Corona ve Düşündürdükleri (Aklımda Deli Sorular)

Kazanmak için her yolun uygun olduğu anlayışından yola çıkan oluşumlar (bunların bazıları 2500 yıl eskiye dayanır), güç odakları, amaçlarına ulaşmak için her yolu denerler. Bu yolların nasıl bir yıkımla sonuçlanacağının da çok bir önemi yoktur. Biyolojik silahlar da bu yollardan biridir. Biyolojik silahların üretiminde bilim, insanlığın gelişimi için değil, tam tersine bir katliam aracı olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemde laboratuar ortamında ucuz ve kolay üretilerek çoğaltılan mikroorganizmalar, solunum, sindirim veya deri yoluyla insan bedenine girdikten sonra bulaşıcı niteliğe bürünür ve salgın olarak geniş kitlelere yayılır. Üstelik beş duyu organıyla tespit edilemediği için de tehlikenin kaynağını bulmak zorlaşır, sessiz ve derinden bir kitle imha hareketi gerçekleştirilebilir…
Tarihe baktığımızda; Amerika’nın çiçek virüsü şırıngalanmış battaniyeleri Kızılderililere (Amerika’nın gerçek sahipleri, Türklerin uzak akrabaları) vererek onları toplu bir katliama uğratması, diğer taraftan, Japonya’nın oluşturduğu araştırma laboratuarlarında biyolojik silah araştırmaları gerçekleştirmiş ve üzerinde araştırma yaptığı on binin üstünde savaş esirinin şarbon, menenjit, kolera ve vebadan ölmesine sebep olması biyolojik temelli bir kitlelerin imha hareketlerine birer örnektir.
Bu anlamda günümüzü kasıp kavuran Corona adı verilen virüsle özellikle 70 yaş üstü ve kronik hastalıklı olanların seri kitleler halinde ölmeleriyle ulaşılmak istenen amaç nedir?
Bu amaç; belli güç odaklarının ekonomik anlamda koyduğu bir hedef midir?
Yani; virüsü salgın hale getir, biraz zaman geçsin. Bu zaman zarfında kitlesel ölümler olsun. Sonra elinde hazır olarak bekletilen virüsün aşısını, ilacını piyasaya yayıp ekonomik vurgun yap. Büyük ailelerin arkasında bulunduğu çok uluslu dev ilaç şirketleri için yeni bir pazar oluşturması için koşulların olgunlaştırılması mıdır?
Diğer taraftan bu virüsle yapılmak istenen ülke ekonomilerinde bir yük (emekli maaşları, sağlık harcamaları anlamında) olarak görünen yaşlı nüfusun yok edilme projesi midir?
Yani kapitalist ekonomiler hakkında birinci dersinde anlatılan arz ve talep dengesini oluşturmak için, toplumun görece üretken olmayan bu kesimini tasfiye etmek midir?
Ya da toplumbilimi açısından bakıldığında insanlığın avcı-toplayıcı dönemlerde yaşlı nüfusun dağda kaderlerine terk edilmesinin bir yansıması mıdır?
Bununla birlikte yaşlı nüfus ilk kurbanlar mıdır? Bunun günümüzde ki yansıması, Tüm dünyada emeklilik yaşının bir anda 60, daha sonra da 65 yaş sınırına çıkarılması ile ilgisi nedir?
Ayrıca, 17. yüzyılın ikinci çeyreğinden başlayıp 20. Yüzyılın başlarına kadar dünyayı salgın hastalık olarak kasıp kavuran çiçek virüsünün stok olarak elinde tutmakla yetkili olan sadece Rusya ve ABD’ye karşı elini güçlendirmek isteyen Çin’in, buna karşı ürettiği yeni tip corona virüs elinde mi patladı?
Ya da Batıya sıçraması için kendi insanlarını ülkenin çıkarları uğruna feda mı etti?
Rusya’nın hemen corona virüsün genetik şifrelerini çözdüğünü açıklaması, ABD’nin muadil olabilecek ilaç üretmesi, Trump’ın bunun reklamını yapması güçler savaşında üstünlük kazanmak için mi?
Küreselleşmenin sık sık dillendirildiği, sınırların kalktığı algısının yaratılmaya çalışıldığı günümüzde, oluşturulan paktlar, ileride olabilecek savaşta müttefiklerini belirlemek için midir? (Tüm ülkelerin gümrüklerini, sınırlarını birbirlerine kapatması Türk devleti üzerinde oynanan, ulus devlet bitti, küresel olun, sınırları açın, söylemlerinin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu gözler önüne de serdi)
Bir bütün olan nüfusu, tıpkı Türklere yapıldığı gibi, böl ve yönet politikasının gereği, önce sarı öküzü yok edip (özellikle dirençli kesim), toplumları bireyleştirip, yalnız ve çaresiz düşündürerek muhtaç edip, tek dünya devletine gidişte bir aşamayı daha mı atlamak peşindeler?
Hem ölümcül deney gibi yakın geçmişte yapılmış sinema filmleriyle, hem de Netflix gibi gerçekte dünyanın gücünü elinde bulunduran topu topu yirmi/otuzbin kişilik ailelerin kontrolünde olan görsel medya ve kanallarla, sık sık zombi konulu paket filmlerin, dizilerin amacı aslında insanları bu yöne sevketmenin köşe taşlarından biri olabilir mi?
Herkeste bir korku, herkeste bir telaş… En yakınlarımızla bile bırakın sarılmayı, tokalaşmayı bile unutturmadılar mı?
Öte yandan, virüsün ortaya çıktığı bilinen Wuhan (Vuhan kenti), Türklerin Çin’in Shaan-xi Platosu ile Hubei’deki (Hebei) Tai-hang Dağları etekleriyle, Ordos bölgesi ve Hubei’nin kuzey ve orta bölgelerinde hüküm sürerek yaşadıkları bilinir. Wuhan kenti’nin de Hubei eyaletinin en büyük kenti olması açısından baktığımızda Türk hanedanının hüküm sürdüğünü ve Doğu Türkistan’daki Türk soydaşlarımıza yapılan eziyetleri göz önünde bulundurduğumuzda, Türklere karşı bir eylem planıydı da başarıyla gerçekleştirilemedi mi sorusu akıllara gelmiyor mu?
Son olarak sözetmek gerekirse; CORONA kelimesi de, Türkçe’de bölgesel ses değişikliğine göre “cor-çor” sözcüğü, sıkıntılı, dertli, hasta anlamına gelir ki; halen bütün Türk Yurtlarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Ülkemizdeki, Çorlu, Çorum adı, çorak arazi adı buradan gelir. Cor-ona virüsü sözcüğünü incelediğimizde ise; ona sıkıntılı virüs olarak okunabilmesi ne kadar ilginç değil mi?
Umarım bu delice sorular anlamsızdır, her şey doğal süreçte gelişmiştir!!!
Çor’suz nice günler Türk Yurtları ile olsun…

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir