Devlet Protokolü ve Türk Milleti

102 sene önce kanımızla yazdığımız Çanakkale destanında kahraman Atalarımızın ruhu için, bir ferdi olmaktan gurur duyduğum Türk Milletinin hatıralarını yeniden yaşamak için 18 Mart (1915) günü ailemle destanın yazıldığı, bana göre kutsal olan topraklardaydım. Sadece biz değildik, Tekirdağ’dan, İstanbul’dan, Edirne’den, Erzurum’dan, Ankara’dan, İzmit’ten v.s.… Özel arabalar veya toplanıp otobüsle gelen gruplar… Türkiye’nin çeşitli illerinden ailesini alan, ya kendi özel imkanlarınla veya Turlarla akmıştı Çanakkale’ye… Dillerde dualar, eller açılmış semaya, her bir kahraman için, minnet duygularıyla okunuyordu isimlerinin yazılı olduğu anıt taşları… Her yerde samimi vatanseverler, kimseden kömür, makarna beklemeden, kişisel çıkarları için kimsenin peşinde koşmayan vatan evlatları, Allah’ına şükür eden, Atatürk’üne teşekkür eden, Anafartalar komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in tek emriyle vatan uğruna tereddüt bile etmeden canlarını feda eden kahraman Atalarına minnet duyan binlerce insan, hepimiz Gelibolu yarımadasında, Şehitlikteydik. Görevliler yolları kapatmış, dillerinde bir ‘protokol’ lafı, belki de yüzlerce km yoldan kendi imkanlarıyla gelmiş onca insanı Şehitlik Abidesine salmadılar. Bize denen ‘İçeride ‘Protokol’ var kutlama yapıyor, giremezsiniz!’ Affedersin de güzel kardeşim, o protokol Türk protokolü değil de yoksa Hollanda protokolü müydü? Yoksa daha vahimi, O, Türk milletinin seçip devlet yaptığı protokol üyeleri, yüce Türk Milletini, Deniz Zaferinin 102. Yıl Dönümünü kutlarken Şehitlik Abidesinde yanında görmek istemiyorlar mıydı? Yoksa o devlet protokolü yüce Türk milletinden korkuyor muydu? Bunun üzerine yolumuza devam ederken başta 57. Alay Şehitliği olmak üzere diğer şehitlikleri, cepheleri, sırtları, siperleri, Conkbayırı’nı, Kemal Yeri’ni gezip dualarımızı okuyup Şehitler Abidesi yoluna geri döndüğümüzde hala görevlilerin engeliyle karşılaştık. Üstelik birde Çanakkale Destanı tanıtım merkezinde gösterilen simülasyonun son salonunda ki sahnede kısaca Atatürk önderliğinde kurulan Büyük Millet Meclisi dendikten sonra cumburlop birden ekranlarda günümüze, AK Parti taraflı olan Sayın Cumhurbaşkanı ve 4 parmaklı el sallamasına, yollara, köprülere ve sanki kahraman Atalarımızın kurtardığı bu topraklar bir tek AK Parti sayesinde bu günlere geldi gibi bir algı ile gizli ‘evet’ propagandası yapılmadı mı? Milletin tepesi iyice bu duruma attı! Tamam, siz güzel, her şeyi devletin imkanlarınla kendi tarafınız için yapabiliyorsunuz ama Türk halkından haberiniz var mı? Hiç size birileri bu yaptığınız haksız propagandanın izleyen halk tarafından tepkiyle karşılandığını söyledi mi? İşte bakın ben söylüyorum; sizin filminiz devam ederken herkes ayağa kalkıp salonu terk etti, terk ederken de kendi aralarında: ‘bu nedir böyle yaa, biz buraya Çanakkale destanını görmeye geldik, Cumhurbaşkanı reklamı izlemeye gelmedik’ diye söylendi. Devlet görevlileri dahil hiç kimse sizin, Türk Milletini yanınıza almadan, Şehitler Abidesinde kendi aranızda kutlama yaptığınıza bir anlam veremedi ve çok manasız buldu. Acaba manasız mıydı? Yoksa derin manalar aramalı mıydık? Türk Milletinin katılmasına izin verilmeyen bu ve benzeri törenlerin her türlü giderleri devletin kasasından, yani esasında Türk Milletinin vergilerinden, karşılandığını unutmayalım lütfen. O halde siz eyy Protokol, bizim hakkımıza girmiş olmuyor musunuz? Bunlar günah değil mi? Ertesi günde bütün TV kanallarında ve birtakım gazetelerde Cumhurbaşkanının halkınla nasıl birlikte Şehitleri andığını izledik. Medyanın tarafsız olduğu böylelikle çürütülmüş oldu. Medya taraflı yayın yapıyor dedim de bir konu daha geldi aklıma? Hollanda’yla olan meselede de tüm TV’ler Türklerin nasıl küçük düşürüldüğünü, demokrasi simgesi Hollanda’nın nasıl Türk düşmanlığı yaptığını gösterdi ve sonrasında elbette hiç geç kalmadan bu durum karşılığında referandumda, anayasa değişikliği ve başkalık sistemine milletin ‘evet’ demesi gerektiği kampanyası güzelce yürütüldü. Şunu belirtmek isterim ki Hollanda ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinin teröristleri destekledikleri ve Türkiye’ye sadece kendi çıkarları doğrultusunda dost göründüklerini iyi bilmekteyiz. Ama bir konuyu eleştirmeden geçemeyeceğim. Acaba devletimizi yönetenler, Türkiye’yi yeni uluslararası polemiklere sürüklerken çıkardıkları aşağıda yer alan kanun ve hükümlerini unuttular mı? Bir hatırlarsak; *** 298 sayılı Kanunun m.94/A’nın 5. ve m.94/E’nin 6. Fıkrası göre; “Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerde, gümrük kapılarında seçim propagandası yapılamaz”. Bu sayılı kanundan başka; 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak olan Anayasa Değişikliği oylaması ile ilgili, bu süreçte propaganda serbestliği ve süresi ile uyulması gereken usul ve esasları düzenleyen ve 15.02.2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yüksek Seçim Kurulu’nun 109 sayılı kararında da benzer açıklamalara yer verilmiştir. Aslında devlet görevlilerinin ortaya konulan değişikliklerle ilgili vatandaşına bilgi vermesi en doğru olanıdır. Vatandaşla buluşup tarafsız açıklamalarda bulunulması, maddelerin teker teker ele alınıp ne anlama geldiğinin açıklanması ve sonra kararın yine vatandaşa bırakılması doğru olacak olan bir işleyişken, birtakım gerekli ve/veya gereksiz konuşmaların sonunda illa ‘evet’ demelisiniz diye bir dayatma çok yanlıştır. Vatandaşı bilgilendirmek farklıdır, devlet imkanlarını kullanarak tuttukları taraf için oy istemek farklıdır, yanlıştır ve bu yapılmaması gereken yanlış zaten kendi çıkardıkları kanunlarda da yer almaktadır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları dışında yapılmak istenen referandum çalışmaları, yapılacağı ülkelerin kanun ve kuralları çerçevesinde yürütülmesi gerekir. Şayet size, o ülkede yapacağınız etkinlik için izin ertesi güne verildiyse, siz tutup illa bugün olacak diye kimseye dayatamazsınız, kim olursanız olun kimsenin kapısına dayanamazsınız, bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti devletini, temsilcileri olarak küçük düşüremezsiniz, gerginliği bilinçli bir şekilde tırmandırıp sonrada bunun üzerinden yurt içinde halka mağduriyet algısı yaratamazsınız. Peki diyelim ki ‘evet’ diyenler çok mağdur, tüm dünya onlara karşı, o zaman kendi ülkemizde neden Anayasa değişikliği ve Başkanlık sistemine ‘hayır’ diyenlere miting yaptırılmıyor? Neden ‘hayır’ diyenleri meydanlarda göremiyoruz? Neden TV’lerde sabahtan akşama kadar sadece devlet protokol üyelerinin, açılış adı altında yaptığı ‘evet’ mitinglerini veya ‘evet’ için hazırlanan propaganda spotlarınızı izliyoruz? Bu ‘hayır’ diyenler nerde? Bunların hiç mi bir propagandası yok? Neden eşit bir yarış sürdürülmüyor? Yoksa oluşturulan değişiklik paketi çalışmasına mı güvenilmiyor? Devlet protokolü Türk milletini Zafer kutlamasında yanında görmek istemezken, Türk milleti bu protokol üyelerine ‘evet’ deyip hiç başına başkan yapar mı? Acaba orada ki Protokol üyeleri milleti bu kadar saf mı sanıyor? Bizim saflığımız hoşgörümüzdendir. Son olarak, 18 Mart’ta Protokol geldi diye ve 25 Nisan’da da Protokol ve Anzaklar geldi diye Türk Milletini Çanakkale Şehitler Abidesine sokmayıp, kutlamalara katılmasına müsaade etmeyen zihniyeti esefle kınıyorum. Doğruya Doğru’da görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir