GÖK TANRI İNANCI VE KUTSAL DEĞERLER

Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce birçok dinin etkisi altında kalmıştır. Asya bozkırında yaşayan Türkler, çevresinde yer alan ülkeler aracılığıyla farklı dinleri tanımıştır. Bazen de kendi yaşamlarında bu öğrendiği yeni dinleri uygulamıştır. Güney yönünde yaptığı askeri seferler sırasında Budizm’i, batı ve güney batı yönünde yaptığı seferler sırasında Manihaizm’i öğrenmiştir. Ayrıca kervan sahibi tüccar ve misyonerlerin, Asya’nın iç bölgelerine gelmesi sebebiyle Hristiyanlığı öğrenmişlerdir. Bu dinlerin yanı sıra tarihte Yahudiliği kabul eden Türklerde bulunmaktadır.

Tüm bunlardan ziyade Türklerin kadim dini Gök Tanrı inancı olmuştur. Bu inancı Şamanizm olarak dile getirenler bulunmaktadır fakat Türk Tarihi üzerine araştırma yapan tüm tarihçiler bu görüşü kabul etmemektedir. Bu fikir ayrımının sebebi ise; Şamanizm’in dini ritüellerini uygulamasında, Gök Tanrı inancına göre farklılıklar gösterdiği düşüncesi olmuştur. Bu yazımızda Gök Tanrı inancını ve bu inancın kutsal gördüğü ögeleri ele alacağız.
Türklerin dini hayatında kutsal ruhların en üstünü ve tapılacak en ulu değer Gök Tanrı olarak kabul edilmiştir. Türkler her nevi felaketten Gök Tanrı tarafından korunduğunu düşünmüştür. Onu gücendirmemek ve olumsuzluklardan korunmak için Gök Tanrı’ya kurban sunmuşlardır. Kağan ülkesinin başkentindeki karargâhında her yılbaşı ayinler yaptırmıştır. Bu ayinlere kağanın hâkimiyeti altında bulunan tüm boy beyleri katılmak mecburiyetinde görülmüştür. Türkler ayinde önce Gök Tanrı sonra da sırasıyla ataları ve yer – su kültü doğrultusunda kutsal saydıkları ruhlara kurban sunmuştur. Ülkeyi yöneten kağan her durumda keyfi davranışlar sergileyememiş, Tanrıya hesap verir gibi dikkatli ve adil hükümlerde bulunmuştur. Orhun (Göktürk) Kitabeleri bu durumun bir örneği olmuştur. Kağan bu kitabelerde hem kavmine uyarıda bulunmuş hem de açıklamalarıyla Tanrıya hesap vermiştir. Türkler tanrının gökte olduğunu düşündükleri için Gök Tanrı olarak kabul etmiştir. Arap seyyahlar Türklerin bölgelerinde dolaştıkları sırada, kötü bir durumla karşılaştıkları zaman gökyüzüne bakıp bir Tanrı dediklerini ifade etmiştir.
Gök Tanrı inancı kapsamında Türkler, ölenlerin ruhunun hala yaşamaya devam ettiğini düşünmüştür. Atalar için kurban kesme geleneği bu görüşe dayalı olarak devam etmiştir. Ayrıca Türkler doğadaki varlıkların ruhu olduğu ve onlara saygı gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu düşünce karşımıza Yer – Su (Yer-Sıb) Kültü olarak çıkmaktadır. Bu külte göre insanların ruhu olduğu gibi doğadaki diğer varlıkların da ruhları olduğuna inanılmıştır. Yer ve suyun kutsal olduğunu kabul etmişlerdir. Yer hem vatana hem de kutsal ruha karşılık gelmiştir. Boylar her yıl beyleri öncülüğünde atalarının mağaralarına ve kutsal saydıkları dağlara gidip kurban sunmuşlardır. Kestikleri at ve diğer kurbanlıkların başlarını tahta sırıklara geçirmişlerdir. Ötüken Dağı Türkler için kutsal dağ olarak görülmüş ve hem Gök Tanrı için hem de bu dağ için kurbanlar kesilmiştir. Su da kutsal bilinmekle beraber kirletilemez derecede ulu sayılmıştır. Suyu kirletenlere toplumda ağır cezalar verilmiştir. Ormanlar ve ağaçlar da kutsal sayılmıştır. Kayın ve Karaçam ağacı Türklerin inancında önemli yer tutmuştur.
Türklerin dini yaşamlarında ateşin ehemmiyeti büyüktür. Ateş temizlenmenin ve kötü ruhlardan arınmanın bir aracı olarak değer görmüştür. Ateşin arasından geçildiği vakit hem maddi hem de manevi anlamda temizlenildiği fikri kabul edilmiştir. Göktürklere gelen Bizans elçisinin yanan ateş arasından geçirilmesi ve daha sonra kendisiyle görüşülmesi bu durumun bir örneği olmuştur. Türkler ayinlerde büyük ateş yakıp, ateşten yansıyan renkler neticesinde bazı anlamlar çıkarmıştır. Ateş yeşil renkte veya yakın bir renkte olursa o yıl bereketli bir sene olacağına inanılmıştır. Eğer kırmızı renkte olursa savaş, siyah renkte olursa mateme sebep olacak bir hadise yaşanacağı varsayılmıştır. Sarı renkte olursa hastalık ya da kıtlık ile karşılaşılacağı düşünülmüştür. Bu durum da Ateş Kültü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türkler için Ülgen çok önemlidir. Ülgen, iyi ruhları koruyan ve iyiliğe karşılık gelen kutsal ruhların en üstünüdür. İslam inancında iyi ruhların ulaşacağı ve sonsuz olarak kalacağı cennet inancının karşılığı Gök Tanrı inancında Uçmak olarak karşılık görmektedir. Burada Ülgen hâkimdir ve iyi ruhları savunur. Güneş ve ayın çok uzağında bulunmaktadır. Kötü ruhları hâkimiyeti altında tutan ve İslam inancında cehenneme karşılık gelen Tamu da ruhlara azap eden kutsal ruh ise Erlik tir. Eğer yaşayanlar kendisi için kurban sunmazlarsa onlara da çeşitli hastalıklar yayıp, kötülüklerde bulunduğuna inanılmıştır. Bir obaya ölümcül hastalık ya da kıtlık gibi musibet gelmişse Erlik tarafından yapıldığı varsayılmıştır. İyi ruhları Ülgen, kötü ruhları ise Erlik temsil etmiştir.

Türklerde koruyucu özelliği bulunan kutsal dişi ruhlar da mevcuttur. Umay, saygı gösterilen kutsal bir ruhtur. Kadın ve çocukların başta olmak üzere hayvanların da koruyucusu olarak değerlendirilmiştir. Anaç bir yapısı olduğu düşünülmüştür. Ayrıca ülkeyi koruduğu ve ulusun anası gibi değerlendirilen Ana Maygıl da bir başka kutsal dişil ruhtur.

Eski Türklerin sosyal ve dini hayatında Kam (Şaman) lar önemli bir yer tutmuştur. Kamlar toplumda din adamı ve hekimlik vazifesini yapmıştır. Şamanlar bir taraftan dini uygulamalar ile meşgul olurken diğer taraftan da obada hasta olanların derdine deva olmaya çalışmıştır. Ayrıca şamanların kehanetlerde bulunup, bazı kararların verilmesi hususunda hükümdarlara yardımcı olduğu bilinmektedir. Kâhinlik mahareti bulunan Şamanlar yıldızların ve ayın hareketlerine – duruşlarına bakarak gelecekle alakalı bilgiler vermektedir. Kağanlar çoğu zaman bu kişinin sözlerini dikkate alarak askeri sefere çıkmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir