Hagia Sofia değil, Aya Sofya Cami

Sözüme 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitlerimizi Anma Günü ile başlamak istiyorum. Anafartalar kahramanı Başbuğum ve Başkomutanım Mustafa Kemal Paşam ve paşamın bir emri ile TÜRKLÜĞÜMÜZ için bu kutsal TÜRK yurdu uğruna ölüme koşan binlerce bilinen yahut bilinmeyen kahraman Atalarım, size bu cennet vatanı bize miras bıraktığınız için minnetlerimi sunuyorum. Kutsal emanetinize canımız uğruna sahip çıkacağımızdan kuşkunuz olmasın. Tanrı her bir TÜRK’e TÜRKLÜK VE TÜRK YURTLARI uğruna şehit olmayı nasip etsin.
***
Bu satırlarımı okuduğunuzda bir yerel seçimi daha atlatmış olacaksınız ve şuan sonucu bende bilmiyorum. Tek bildiğim bunun bir yerel seçim olması ve yerel seçimlerde Belediye Başkanlarının, Meclis üyelerinin, muhtarların seçiliyor olması.
Her ne kadar çağımızda belediyecilik dendiğinde bir şirketleşme anlayışı ile yönetilmek algısı uyandırılsa da bana göre belediye hizmetleri, devletin alt ve üst yapı hizmetlerinden vatandaşın birebir etkileniyor olması demektir. Yani esası TÜRK vatandaşlarına yakın hizmettir. Seçilen Başkanlara sesleniyorum; siz o koltuğa kendi yandaşlarınızın işini çözmek için, sıradan vatandaşı burunlamak için veya toplum içinde kendiniz ve aileniz belli bir statüye geldiğiniz için oturmuyorsunuz. Siz o koltuğa, şehre hizmet için oturuyorsunuz, vatandaşın dertlerine derman olmak için oturuyorsunuz. Lütfen bunun bilincinde olun. Sizin şehirde yaşayan en üst veya en alt gelir grubu insanından hiç bir farkınız yok, üstelik siz şehirde yaşayan en alt gelir gurubu insanına hizmet etmek için var olduğunuzdan dolayı onların dahil herkesin hizmetçisi konumundasınız. Bu sözlerime ister kibrinize yediremeyerek kızın, ister kızmayın ama gerçek bu. Bu durumun farkında olursanız doğru işler yapacağınızı ve her kesim tarafından sevilip sayılacağınızı düşünüyorum.
***
Bu seçimlerde en çok rahatsız olduğum konu siyasetin bir ibadet yeri olan camilerde ve bir eğitim yeri olan okullarda işlenmesi oldu. Laikliğin önemini bir kez daha çok iyi anlamış oldum. Hele gene bir keresinde ‘ezanlar susmasın diye bize oy verin’ dendiğine üzülerek şahit oldum. O diyeni omuzlarından tutup şöyle bir silkeleyip ‘Arkadaşım kendine gel, bu sadece alt-üst ve sosyal hizmetleri kapsayan, vatan içinde kendi aramızda yaptığımız bir yerel seçim konsepti, ezanın susmamasıyla ne alakası var?’ diye sorasım geldi kendisine. Birde şu hatırlatmayı yapmak tabii ki: ‘İçin rahat olsun, hani o senin ağzına almaktan çekindiğin BAŞBUĞUMUZ MUSTAFA KEMAL PAŞAMIZ varya, onun sayesinde ezan sesi susmadı bu kutsal topraklarda ve onun evlatları var olduğu sürece de ezanı susturmaya kimsenin gücü yetmez! Bizim kendimizden bu konuda şüphemiz yok, yoksa sizin var mı?’ Bu tip durumlara söyleyecek çok sözümüz var, yeri geldikçe de konuşacağız. Doğru birdir ve doğruları yanlışlara karşı konuşmaya devam edeceğiz.
***
Sayın Cumhurbaşkanının Aya Sofya hakkında ki açıklamalarını çok olumlu bulduğumu belirtmek istiyorum. Size bu konuyla alakalı yine yaşadığım bir olaydan örnek vereceğim. Sene 2006, yurtdışı Mimarlık eğitimimde Statik dersindeyiz. Bilen bilir; Statik, yapıların taşıma sistemiyle alakalı olarak mimarlara verilen genel bir taşıma sistemi hesaplama dersidir. Tabii eğitim önce yapıların ve formların tarihi bilgi ve örnekleri ile başlayarak günümüzde uygulanış ve kullanış biçimleri ile devam eder. Dersin Hocası Profesör tarafından kubbeler örneğinde Hagia Sofia (Aya Sofya)’ya değinildi. Hoca taşıyıcı sistemini anlatılırken birden tırnak açarak, İstanbul ziyaretinden şu şekilde bahsetti; yanlış hatırlamıyorsam 1990’lı yıllarda gittikleri Aya Sofya’ya ayakkabıları ile giremediklerini, kapıda görevlinin ayakkabılarını çıkartmaları gerektiğini söylediğini fakat bu şahıs ve yanında ki grubun olaya direnip aslı bir kilise olan Aya Sofya’ya ayakkabılarıyla girmeyi başardıklarını büyük bir gururla anlattı. Tabii dersi dinleyen ve ondan önce 5 senesini İstanbul/Beşiktaş’ta geçirmiş bir TÜRK öğrenci olarak ben önce duyduklarımın belki de eksik Almanca bilgimden kaynaklı yanlış anlaşılmamı olabileceğini kendi içimde kısa bir sorguladıktan sonra hayır dedim, bu hoca resmen orada benle birlikte bulunan 70 tane Türkiye’yi çok iyi bilmeyen gencecik beyinlere kara-propaganda ile Türkiye’yi ve TÜRK milletini kötülüyor düşüncesi ile parmak kaldırarak söz istedim ve kendisinin anlattıklarının bir hayal ürünü olduğunu, Aya Sofya’nın 1934 yıllarından bu yana müze olarak halkın ziyaretine açık olduğunu ve müzelere İstanbul’da ayakkabı ile girilebildiğini, 90’lı yılların sonunda benim de şahsen İstanbul’da yaşadığımı ve Camiler hariç diğer anıtsal yapılara ayakkabılarımla girebildiğimi söyledim. Herkes kafasında büyük bir soru işareti ile sustu, ders farklı konularla devam etti. Fakat burda o kurulu hoca amacına ulaşmıştı, Türkler hakkında Türkleri tanımayan gencecik beyinlerde soru işareti bırakarak ve tabii kendilerinin direnç başarısıyla Türkleri yendikleri imajı yaratarak ogünün dersini bitirmiş oldu. Bu şu anlama gelir; biz ne kadar da hoşgörülü olsak gevur yine gevurdur ve koyu dindar gevurların TÜRK’e karşı kini hiç bir zaman bitmeyecektir. Bizim için Aya Sofya tarihi özelliği olan anıtsal bir yapıdan ibaret olsa bile onlar için Hristiyanlığın kutsal sembolüdür, bizim için İstanbul onlar için hala birgün geri almanın hayalini kurdukları Konstantinopol’dür. Bununla ilgili de yine mimarlık tarihi dersinde İstanbul hakkında sürekli Konstantinopol olarak anılmasına karşı çıkarak haritalarda 15 milyon İstanbullunun yaşadığı şehir çemberini göstererek bunun içinde küçük bir mahalle olarak kalan Tarihi Yarımada’nın onların bahsettiği Konstantinopol olduğunu ve şimdiye göre adeta bir mahalle ölçüsünde kalan alanın 1453 yılından sonra artık TÜRK egemenliğine girdiğini ve TÜRKLERİN o şehri bugünün İstanbul’u yaptıklarını detaylıca anlatarak Almanya’da bulunduğum dönem içinde bu psikolojik algı savaşlarında sürekli bir mücadele halinde olduğumu belirtmeden geçemiyeceğim.
Bu sebeple bana sorarsanız; nasıl ki artık ‘Konstantinopol’ diye bir Bizans şehri yok, ‘Hagia Sofia’ diye de bir kilise veya müze olmamalı. Simgesel özellikte olan bazı şeylerin ait olduğu kültürün simgesini yansıtması, zaferi anlamlı kılan olacaktır. İstanbul bir TÜRK şehri ise Aya Sofya’da en doğal olarak tamamen bir Cami olma şerefine ulaşmalıdır.
‘TÜRK ve TÜRKÇÜLÜK aleyhinde bulunanları ezeceğiz!’ (28 Nisan 1925)
TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir