisi oynayarak düğün alanına girer. Bir anda geceyi gündüz eden ışıl ışıl oyun grubunu gören zurnacıbaşı 40 kat davulla ve zurnayla birlikte bir hava tutturur ve ortamın coşkusuyla kadın- erkek herkes oyuna katılır. Huzursuzluk dağılır. Düğün coşkuyla kutlanır. Vesaire vesaire…
Malatya ve Elâzığ 13-14. yüz yıllarda yörelerinde Evhadiye Tarikatının çok sevilerek çok fazla taraf-tarının bulunduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. 14.Yüzyıl ortalarında tarikatın sukut ettiğini biliyoruz. Bu tarikatta zaman zaman kadın erkek birlikte ve elde kandiller ile semah yapıldığını da bilmekteyiz. Bütün bunlar çayda çıra oyununun formal benzerliklerinin nereden geldiği konusunda bizlere fikir verebilir.
Sanal ortamın dışına çıkacak olursak Selçuk Üniversitesi Eski Tarih Bölümü Başkanlarından Profe-sör Mikail Bayram’ın akademik araştırmaları çok ilgi çekicidir. Zaman zaman şimşekleri de üzerine çekmiş olan profesörün çalışmalarında değindiği son derece ilginç bir konu vardır. Elazığ bölgesinde yaşamış olan, İran Selçuklularından olan ve çıkan Oğuz ayaklanması sırasında bir şekilde kaçırılıp kurtarılan İran Şah’ı Melikşah’ın veliahtlarından bir prens olan Evhadüddin Kirmani’nin hikayesidir. (Evhadüddin Kirmani (ö.1238) , bir rivayete göre, Kirman Selçuklu hükümdarı II.Turan Şah’ın oğlu-dur. Türk asıllı bir şeyhtir. Kurduğu Evhadiyye tarikatinin özellikleri arasında bir meslek sahibi olmak zorunludur. Ancak mesleği mutlaka bir ustadan öğrenmek ve icazet almak gereklidir.) Kirmani kızını o kadar çok seven ve sayan bir babaymış ki kızının hatırını kıramazmış. Fatma Hatun genç kızken babasına o kadar ısrar etmiş ki sonucunda kadınların da erkelerle birlikte semah dönmeye başladık-ları rivayet edilir. Bu durum yeni bir şey değildir. Anadolu Alevi Türkmen Kültürü içerisinde zaten var idi. Ancak sünni bir tarikat içerisinde ilk defa olduğuna dair kaynaklara rastlanmıştır.
Kirmani, Kızı Fatma’yı sonraları Ahi Evren’e gelin etmiştir. Anadolu Bacıları adlı organizasyonun kurucusu olan bu Fatma Hatundur. Ahilik kurumunun bugünkü karşılığı bir esnaf sanatkârlar kuru-mudur diyebiliriz. Aslında Ahiliğin, biraz daha siyasi bir kimliği de vardır. Ahiler esnaf ve sanatkârlar olarak birbirlerine ekonomik destek veren, kendi yaşam yerlerinde asayişi sağlayan örgütlü bir top-luluktur. Türkmenlerin olduğu her kasaba, köy ve bucakta bulunurlar. Kendi içlerinden birini kendile-rine yönetici seçerler. Konumuz, bizde hayranlık uyandıran çağının çok çok ötesinde olan Fatma Hatunumuzla ilgili olduğuna göre oraya dönebiliriz. Fatma Hatun ‘’Kadıncık Ana’’ olarak da bilinir. Ahi Evran’ın ölümünden sonra Hacı Bektaş-ı Velinin koruması altında uzun süre yaşamaya devam etmiş ve Baciyan-ı Rum teşkilatına ölene kadar önderlik etmiştir.
Yine ilginç bir ayrıntı olarak çocukluğunda Fatma Hatun çok yaramaz bir kız çocuğuymuş, babası onun yaptığı yaramazlıklardan dolayı sürekli riyaset halinde yaşamış ancak rivayet o ya, bir gün artık dayanamayıp kızına ‘’düşman eline esir düşesin’’ diye beddua etmiştir. Moğolların Kösedağ savaşından sonra Kayseri Müdafasını örgütleyenlerden biri olan Kadıncık Ana sonuna kadar sava-şarak esir düşmüştür. Beş yıl süren esaret hayatı sonrası soyunun Selçuklu Hanedanına dayandığı anlaşılınca Anadolu Selçuklu Hükümdarıyla yapılan pazarlıklar sonucu serbest bırakılmıştır.
Ülkeler yöneten Hatun gibi bir Türk Kadını olan Fatma Bacı’nın Namı diğer Kadıncık Ana’nın aziz hatırası bizlere gurur ve hayranlık yaşatırken, müzikle kalmanız ve Çayda Çıra oynarken bu bilgileri hatırlamanız dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir