GASPIRALI İSMAİL BEY’İN YOBAZLARA CEVABI

Kırım’da ve Türkistan’da Rus emperyalizmi Müslümanların cehalet ve yobazlıkları sayesinde yaşamış ve hüküm sürmüştür. Kırım ve Türkistan bu sebeple din batağına gömülmüş ve yapılan her atılım ne yazık ki mollalar ve hocalar tarafından şiddetle reddedilmiştir. 19. yüzyılda Kırım’da ve Türkistan’da molla tabiri adeta yobazlığın ve gericiliğin ifadesi haline gelmiştir.
Gaspıralı İsmail Bey’in Usulî Cedit okulları açılıncaya kadar Kırım’da ve Türkistan’da mektup yazmasınlar diye kızlara yazma öğretilmemiştir. Mollalar kızlara yazı öğretilmesine karşı çıkmışlardır. Öte yandan Osmanlı da pek farklı değildir. Genel olarak Türk dünyası giderek hocaların ve mollaların yobaz karanlığına sürüklenmiştir. Erkekler ve kadınlar cahil kalmış, kadın ikinci sınıf insan olmaya mahkum edilmiş hatta insandan sayılmamıştır. Kısacası Osmanlı’da yobaz cehaleti hüküm sürerken Kırım ve Türkistan’da da durum aynı olmuştur.
İşte Gaspıralı İsmail Bey bunun için cedit okullarını ve kız okullarını savunup uygulamaya geçirmiştir. Türk dünyasında büyük bir değişim adımının atılmasına vesile olmuştur. Ayrıca bu okullar için kitap hazırlamış ve okullara karşı çıkan yobazlarla da uğraşmıştır. Bu kapsamda kız okulları kadın hareketinin öncüsü olmuştur. İsmail Bey’in bu mücadelesinde eşi, kız kardeşi, kızı da kendisine yardımcı olmuşlardır.
Bütün bu süreç içerisinde yobaz mollalar ve hocalar yeni eğitim anlayışına tepkilerinden hiç vazgeçmemişlerdir.
Meselâ 1910 yılında yeni eğitim anlayışına bir tepki olarak Buhara’da molla ve hocalardan oluşan otuz kişilik gerici bir grup, Da’molla İkram Müftü Cenaplarının evini basmıştır. Müftü’yü öldürmekle korkutarak müftülük mührünü elinden almışlardır. Usul-i Savtiye’ye (yeni okuma yöntemine) karşı kendilerinin yazdığı cahilce bir ret yazısını müftülük mührüyle mühürlemişler ve sonra mührü de alıp gitmişlerdir.
Bu cahil molla ve hocalara İsmail Bey çok sinirlenmiştir. 23 Nisan 1910 tarihi Tercüman’da yayınlanan bir yazısında şöyle demiştir:
“Mesele geçen yıldan beri bilgi edinmeyi kolaylaştırma demek olan usul-i savtiyeyi Buhara’da uygulatmamaktır.
Yahu! Kıskanç cahiller, kolay bilgi öğrenme ve insanoğulları ilişkilerini kolaylaştırmak haram değildir. Düzenli okullarda dinle ilgili zaruretlerle beraber bütün çocuklara yazı ve ders öğretmek için çalışma haram değildir. Yazı yazmak yarı bilgidir kaidesinin verimidir. Çocuklara hesap ilminden bilgi göstermek dünya ve ticaret gereğidir. Ey düşüncesizler! Bunların haram olduğunu hangi ayette, hangi hadiste, hangi tefsirde gördünüz?
Körlük ve inat şeytanı ile koca Türkistan’ı siyaseten yıktınız. Bu kâfi gelmedi ki bu gün bütün dünya fen ve marifet ile kaynarken milleti cahil, hünersiz, eğitimsiz bırakıp yok etmek mi istiyorsunuz?
Ey riyakârlar! Şeriat şeriat diye büyükleri, amirleri aldattığınız yetişmiyor mu? Eğer sizler şeriatçı ve öğülmeye değer ahlak koruyucusu iseniz, köknar ile afyon kullanılmasına karşı ne zaman mücadele ettiniz?
Farz edelim ki usul-i savtiye öğrenimi kolaylaştırma, yazı yazma ve hesap haram olsun. Oğlanları kız gibi giydirip, huzurunuzda, meclislerde raks ettirmek, kız yerine dizlerinize oturtmak ve ….. mubah olduğunu hangi ayet ve hadis ile tespit edip geçerli adet haline getirdiniz?
Vakıflı medrese hücrelerini, Pazar dükkânları gibi kiraya vermek ve dershaneleri tembelhaneye döndürmek hangi şeriatta buyrulmuştur?
Bugün Buhara pazarlarındaki beş yüz tüccar İslam’dan, elli kişi doğru dürüst yazı bilmez. Medreselerin on bin öğrencisinden dokuz bini usulüne uygun yazı yazmaktan mahrumdur. Devlet ve iş danışmanı olan yüzlerce âmir, medrese hocası ve benzeri kişilerden, çağın olgunluğuna ve olaylarına ve sağda solda ne olup bittiğinden haberdar beş adam görülmüyor. İbni Sina’ları hatıra getiren Medrese-i Tıbbiye, at ahırına benziyor. Şeriat şeriat dediğiniz bu teessüflü durumlar mıdır?”
Şu örnekten bile görüleceği üzere yobazlık bilgiye karşıdır. Kadının eşit vatandaş olmasına karşıdır. Nerede olursa olsun yobazlar isterler ki toplum bilimden bilgiden uzak kalsın, sadece kendi söyledikleri saçma sapan ilkel, cahil tefsir saçmalıklarıyla meşgul olup cahilce yaşasınlar. Ve kendilerinin iktidarı devam etsin. Üstelik bu cahil yobaz düzeninin bir de oğlancılık tarafı vardır ki İsmail Bey bunu da açıkça dile getirmiştir.
İşte bunun için Gaspıralı İsmail Bey’in cedit okulları ve bu kapsamda kız okulları açma mücadelesi Türk dünyasında çok önemli bir başlangıç olmuştur.
Türkiye’de Atatürk önderliğinde başlatılan çağdaşlaşma mücadelesi de aynı kaygılardan kaynaklanmıştır. Milleti yobaz molla ve hocaların cahil hâkimiyetinden kurtarıp, inkılapçılar dini bir vicdan konusu haline getirmek için çabalamışlardır.
Dincilerin bu gelişmelere, aydınlanmaya, çağdaşlaşmaya karşı düşmanlıklarının sebebi din adına kendi hâkimiyetlerini sürdürme hırsıdır. Onlar cahil toplumun ellerinden kayıp gitmesinden korkarlar. Onun için bu hâkimiyetlerini kaybetmemek için her şeyi yaparlar. Siyasetçilerle beraber hareket ederler. Erkekleri tarikatlara tekkelere, kadınları eve hapsetmeye çalışırlar. Toplumu cahil bırakmak için uğraşırlar. Arap’ın eski çöl tefsirleriyle kafaları meşgul ederler.
İşte bunun için Atatürk 1923 yılında “Bizi yanlış yola sevk eden habisler bilirsiniz ki çoğunlukla din perdesine bürünmüşler, saf ve nezih halkımızı, hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar, hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar.” diye boşuna demiştir. Bu söz tamamen doğrudur, olaylarla ispatlanmıştır!
Bilimin fennin peşinden giden milletler dünyaya hükmederler, hocaların mollaların peşinden giden milletler ise cahilce bir yobazlık çukurunda kalıp diğer ülkelerin sömürgesi olurlar! Çünkü bu gericiler aynı zamanda işbirlikçidirler!
Kısacası gerçek yol gösterici, hocalar mollalar değil, bilimdir, fendir, akıldır!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir