DEMİR AĞLARLA ÖRDÜK ANAYURDU DÖRT BAŞTAN

Bu başlığı okuyunca aklınıza hemen Onuncu yıl Marşı düştü biliyorum. Benimde ilkokuldan beri Cumhuriyet bayramlarında tınısı ve sözleriyle Türklüğümü iliklerime kadar hissettiğim bu marş bazılarını ne yazık ki rahatsız ediyor ve hala da etmekte. Bizleri gururlandıran ve heyecanlandıran bu kutlu cümleler sadece Yunan’ı, Ermeni’yi, İngiliz’i rahatsız etmiyor. Düşmanı uzaklarda aramaya gerek görmüyorum. Dini değerleri önde tuttuğunu iddia eden en yakın komşumuz aynı kandan olduğumuz akrabamız dahi aslında bu marştan rahatsızlığını ifade edebiliyor. Bu marşta 10 yılda her savaştan anlımızın akıyla çıktığımızı, dinamik ve genç bir nesil yetiştirdiğimizi, tüm dünyanın saygıyla ve gıptayla bu ilerlemeyi seyrederken bizlerinde uygar dünyaya yetişmek adına yurdumuzun dört köşesini demiryollarıyla döşediğimizi belirterek haklı gururumuzu ifade ediyoruz. Yok oldu derken yeniden dirilişin kısa özetini gözler önüne seriyoruz. Ancak bazı zihni kokuşmuş mankurtlar özellikle bir cümleye dikkat çekerek Türk Milli Devrimini karalama yoluna gidiyorlar. Ulaşamadığı ete mundar deme alışkanlığı epeyce gelişmiş olan ve onların o çok sevdikleri Osmanlıca tabirle ifade etmek gerekirse bu Neseb-i Gayr-i Sahihler Onuncu yıl Marşına da bir kulp buldular. Güya ‘Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan’ sözcüğünün anlamı şu imiş. ‘Bizler artık Türkleri Anadolu’ya hapsettik ve tutsak ettik.’ Vay canına dediğinizi duyar gibiyim. Yani güya Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti ve dolayısıyla CHP Hükümeti Türkiye’den başka hiçbir yerde Türk yoktur politikasını uygulayarak tamamen içe kapanık bölgedeki sorunlardan soyutlanmış ve Türk Dünyasına ilgisiz bir siyaset izleyerek Türklüğü Anadolu’yla hapsetmiş. Bu yüzden bu cümleden tiksiniyorlarmış. Bizzat kulaklarımla işittim ki; ‘Onuncu yıl marşından tiksiniyorum. Zira Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan cümlesi Türkleri Anadolu’ya artık hapsettik çıkamazlar diyerek, Türkiye’den başka hiçbir yerde Türk yoktur politikası uyguladılar. Bu sebeple marşta böyle söylediler.’ Dedi yakından tanıdığım bir tanışım. Bunları duyduğumda yüzümün ifadesini gizlemeyerek ‘Vah vah gerçektende böyle mi düşünüyorsun’ deyiverdim istemsizce. Muhteşem bir yorum yeteneği ve hakikaten ordinaryüs Profesörleri solda sıfır bırakacak nitelikte bir analiz olmuş. Yazık ki bu insanlar bizim insanımız. Bu toprakların mahsulüyle beslenip yetişmişler. Bugünün büyükleri olmuşlar. Cehalete karşı savaşımın bu kadar kolay olmayacağı anlaşılmalıydı. Fakat geldiğimiz noktada üzülerek ifade etmeliyim ki; Cehalet ilme ve aydınlığa kara çalmakta ve galip gelmiş durumdadır. Mücadele son nefes ve son nefere kadardır elbette, vazgeçmeyeceğiz ve usanmadan insanımıza hakkı hakikati anlatamaya çabalayacağız.
İsterseniz şimdi Onuncu yıl Marşıyla ilgili bu ahmakça iddiayı değerlendirelim. Uğraşmaya ve yanıt vermeye değmez bunu biliyorum. Fakat yinede birkaç şey söylemek bizimde hakkımız öyle değil mi?
Öncelikle şunu ifade edelim Türk Milli Devrimi yani genel değimle Kemalist İnkılâp tam anlamıyla bir ‘Türkçü İhtilaldır’
Bu yüzden kimse Türkleri Anadolu’ya hapsedemez. Bu Türkçü İhtilalın ideolojisine kesinkes terstir. Biz Türkleri Ergenekon’da sonsuza dek hapsedememişler ki; Destan yazmışız demir dağı eritmiş ve Oğuzlar olarak Acun’a yeniden hâkim olmuşuz. Zümrüdü Anka misali küllerimizden yeniden doğmuşuz. Bizleri demir dağı zapt edememişken demir ağlarla ıslah etmek ve tutsak etmek akıl işi olmasa gerek.
Ayrıca o dönemde Demir Yolları ile ulaşımı yaygınlaştırmak bir uygarlık ve teknik olarak ilerlemenin göstergesiydi. Bugün Duble yollar yaptık diye yıllardır başımızın etini kemirenler ve her fırsatta bunu önümüze marifet olarak getirenler o yıllarda demir yollarının bir uygarlık göstergesi olduğunu kavrayamamışlar mıdır? Yoksa işlerine öyle mi gelmektedir. Sultan 2. Abdülhamit’in ta Hicaz’a kadar demiryolları götüren sebep neydi? Hatta bu Abdülhamit adına yazılan marşta dahi
Döşetti Hicaza demir yolları
Kuruldu Hamidiye Alayları
Şeklinde övünerek yazılan bu dizeleri yazdıran sebep neydi acaba? Çünkü o çağlarda demiryolları bir uygarlık göstergesiydi, gelişmişlikti.
Bugün ise otomotiv, bilgisayar, telefon ve teknolojik ürünleri kendi başına üretmek ve hatta nanoteknoloji sahibi olmak uygarlık ve gelişmişliğin en belirgin kanıtıdır. Bugün teknoloji üreten ülkeler ilerliyor, teknolojiyi parasıyla satın alanlar ise geriden gelmek zorunda kalıyorlar. Bu yüzden hiçbir şeyi olmayan bir ülke düşünün, var olan demir yollarının da yabancılara ait olduğunu hesaba katın. Kişi başına düşen gelir ise dört Lira. Böyle bir ülkeyi teslim alan Genç Türk Cumhuriyeti hiçbir şeyi olmamasına rağmen yeniden bir ülke inşa etti. Türk Milli Devrimini Gazi Mustafa Kemal Atatürk şu şekilde tanımlıyor; ‘Uçurum kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş. Ondan sonra, içerde ve dışarıda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet (sürekli alkışlar) ve bunları başarmak için arasız, devrimler… İşte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi.’
Duble yolları kendi ideolojisindekiler yaptığında uygarlık göstergesi sayanlar, 2. Abdülhamit.’in övüldüğü marştaki demir yolları vurgusuna art niyet beslemeyenler ne hikmetse sıra Türk Milli Devrimine gelince Yunanlı gibi düşünüyor ve davranıyorlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Hakka yürüdükten sonra 2. Cumhurbaşkanlığına Türklük şuurundan uzak olan İsmet İnönü seçildi. Yaptığı faaliyetler ve işler gayri milliydi. Atatürk’ün resimleri paralardan kaldırılarak yerine İnönü koyuldu. Devrim’in aydınlanma hareketi durduruldu. Durduran kişi ise İsmet İnönü’ydü. İşte burada bir şey söylemek istiyorum. İsmet İnönü döneminde ‘Türkiye’den başka bir yerde Türk yoktur.’ Siyaseti güdülmeye başlanmıştır. Bu doğrudur. Fakat bu İnönü döneminin CHP politikasıdır. O dönemlerde Efsanevi Türkçü Fikir adamı Hüseyin Nihal Atsız ve yol arkadaşlarının 1944-45 yılları arasında 65 oturum süren Türkçülük-Turancılık davasının tamda İnönü dönemine denk gelmesi de o dönemin Türkiyesinin artık Atatürk’ün çizgisinden çoktan çıktığını ve koşarak uzaklaştığını gözler önüne seriyordu. Sonuç olarak 1947’de yapılan CHP Kurultayında Atatürk’ün 6 ilkesinin Tüzükten çıkarılması da bunun bir kanıtıydı.
Sözün özü şudur ki; İnönü’nün yaptığı son derece yanlış ve Türk Milli Devriminin aksine geliştirdiği politikaları Atatürk’e mal etmek en hafif ifadeyle cahilliktir. Atatürk’ün yönetiyor olduğu bir Türkiye’de hiç ülkenin aydınları ‘Türkçülük ve Turancılık yaptıkları için yargılanır mıydı?
Ben yanıt vereyim yorulmayın.
KESİNLİKLE HAYIR…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir