Çıkmaz Sokaklar

Eğer sonunda geri dönecekseniz çıkmaz sokakları neden yaparlar ki? Deli midir bu şehir mimarları? İncecik ve dar bir yokuşun göğsünde gri bir kravat gibi duran kilit taşlı yol, yolun her iki kenarında birbirine omzunu dayamış tek katlı ve çoğunlukla çivit-kireç badanalı kerpiç-tuğla evler. Evlerin girişlerinde sümüğü uzamış, sarı kaşlı, çilli çocuklar ve sakızları burnuna yapışmış kısa saçlı ve tokalı şirin kız çocukları. Evlerin çoğu bakımsız ve sıvaları dökülüyor. Bizim de yüzlerimizden dökülen; efkâr, umutsuzluk, telaş ve geçim sıkıntısı değil midir çoğu zamanlar? Sokağın biraz daha ilerisinde; ellerinde plastik kovaları, bidonları ile su sırasında bekleyen, altı pijamalı, üstü etekli ve sırtında birer örgü yelekleriyle kozmopolit bir giyim zevkinin hâkim olduğu kadınların çeşme başındaki kavgaları…

-Bana bak sıra benim çekil şuradan söyletme beni
-Takunyamın taktağı, seni gidi ağzına. sç. kaltağı
-Bana bak! Ben senin gibi cahil karı değilim. Hem okurum hem yazarım
Eğer yanına gelirsem fiyakanı bozarım.

Aslında, kadınların saç saça, baş başa kavgalarına aldırmıyorum bile. Hatta çok cazgır bir kadının diğerine; “akşama sana kocamı yolllaaacam” demesine bile…

Bunlarınki de kavga mı diyorum kendi kendime? Bizim mebuslarımızın meclisinde her akşam daha güzeli olmuyor mu bu kavgaların. Onun bunun çocuğu gibi sözler. Kollarını sıvayanlar, pantolonu sıyrılanlar. Aslında yakışıyor da. Ben yakıştırıyorum doğrusu. Çünkü; o müthiş zekâ, bilgi ve birikimimizle(!) seçmece turfanda karpuzu gibi öyle seçiyoruz k bu adamları. Büyük usta Aziz Nesin sağ olsa da görse, toplumsal zekâmızın nasıl süründüğünü.

Evlerin sokağa bakan pencerelerinin önüne dizilmiş begonyalar ile kol duvarlarının kâh önünde ve kâh arkasındaki onbiray güllerinin görkemli güzellikleri ve mahallenin erguvan ağırlıklı kokusunu çekiyorum nikotin yüklü ciğerlerime. Gülümsüyorum.

Yol, çöl yılanı gibi biraz daha kıvrılıyor ve sokağı boylamasına kesen büyük bir duvar önünde bitiyor yolculuğum. Duvarın üstündeki yavru kediler kuyruk tutmaca oynuyorlar. O kadar sevimli ve huzurlu görünüyorlar ki imreniyorum. Keşke kedice bilsem de sokağın öbür tarafını sorsam onlara…

Sokağın bittiği yerdeyim ve gerçekten bu duvarın arkasını çok merak ediyorum. Siz de merak etmişsinizdir. Bunu hissediyorum. Ama sonunda gerçeği buluyorum ve bu buluşumun sevinciyle Arşimet gibi hamamdan çırılçıplak sokağa fırlamak yerine bir gülümsemedir gidiyor bende. Evet kesin olarak biliyorum artık Bu sokağın ardında bir çıkmaz sokak daha var.

Bayır aşağı ve geri istikamette yürümekten nefret ederim ama başka yapılacak bir şey de yok hani. Dönüşte çeşme başında kavga, yerini bir şölene bırakmış. Şarkı söyleyip oyun oynuyorlar şimdi de. Göbekler atılıyor.

“Ateş yandı sobada
Yalnız kaldık odada
Yine kapı çalındı
Eremedik murada”

Ne güzel diyorum içimden şehrin ana caddelerine çıkarken, yaşamlarımız da birer çıkmaz sokak değil miydi bu umut tacirlerinin keyif çattığı ülkede?

Oh!
Oh!
Canıma değsin!
Sağdan-soldan!
Salla!

60
70
90
100

Mutlu haftalar sevgili okuyucular
Saygılarımla

Celal Çalık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir