ESKİ TÜRKLERDE ÖLÜM

Ölüm Doğum gibi kaçınılmaz ve doğal bir durumdur. Bu kaçınılmazlık karşısında Türklerde “ölüm” olayı konusunda bir takım inanca sahip olmuşlardır. Eski Türklerde ölüm, ruh veya can’ı ifade eden “tin”in bedeni terketmesi olarak algılamışlardır. Örneğin Altay Türkleri, ruh için “kut” kelimesini de kullanmışlar, kut’un yaşam için vazgeçilmez kaynak olduğunu, bireyin onsuz hayat sürdüremeyeceğini ve kut’un bulunduğu şeyin kutsallık kazanacağına inanmışlardır.
ESKİ Türkler hakkında Çin kaynakları Türklerde cenaze ve defin törenleri arasında belli bir sürenin geçtiğini belirtmektedir. Fakat yine bu kaynaklar bu süreyi günlük veya aylık değerlendirmeyle değil mevsimsel değişimlerle izah etmektedirler. Kaynakların bildirdiğine gore; ‚Gök-Türk’lerde eğer biri, ilkbahar yada yaz ayında ölmüşse, çimenlerle ağaçlardaki yapraklar sararıncaya kadar bekleniyordu. Şayet sonbahar yada kış aylarında ölmüş ise, bitkilerin tohumlanması ve açma mevsiminin gelmesi gerekiyordu (Tasai- 2006). Orhun abidelerinde; ‚Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci gün yas töreni tertip ettik.‛ denmekte (Ergin, 2006: 28) ve yine ‚ Bu kadar kazanıp babam Kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti, Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım‛ şeklinde bir kayda rastlanmaktadır(Ergin,2006). Hun ve Gök-Türklerin gökyüzünde ay’ın durumunu takip ettikleri özellikle savaş gibi hadiseleri ayın en dolgun olduğu Zamana gitirdiği bilinmekte olduğundan ölülerin defin işlemininde kozmik (göksel) hadiselerle bağlantılı olabileceğini düşünebiliriz.
Ölüm nedeniyle Hun ve Gök-Türklerin yüzlerini bıçakla çizdiklerini Çin kaynaklarından öğrenebiliriz (Tasaı,2006). Bununla beraber Türklerde yas geleneği de vardır. Herodot’un belirttiğine göre ise İskitlerde Yas tutma geleneği olarak ; kulak memelerini kestikleri, kollarını çizdikleri saç ve sakallarını kestikleri gibi adetler vardır (Herodotos, 2006).
Yine bilindiği gibi At sırtında bir bozkır geleneğine sahip olan Türkler, Özellikle ölen kişinin ikinci hayatında kullanması için At ve hizmatkarlar gibi kurbanlar gerçekleştiriliyordu fakat bunun yanında bu durumun ölen insan ruhunun teskin edilmesi maksadıyla yapıldığı da düşünülebilir. Bu kurban edilenatlara “baydara” adı verilirdi.
Herodotun da göre, İskitler’ in (İ.Ö. VII-IV. yy.) baydaraları uzun bir kazığa bağlayarak yarım araba tekerleği üzerine oturttuklarını belirtir, iskitler atlarla birlikte sadık hizmetkârları da boğazlayıp derisini yüzdükten sonra, içini doldurarak atlar üzerine oturtuyor ve bunları ölen hükümdar ya da soylu kişinin kurganı çevresine diziyorlardı. X. yy.’da Oğuz ülkesini ziyaret eden ibni Fadlan, şamanist Oğuzlar’ın, ölü gömme törenlerinde, ölenin atıyla birlikte, varlık derecesine göre başka atları da baydara yaptıklarını ve gö-müt üzerine dizdiklerini belirtir. XIII. yy.’da Moğolistan’a giden Van Ruysbroek, bir kıpçak gömütünde on altı baydara gördüğünü yazar. Radloff’a göre de Sibirya’ daki kimi Türk boyları arasında bu gelenek XIX. yy.’da da sürüyordu. Yakutlar, baydaraya tabık diyorlardı ve onlar arasında yaygın bir uygulamadır (Temel Britannica, Ana Yayıncılık 1992). Ayrıca Hun topluluklarında mezara at kurban etme âdetinin var olduğu ayrıca bu hayvanların kafatasını sırığa geçirip dikme adetinin mevcut olduğunu bilinmektedir. Zira 13. yy.da Moğolistanı nı ziyaret eden Rubruk’un seyahatinden biraz önce ölen bir Kıpçağın mezarı çevresinin dört cihetinde sırıklar konulmuş ve bunlara, her cihete dörder olmak üzere, on altı tane at derisi asılmış bulunuyordu. (Barthold, 1947: 517-518).
Türk kültüründe ‚balbal‛ dikmek geleneği oldukça yaygın bir uygulamadır. Esas itibarıyle ölen kişinin mezarının çevresine taş heykeller dikmek geleneği olarak bilinmektedir. Aynı uygulamaya Çinlilerde de rastlanabilir (öğel,2003). Çin kaynaklarının bildirdiğine gore; Gök-Türkler, gömme işi bitince, üst üste dizdikleri taşlardan bir ‚hatıra direği‛ yapıyorlardı. Taşların miktarı, öldürdüğü insanların sayısı kadar oluyordu (Tsaı, 2006). Bu düşünce ve gelenek ölenler için değil aslında yaşayanların hayatına yön vermeyi amaçlamaktaydı. Bu bir övünç kaynağıydı ve örnekti.
Türklerde ölenlerin cesetleri, bugün olduğu gibi ekseriyetle gömülmekte ise de ayrıca Hun, Kırgız ve İskitlerde Ölü yakma geleneği de bulunmaktadır (Mehmet Tezcan, 2004).
Eski Türk tarihinde Tüm bu geleneklerin bir kısmı, başka toplulukları da etkilemiş ve bu ritüellerin farklı şekilleri günümüz de hala devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir