EBUZER’İ UNUTAN MÜSLÜMANLAR – 1 –

Ebuzer, İslam’ı kabul eden beşinci kişidir. Ama Müslümanların çok büyük çoğunluğu Ebuzer’i bilmezler. Hatta bilen sayılıdır desek abartı olmaz. Cami hocaları ise bilirler fakat söylemezler, adını anmazlar! Neden?
Ebuzer, şahsî saltanat hırsının karşısına geçmiş bir Müslümandır! Eşitlikçi ve halkçıdır. Hadi dinciler ve sağcılar zaten zengin destekçisidir fakat nedense solcular bile Ebuzer’i bilmezler! Neden?
Çünkü Ebuzer unutturulmuştur!
Halife Osman ve Muvaiye’nin yaptıkları Ebuzer üzerinden dillendirilmesin diye unutturulmuştur! Adı anılmamıştır!
Ebuzer, Osman’ın hilafeti saltanata dönüştürmesini, Osman’ın dayısının oğlu olan Muaviye’nin Şam’da valiliği saltanat haline getirmesini, her ikisinin çok büyük saraylar yaptırmasını ve yakınlarını çok zengin yapmalarını eleştirmiş ve halkın dikkatini bu lüks ve ihtişama çekmeye çalışmıştır. Sünnilik Muaviye üzerinden devam ettiği için ondan sonraki din adamları da korku ve menfaat uğruna Ebuzer’i anmamışlardır.
Ebuzer, İslam’dan önce putlardan şüphelenip onları bazı hareketlerle deneyen kişidir. Bu sebeple putperestlikten uzaklaşmıştır. Bu sebeple Muhammet’le tanışınca İslam’ı ilk başta kabul etmiştir. Ancak Ebuzer dürüst, açık sözlü, eşitlikçi, halkçı bir zihniyete sahiptir. Bu sebeple herkesle geçinmesi zor olmuştur.
Bu dürüstlüğünden dolayı Muhammet Ebuzer’e “Ebuzer sen dürüst bir adamsın. Çok geçmeden bir belaya uğrayacaksın!” demiştir. Bir rivayete göre Muhammet, Ebuzer hakkında şöyle de demiştir: “Ne mavi gökyüzü Ebuzer’den daha doğru sözlü birinin üstüne gölge salmış nede kara toprak böyle bir adamı kucaklamıştır.” Keza Muhammet onun bu huylarından dolayı yalnız kalması hakkında da şöyle demiştir: “Allah Ebuzer’i bağışlasın, o yalnız yaşar, yalnız ölecek ve yalnız hasrolunacaktır!” Gerçekten de dediği gibi olmuştur. Peki neden? Neden yalnız ölmüştür? Müslümanlar neden Ebuzer’i yalnız bırakmışlardır? Neden? Demek ki Osman ve Muaviye’den sonra Müslümanlar da güce teslim olmuşlar, teslim olmayanlar ise suskunluğa gömülmüştür! İşte İslam’ı Batı’nın gelişmesinden itibaren ileriki yüzyıllar içinde öldüren ve bozan bu suskunluk olmuştur! Yoksul kesimler adeta bu dünyadan vazgeçen bir kaderciliğe teslim olmuşlardır!
Osman, Ömer’den sonra hilafeti saltanata dönüştüren halifedir. Sınıfsal farkı yoksul halkı köleleştirecek düzeye çıkartan halifedir. Hilafet sarayının köle tüccarlarıyla, faizcilerle, zenginlerle dolduğu dönemdir. Osman ve ailesi şatafata, lükse o derece düşkündürler ki Osman’ın karısının bir gerdanlığı Afrika vergilerinin üçte biri değerindedir. Öte yandan Osman, peygamber iradesine karşı iş yapmış kişidir. Meselâ Muhammet’in sürgün ettiği Mervan b. Hakem’i getirip kendine müşavir yapmıştır. Maaş olarak da Hayber’in ve Kuzey Afrika’nın haracını bir kere ona bağışlamıştır. Ayrıca diğer kendisine yakın çevresine de büyük tutarlarda paralar ve mallar vermiştir. Kendisi de büyük servet edinmiştir. Ganimetleri halkla değil, yakınlarıyla paylaşmıiştır.
Ebuzer, Mervan b. Hakem’den sonra Osman’ın Haris b. Ebul As’a üç yüz bin, Zeyd b. Sabit’e de yüz bin dirhem verdiğini duyduktan sonra mescitte Tevbe suresinin 34. ayetini okur. Ayet şudur: “Altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, onlara çok çetin bir azabı müjdele!” Ebuzer bu ayeti okuyarak imalı bir şekilde Mervan’ı ve Osman’ı eleştirir. Bunun üzerine Mervan konuyu Osman’a iletir. Osman hizmetçisi Nail’i gönderip Ebuzer’i yanına çağırır. Ebuzer, Osman’ın yanına gelir. Ebuzer gelir gelmez, Osman Ebuzer’e
-Ey Ebuzer! Seninle ilgili duyduğum şeyden vazgeç, diyerek uyarıda bulunur.
Ebuzer:
-Benim hakkımda ne duydun?
-Senin halkı benim aleyhime tahrik ettiğini duydum.
-Nasıl?
-Duydum ki sen mescitte altın ve gümüşü biriktirenler dışında bir ayet okumuyormuşsun!
-Ey Allah resulü’nün halifesi Osman, sen beni Allah’ın kitabını okumaktan ve onun emirlerini terk edenlere karşı mücadele etmekten men mi ediyorsun? Allah’a ant olsun ki Osman’ı öfkelendirmekle Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı, Osman’ın hoşnutluğuyla Allah’ı öfkelendirmeye tercih ederim.
Bunun üzerine Osman susar. Yüzü öfkeli bir durum alır.
Osman’ı sinirlendiren bir husus daha vardır. Ebuzer Ali ile sık sık görüşmektedir. Osman bu sebeple de Ebuzer’e karşı kinlenmektedir. Osman Ebuzer’den kurtulmaya karar verir ve sebep arar.
Ebuzer bir gün Osman’ın yanına gelir. Osman’ın yanında Yahudi din adamı Kabul Ahbar ile bir vezir oturmaktadır. Kabul Ahbar Osman’ın danışmanıdır. Ebuzer geldikten sonra Osman Yahudi danışmanına şu soruyu sorar:
-Yöneticinin beytülmaldan bir malı alıp ne zaman gücü yeterse geri ödemesi caiz midir?
Soruya önce Ebuzer cevap verir:
-Hayır. Caiz değildir.
Kabul Ahbar ise tam tersine şöyle cevap verir:
-Bunda bir sorun yok.
Ebuzer Kabul Ahbar’a dönüp:
-Yahudizade! Bizim dinimizi bize mi öğretiyorsun? der.
Kabul Ahbar ise Osman’a dönüp şikâyetçi gözlerle bakar. Osman Ebuzer’e çıkışarak şöyle der:
-Bana eziyetlerin ve dilinin dostlarımı yaralaması ne kadar da artmış!
Bunun üzerine Ebuzer ile Osman arasında şiddetli bir tartışma başlar. İşte Osman bu sırada Osman’a öfkeden titreyen bir sesle,
-Şam’a git, der. Yani kovar! Bu bir sürgündür!
Ebuzer karara uyup Şam’a gider.
Ama Şam’da da susmaz.
Ebuzer’in Şam’a gittiği zaman Şam Valisi Muaviye binlerce işçiyle çok büyük bir saray yaptırmaktadır. Ebuzer, orada sarayını seyreden Muaviye’ye:
“Ey Muaviye! Eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan israftır, yok eğer halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir!” der. Muaviye cevap vermez.
(devamı gelecek sayıda)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir