Esası Türk Düşmanlığıdır!

Kadın, yaşamın her alanında -üretimde, hizmette, siyasette, evde, yönetimde, eğitimde, öğrenimde- aklınıza gelebilecek her alanda var ve, sayın Cumhurbaşkanının ATATÜRK Kültür merkezinin yıkımıyla ilgili takındığı üslubuyla konuya yaklaşırsak, çatlasanız da patlasanız da tüm haklarımızla eşit olduğumuz ve bize insanca yaşamayı armağan eden ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinde sonsuza dekte var olmaya devam edeceğiz. İster siyasi olsun ister halktan biri hangi makam veya hangi kesimden olursa olsun kadının adının olmadığı, kadını bir mal gibi değerlendiren arap zihniyetli insanların Türk toplumu içinde yeri yoktur, hiçbir zamanda bu yobaz zihniyet Türklerin üzerinde kalıcı bir etki bırakamaz. Esas cahillik nedir bilir misiniz dostlar? Esas cahillik, kaynağı arap kültür ve ahlaksızlığına dayanan, yobazlığı Tanrının dini olan İslam ile karıştırmaktır. Büyük Başbuğumuz bir açıklamasında İslam dini ve Türk toplumunda kadının yerini şöyle özetlemiştir: ‘Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasının talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak ilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu ilim ve bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak mecburiyetindedir. İslâm ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki, bugün kendimizi bir türlü kayıtlarla bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim ve bilgi yönünden ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.’ 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S. 86). Türk toplumunda kadın değerlidir. Kimse unutmasın ki; dünya tarihine damga vuran, ilk kahraman kadın ”Türk” hükümdar; Tomris Hatundur.

Bazı siyasilerin ve bunların körü körüne destekleyicilerinin Başbuğ Atatürk’le alıp veremedikleri ne diye düşünüyorum bazen. Her ne kadar bu mandacı zihniyet ulu önder Atatürk’ün hangi yaptıklarından hoşlanmıyor diye sorsam da kendi kendime, bu haksız nefretlerine karşı mantıklı bir cevap, bir karşılık bulamıyorum. Bu mandacıların hayran oldukları milletlerin Türk’e ihanet etmiş milletler olduğunu, iş birliği yaptıkları ülkelerin ise bunlarla aynı dine bile inanmayan ülkeler olduğunu görüyoruz. Peki bu yine din adı altında yapılmaya çalışılan Atatürk ilkelerine düşmanlık aslında gerçekten din için mi yapılmakta? Yoksa din bahane edilerek dış mihrakların yobaz iç mihrakların cahilliklerini kullanarak mayayı bozmak amacıyla ülke bütünlüğüne kastederek Türkleri yine güçsüz zamanlara yani dış devletlerin işgali altında yaşadığı zamanlara getirmek mi amaç? Hepiniz biliyorsunuz, fakat yine de bir mercek altına alalım derim. Neydi bu Atatürk ilkeleri ve inkılapları? Türk toplumuna karşı alınan İslamiyet düşmanı kararlar mıydı, bir bakalım ve aklımızla sorgulayalım. Atatürk ilkeleri 6 temel değerde gruplanmıştır. Bunlar sırasıyla Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılıktır. Her bir konuyu ayrı ayrı işlemeyeceğim. Çünkü insanca yaşamak, devletini, Türk milletini sevmek ve uydurma hurafelerden ve dini istismarlardan arınmış, herkesin eşit haklara sahip olduğu yönetim anlayışını ilke olarak kabullenmiş bir devlete karşı ne gibi bir düşmanlık besleyebilir ki, 5 bin seneden beri hür yaşamış yüce Türk milletinin her bir ferdi? Yobazların Atatürk düşmanlığının en çok Atatürk’ün laiklik ve İnkılapçılık ilkelerine karşı besledikleri nefretten kaynaklandığı kanaatindeyim. Laiklik neydi? Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıydı. Evet Atam haklı. Din işleri; vicdan ve maneviyatla inandığımız ahiret günü için yapılan ve kimseyi alakadar etmeyen, Tanrı ile kul arasında vuku bulan ilahi meselelerdir. Devlet işleri ise; iç ve dış toplumlarla olan insani ilişkiler, alışverişler, ticaretler yani kısaca somut delillere dayanan dünyevi işlerdir. Tabii bu ilkelerin işleyebilir hale gelmesi için birtakım inkılaplar ve reformlar yapılmak zorundadır. Dilerseniz birde şu yobazları rahatsız eden ve hiç hoşlanmadıkları inkılap alanlarına göz atalım. Bunlardan en önemlisi siyasal alanda yapılanlardır. Bu kapsamda saltanatın ve halifeliğin kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı yer almaktadır. Acaba Cumhuriyetle toplumun her bir bireyine verilen eşit hakların gelmesinden mi rahatsızlar? İlla köle-kul olarak mı yaşamak isterler? Bilemiyorum ki bu durumu! Şu an bu fikirlerini özgürce söyleyebilmelerini bile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçlu olduklarının bilincinde değiller midir? Diğer bir önemli husus ise eğitim ve kültür alanında yapılanlardan Yeni Türk harflerinin kabulü devrimidir. Bu devrim ile toplumda %3 olan okuma yazma oranı kısa bir zamanda %30’lara çıkmıştır. Türk toplumu bilinçlenmeye başlamış, padişahın kulu olmaktan kurtulan kadın ve erkek ayrım olmaksızın ülke gelişimine dört kolla katkıda bulunmuşlardır. Bu hususta en önemli bulduğum konu; Arapçadan okuyup çoğunlukla anlamadığımız kutsal kitabımızın yeni kabul edilen Türk harfleri ve bu harflerle açıklanan tefsiri ile tüm halk tarafından artık bir bilinmez olmaktan çıkması ve dinimizi onun bunun ağzından yalan yanlış öğrenmeye veya bazı din adamlarının neye hizmet ettiğinden emin olamadığımız fikirleri ile bize ezberletmeye çalıştığı hurafelerden kurtulup kendimizin okuyup her bir yazanı anlayabilmemiz ve buna göre inancımızı bilerek ve gerçekten inanarak yaşayabilmemizdir. Örneğin ben Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini diyanetin sitesinde bulunan tefsir bölümünden okurken Tahrim Suresi 5. Ayetinde peygamberimiz hakkında ‘Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah’a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir.’ yazdığını anlayarak apaçık okuyabiliyorum. Bu sureleri okurken hiç duygulanmıyorum veya ağlamıyorum, üstelik anlamını sorgulayabiliyorum ve sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi bu şekil Türk kültürüne uymayan bazı ayetlerin güncellenmesi gerektiğine inanıyorum. Ama kadınlar, özellikle Ramazan ayında, kendi aralarında toplanıp kitabı hatim ettikleri günlerde bu sure ve ayetleri aralarından birisi onlara arapça nağmelerle okuduğunda duygulanıp ağlayabiliyorlar. Fakat aslında bu surede ağlanacak bir şey olmadığını açıkça görüyoruz değil mi? Bilmediğin ve anlamadığın şeye duygulanarak ağlamak! İşte bu bana göre tam bir cahilliktir. Babam anlatır; eskiden yerde arapça bir yazı bulunduğunda hemen öpüp kaldırılırmış, kutsal sayılırmış. Düşünsenize belki de içinde arapça küfür yazıyor ve siz kutsal sayıp bu küfürü saklıyorsunuz, birde nasıl yere atılabilir diye bu duruma ağlıyorsunuz. Gerçekten gülünç bir durum. İşte biz Cumhuriyet ile tam da bu tür ezberletilmiş yanlışlardan kurtulduk. Bence halkımızın bu cahilliğini kendi çıkarları doğrultusunda kullanamayan iç mihrakların ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığının en büyük nedeni kesinlikle işlerini ve oyunlarını bozan inkılaplarıdır. Ayrıca bu, aynı zamanda kadınlara arap zihniyeti gözüyle bakan, inkılap düşmanlarının temelinde yatan esasen her birinin birer Türk düşmanı olduklarıdır.

Başımıza bu çorapların örülmesine göz yummamızda ki önemli etken ise; Atalarımızın dediklerine kulak asmayıp, başımızın dikine gitmemizdir. Ulu Atamız Başbuğumuz Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dediği ‘Din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. Din ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır.’ sözünden ibret almış olsaydık şimdi tartışmalarımız hurafeler/uydurmalar üzerine değil bilim ve teknoloji üzerine olurdu. Son husus olarak ta; bir tek şeyden adınız gibi emin olabilirsiniz! Asla araplaşmayacağız, bizi hiçbir zaman araplaştıramayacaklar! TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir