DOĞU TÜRKİSTAN TARİHİNİN TÜRK TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ

Türk Elinin Erlerimiz

Türk elinin erlerimiz
Türkistan’dır yerlerimiz
Ulu Yurdun yolunda
Aksun kan terlerimiz
Bengü olsun Türkeli
Yüzming yaşa ey hakan

Millet bizim canımız
Yurt sevmek imanımız
Ulu Türklük yolunda
Feda olsun kanımız
Bengü olsun Türkeli
Yüzming yaşa ey hakan

Biz yiğitler kahraman
Her birimiz birer aslan
Türk elinin ikbaline
Kurbandır binlerce can
Bengü olsun Türkeli
Yüzming yaşa ey hakan.

Muhammed Emin Buğra

Bugün Çin istilası altında bulunan ve dolayısıyla esaret altında yaşamak zorunda bırakılmış olan, Doğu Türkistan’da TÜRK tarihinde bu bölgede yapılan ilmi çalışmalar ile büypk bir yer sahibidir.Birçok dünya devletinin yüzölçümünden daha büyük bir alana sahip olan Doğu Türkistan; büyük Hunlardan itibaren dünya tarihi boyunca bir çok Türk devletinin kurulduğu ana yurdumuzdur. TÜRKLERİN ana yurdu olan bu bölgenin tarihini, sosyal ve kültürel yapısını bilmek geleceğimiz açısından büyük önem arz etmektedir. Bunun için bazı ilmi çalışmaların, örneğin Kaşgarlı Mahmud’un, Yusuf Has Hacib’in, Mehmet Emin Buğra’nın, İsa Yusuf Alptekin’in gibi Doğu Türkistan’da yetişmiş münevverlerin, çok iyi anlaşılması gerekmektedir.

Türklüğün ana yurdu, Doğu Türkistan’ın ilmî ve kültürel geçmişi; Türk dünyası ve Türklük için çok değerli bilgiler taşımaktadır. Türklüğün doğduğu ve yayıldığı, Türk kültür ve medeniyetinin ortaya çıktığı Doğu Türkistan, Türk dünyasının toplamda 10.476.076 km2’den meydana gelen topraklarının yaklaşık olarak 1.828.418 km2’sini oluşturmaktadır. Binlerce yıldır Türklerin ana yurdu olan, sonsuza dekte öyle kalacak olan öz vatanımız Doğu Türkistan’ın oğrafi büyüklüğü; Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Polonya’nın toprak alanının toplamından daha büyüktür. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarının zenginliği başta Çin olmak üzere birçok ülkenin iştahını kabartmıştır. Tarihte, büyük Hun devletinden sonra Türk adıyla kurulan ilk Türk devleti olan, devlet ve millet şuurunun doruklara ulaştığı Göktürklerden itibaren birçok Türk devleti Doğu Türkistan’da kurulmuştur. Bu topraklarda kurulan tüm TÜRK devletlerinde yüksek Türk kültür ve medeniyetine ait çok sayıda şaheserler bulunmaktadır. Matbaayı ilk olarak keşfedip insanlığa hediye ederek uygarlığa önemli katkılarda bulunan Uygurlar, var oldukları sürece Türkistan’daki (Orta Asya’daki) Türk-Çin mücadelelerinin yaşandığı İpek Yolu üzerinde yaşamışlardır. Uygurlar, yaşadıkları coğrafi konumun etkenliğinden dolayı ekonomik ve devlet yönetimi yönerinden oldukça gelişmişler; tarım, ticaret, bilim, sanat ve özellikle edebiyat ve sanatta büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir. Uygurların büyük Türk medeniyeti, diğer milletlerin de yaşantısını önemli derecede etkilemiş ve bariz bu halkların yaşantılarına yön vermiştir. Uygur Türkleri inanç bakımından Gök Tanrı dini başta olmak üzere Manihaizm, Budizm, Nasturilik ve son olarak da İslamiyet’i kabul etmişlerdir. İnançları Uygur Türklerinin yaşam biçimini her yönüyle etkilemiş, özellikle Budizm ve Manihaizm’e ait zengin bir dinî edebiyatın oluşmasına neden olmuştur.

Uygurların Yağma boyu tarafından, 840’ta Orhun’daki Uygur devletinin yıkılmasının ardından ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen Hakanlılar Devleti (Batılılara göre Karahanlı devleti) Doğu Türkistan’da kurulmuştur. Oldukça köklü bir Türk kültürünün hâkim olduğu bu coğrafi alanda esasen Türk İslam kültür ve medeniyetinin temelleri atılmış, bu sebeple birçok medrese açılarak destekleyici vakıflar kurulmuştur. Aynı dönemde Doğu Türkistan’da Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han’ın İslamiyet’i yaymak için büyük mücadeleler verdiği bilinmektedir. Satuk Buğra Han, Türk tarihinde tarih, siyaset ve din gibi alanlarda önemli izler bırakmış kültür-medeniyet kahramanlarından biri olma özelliğine sahiptir. Müslüman Türk kültür hayatının en önemli iki büyük şaheseri Karahanlılar döneminde bu coğrafyada yazılmıştır. Yusuf Has Hacip’in 1070 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehrinde tamamladığı Kutadgu Bilig adlı eseri bunların ilkidir. Siyasetname türündeki bu eser, insanlara ve devlet yöneticilerine kılavuz ve nasihat niteliği taşımakla birlikte Türk devlet teşkilatı, Türk dili, Türk tarihi, Türklerin dünyayı algılayışı ve yaşayışı, gelenek ve görenekleri ile ilgili ugünlere çok önemli bilgiler taşımıştır. Doğu Türkistan’da yetişmiş bir Türk bilgini olarak Türklük biliminin temel taşlarından ve öncülerinden biri olan Kaşgarlı Mahmud da Yusuf has Hacib’le aynı dönemde yaşamış, Türk dili, tarihi, fikirleri, manevî hayatı, yaşam tarzı vb. konular hakkında kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Türkçe’nin Arapça’dan daha yetkin bir dil olduğunu anlattığı ve tüm Türk yurtlarında konuşulan Türk lehçelerini tek tek tanıttığı eseri, 1072-1074 yılları arasında yazdığı Divanü Lûgât’it Türk’tür. Bu eser ile birlikte Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarının medeniyetlerini anlatılmakta, Türk dilinin zenginliği, onun her duygu ve düşünceyi anlatmaya müsait olduğu; yani Türkçe’nin bir bilim dili olduğu konuları ele alınmıştır. Bunlardan başka dünyadaki ilmi gelişmelere ışık tutan, yol gösteren büyük bilginler de, Atabet’ül Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknekî, İbni Sina, Farabi gibi, bu topraklarda yetişmiş ve buradaki kültürel canlılık sayesinde yapıtlarını ilim dünyasının hizmetine vermişlerdir. Doğu Türkistan bir ilim ve kültür merkezi olma özelliğini Karahanlılardan sonra da Çağataylılar ve Timurlular devam ettirmiştir. Uluğ Bey, Hüseyin Baykara, Şahruh ve Ali Şir Nevailer gibi Türkistan’ın büyük devlet ve ilim adamları, bu kadim Türk yurdunda yeşeren büyük Türk kültüründen feyiz almışlardır.

Bu güzel Türk yurdu, 18. yüzyılın ikinci yarısında Çin-Mançu imparatorluğunca işgal edilmiş ve bu cennet coğrafyada günümüze kadar sürecek olan Çin zulmü başlamıştır. Çin işgalci güçlerine karşı Doğu Türkistan Türkleri, kuvvetli bir direniş ortaya koymuşlardır. Bu direniş, çeşitli dönemlerde, başarıya ulaşmış olsa da Çinliler, Ruslar ve İngilizler gibi büyük emperyalist güçlerin kıskacı altında kalan Doğu Türkistan’da Çin zulmü tüm şiddetiyle devam etmiştir. Bu zulme rağmen, esaret dönemlerinde bile Doğu Türkistan, Türk Dünyası’nın ilim ve kültür merkezi olmaya devam etmiştir. Son iki asır içinde de Doğu Türkistan’da pek çok ilim ve devlet adamı, sanatkârlar yetişmiştir. Yakınçağ Doğu Türkistan tarihi açısından mücadelelerle dolu hayatları, eserleri, hatıraları ve çalışmaları ile en önemlileri, Türk kamu oyunun yakından tanıdığı, 1950’li yıllarda Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye göç eden Hoten inkılabının lideri ve aynı zamanda tarihçi ve yazar olan Mehmet Emin Buğra; Doğu Türkistan millî davası ile ilgili siyasî ve bilimsel alanda ömrü boyunca mücadele eden, büyük dava adamı İsa Yusuf Alptekin; I. Dünya savaşının olduğu yıllarda Doğu Türkistan’ın kurtuluşu için önemli faaliyetlerde bulunan Dr. Mesut Sabri Baykozi’dir. Bu kişilerin daha sonra Türkiye’deki hayatları ve bilimsel çalışmaları bütün Türk Dünyası tarihi ve kültürü için de önem taşımaktadır. Kısaca; Doğu Türkistan’ın yakınçağ tarihine damgasını vurmuş olan ve günümüzde “Üç Efendiler” olarak bilinen Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin ve Mesut Sabri Baykozi’nin hayatı, mücadeleleri ve bilimsel çalışmalarının, Doğu Türkistan’ın Türk dünyası ve dünya kamuoyuna daha iyi anlatılmasında ve bilim âlemine tanıtılmasında büyük öneme sahiptir. Türkiye’de, son dönemlerde, Uygur Türklerinin tarihi, edebiyatı ve dili üzerine Doğu Türkistanlı bilim insanları, Sultan Mahmud Kaşgarlı, İklil Kurban, Alimcan İnayet, Erkin Emet, Varis Abdurrahman gibi aydınlar, önemli çalışmalar yapmaktadırlar. Fakat bu çalışmalara finansal anlamda sahip çıkılıp daha geniş kitlelere hitap etmelerini sağlamak esas olan olacaktır. Örneğin buna örnek olarak; Ege Üniversitesi, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Fikret Türkmen başkanlığında TDK ile ortaklaşa yürütülen “Türk Dünyası Destanlarının Tespiti, Derlenmesi ve Türkiye Türkçesine Aktarılarak Yayımlanması Projesi” kapsamında Alimcan İnayet tarafından hazırlanıp yayımlanan “Uygur Destanları I” isimli çalışması gösterilebilir. Alimcan İnayet’in adı geçen çalışmasında yer alan “Abdurrahman Han Destanı”, Hasan Kallimci tarafından çocuklarımız için romanlaştırılmış ve “Gökbayrak Aşkına” ismiyle kitapçı raflarında yerini almıştır. Aynı zamanda uluslararası zeminde, dünyanın farklı ülkelerine göç edip yerleşen Doğu Türkistanlı Uygur, Kazak ve Kırgız gibi Türk topluluklarının anılarının düzenlenip yayınlanması, Doğu Türkistan davasına büyük katkılar sağlayacağı aşıkardır. Türk dünyasının serhat birliğini oluşturan ve Türk kültür ve medeniyetinin beşiği olan Doğu Türkistan Türklüğü, 1755 yılında başlayan Çin istilasından günümüze kadar gelen süreçte, vatanlarını, bağımsızlıklarını, millî anıtlarını, sanat ve kültür miraslarını korumak için çok acılar çekmiş ve halen de çekmektedirler.

Ankara’ya, Kasım 1933 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nden bir kutlama mesajı gönderilmiş ve Anadolu Ajansı tarafından bütün dünyaya şu şekilde bildirilmiştir:
“Yeni istiklâline kavuşmuş Doğu Türkistan’ın Gök bayrağından sevgili Türkiye’nin ay yıldızlı al bayrağına selâm olsun”
Bu eşşiz haber o gün sadece Türkiye’yi değil bütün Türk Dünyasını sevinç gözyaşlarına boğmuştur.

1 thought on “DOĞU TÜRKİSTAN TARİHİNİN TÜRK TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir