Harf İnkılâbı ve ATATÜRK

Mustafa Kemal’in, 1928’den başlayarak, kendisini ölüm yatağına kadar gece ve gündüz meşgul edecek “Türk Alfabesi ve Türk Dili” ile “Türk Tarihi” hareketlerine kendini vermiş, 8 Ocak 1928’de Mahmut Esat Ankara Türk Ocağında, Türk Harfleri hakkında bir konferans verirken, 8 Şubat 1928’de İstanbul’da Türkçe hutbe okunmuş, 24 Mayıs 1928’de de Latin rakamları “Türk rakamları” olarak kabul edilmiştir. 28 Haziran’da ise Harf Devrimi için “Dil Encümeni” oluşturulmuş, 17 Temmuz’da Encümende konuşan İsmet Paşa’nın bile bu konuda Gazi kadar cesur olmadığı, Gazi’nin, Arap harflerinden Türk harflerine tam geçiş için altı ayı yeterli bulmasına karşın, İsmet Paşa’nın yedi yıllık bir geçiş dönemine lüzum gördüğü anlaşılmıştır. Fakat Gazi kararlı idi ve bu kararlılık içinde 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu’ndaki Halk Gazinosu’nda söylevini verdi; “Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Yeni Türk harflerini her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin %10’u, %20’si okuma yazma bilir, %80’i bilmezse bu ayıptır…” Artık her yerde yeni harfleri öğrenme, öğretme çabası başlıyor, Gazi’nin kaldığı Dolmabahçe Sarayı’nda büyük çalışma salonuna bir “kara tahta” yerleştiriliyordu. Mustafa Kemal’in 23 Ağustos’ta Tekirdağ’da yeni harfler üzerinde konuştuğunu, memurları tahta başına kaldırarak imtihan ettiğini, 13 Eylül’de İsmet Paşa’nın seçim bölgesi olan Malatya’da yeni harfler hakkında konuştuğunu ve Malatya’ya yola çıkarken; “Bir öğretmen olarak yola çıkıyorum” dediğini görüyoruz.
9 Ağustos 1928 akşamı Mustafa Kemal Gülhane Parkı’nda katıldığı eğlence gecesinde; “Arkadaşlar, güzel dilimizi anlatmak için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz… Yüzyıllardan beri, kafamızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak zorundayızemiştir.
3 Kasım 1928’de 1353 Sayılı Kanun ile yürürlüğe giren Harf İnkılâbı genç kuşaklara yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılacak şeyler olduğu duygu ve coşkusunu veriyor, kafaları eski harflerle karışmadığı için yeni yazıyı en kolay öğrenen çocuklar bunu anne ve babalarına ve büyük babalarına öğretiyordu. Tüm yurtta açılan “Millet Mektepleri” ise 7’den 70’e kadar tüm yurttaşlara okuma yazma seferberliğine başlamış ve bir yılda 1 milyondan fazla kişi okuma yazmayı öğrenmiştir.

Yeni harfler konusunda birçok şeyler söylenmiş, kütüphanelerimizi dolduran eski kitaplardan ve eski belgelerden yeni kuşakların faydalanamamasından yakınılmıştır. Oysa bu kitaplardan vazgeçilmez olanların yeni harflere çevrilmesi mümkün olduğu gibi uzmanlık isteyen eserleri inceleyenler eski harfleri öğrenmektedir. Bu ve buna benzer tenkitler ne derse desin bugün altı yaşındaki Türk yavrularının ilk okulun ilk sınıfında 2-3 ayda kusursuz bir “okur-yazar” olması bütün eleştirileri etkisiz bırakacak büyük bir avantajdır.Atatürk’ün “Harf İnkılâbı”nı hazırlayışında, yürürlüğe sokusunda ve uygulamasını sağlamasında sergilediği enerji ve beceri bir önemli gerçeği, bir kere daha apaçık şekilde ortaya koymuştur. O gerçek de şudur: Mustafa Kemal Atatürk, hem ihtilâl-inkılâpın lideridir, hem de bu ihtilâl-inkılâp ideolojisinin kademe kademe gerçekleştiricisidir. Yani hem “Yaratan” hem de “Yürüten” durumundadır. Bu neden ile ona “Tek Adam”, Türk İnkılâbı’na “Atatürk İnkılâbı”, bu inkılâbın öğreticisine ise “Atatürkçülük İdeolojisi” denilmesi çok yerindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir