HAYIR diyen de biziz, EVET diyen de biziz.

HAYIR diyende biziz, EVET diyende biziz… Merhaba sevgili okurlar, Bulunduğumuz referandum sürecinde toplumumuzda farklı düşünen insanların kutuplaştırılmaması, kin ve nefret tohumlarının Türk Milletinin vicdanına ekilmemesi gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Gerçi düşmanlarımızı sevindirecek bu kutuplaştırma hareketleri aslında pek bir sonuç vermez, çünkü farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir. Ama bize ‘mozaik’ bir millet gözüyle bakmak ta yapılacak en büyük yanlış olur. Kimse şunu unutmamalıdır ki, biz ayrı ayrı zengin kültürlerimizi yaşarken, birleştiğimizde Türk oluruz, yüce Türk Milleti oluruz, Atatürk oluruz, aşk ile de milliyetimizi severiz… Şimdi şöyle düşünelim, oyumuzu kullanmaya gittiğimizde önümüzde iki seçenek olacak, bunlar ya ‘Hayır’ ya da ‘Evet’! Başka bir ‘alternatif şık’ veya ‘görüş ve önerilerinizi bildirin, hangi maddeye karşı çıkıyorsunuz, ne gibi değişiklikler istiyorsunuz’ gibi fikrimizi soran hiçbir seçenek olamayacak. Büyüklerimiz kendi bildikleri ve kendi doğrularıyla bir şeyler hazırladılar ve: ‘Biz bunu uygun görüyoruz, siz ne düşünüyorsunuz? Haklı mıyız? Haksız mıyız?’ diye bize soruyorlar… Her bir madde için ayrı ayrı değerlendiremiyoruz, bir paket halinde hazırlanıp önümüze konmuş ve iki seçenek var seçebileceğimiz, ya Hayır ya Evet! Aslında bu kadar basit ve buraya kadar her şey normal… Gelelim gerçeklere, kendi önerinizi ortaya koyuyorsunuz ve iki seçenek sunup demokrasi adına halkı referanduma çağırıyorsunuz, sonrada eğer hayır derseniz teröristlerle iş birliği içinde olursunuz, başka bir değişle terörist olursunuz diye bir dayatma propagandası yaparak kendi fikrinizi, bir gerekçe olmaksızın kabul ettirmeye çalışıyorsunuz. Hiç oluyor mu bir söyleyin, hiç bu şekilde demokrasinin yakışık alıyor mu saygıdeğer büyüklerimiz? Ama mesela şöyle yapılsa; boş laf politikası yerine, çıkıp maddeler teker teker ele alınıp, getirilmek istenen başkanlık sistemi ve günlerce tartışılıp değişikliği talep edilen anayasa maddeleri halka da anlatılsa, küçük ölçekli yerel çalışmalar düzenlense de halk nasıl yönetileceğine gerçekten anlayarak isteyerek sağlıklı ve demokratik bir şekilde karar verse, bu kadar önemli bir yol ayrımında Cumhuriyetimizin nasıl devam edeceği şekillenirken, demokrasinin uygulanabilirliği çerçevesinde izlenecek en uygun referandum öncesi süreç olmaz mı? Tabii işin bir de öbür tarafı var ki, bütün bu anayasa değişikliklerinin gerçekten akut olarak çözüm bekleyen toplumsal, sosyal, sosyo-ekonomik ve ülkesel problemlerimize ne gibi bir katkısı olacak? Bu anayasa değişiklikleri neyi nasıl değiştirecek? Örneğin ilk anda akla gelebilecek şu konuların; ** Teröre bir son vereceği, ** İşsizliğe son vermek üzere devletin üretim mekanizmalarıyla yeni fabrikalar kurması için teşvik getirileceği, ** Tulumbada su bittiği için satılan veya satılması öngörülen devlet mallarının geri alınacağını ve satılmaktan vazgeçileceği, tulumbaların kendi öz kaynaklarımızla ve ihracatımızla doldurulacağı, ayrıca boş yere kesinlikle akıtılmayacağının sıkı denetleneceği, **TBMM’de 26 Mart 2015’te yapılan oturumda, dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından, ‘Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre adaların hukuken Türkiye’ye ait olduğu ve adaların fiili olarak Yunan işgali altında olduğu’ beyan edilen 2004 yılından itibaren (yani AK Parti iktidarı döneminde) Yunanlılar tarafından haksız işgal edilen Ege denizindeki 16 adamız ve 1 kayalığımız ile ilgili işgalin sona ermesi konusunda bir kararlılık gösterildiği, **Türk halkının daha iyi standartlara ulaşması için yapılacak olan yatırımların ve ayrılacak bütçenin ele alındığı, ** Türk milletinin ve Türk yurdunun bölünmez bütünlüğünü korumak için eyalet sisteminin kesinlikle yasaklandığı, **Yargının tam bağımsız hareket etmesi için kimsenin karşısında el pençe durmaması için gerekli koruyucu yasaların olduğu, **Türk milletinin çok değerli olduğunu ve her şeyden üstün olduğunu, örneğin köylünün hala milletin efendisi olmaya devam ettiği, hangisi için bir çare olacak? Bizim esas meselemiz, tüm yetkileri bir insana vermek mi? Peki tüm yetkileri bir insana verdiğimiz zaman mı yukarıda sayılan tüm sorunlar veya eksilen toplum değerlerimiz düzelecek? Şu an bu toplumsal veya ülkemize ait sorunların çözümünde eliniz kolunuz bağlımı kalıyor? Peki nasıl kalıyor? Ülke yönetimi baştan aşağı zaten sizin elinizde değil mi? Yani bu değişiklik istemi gerçekten gerekli mi? Ya da halk arasında kutuplaştırma oluşturmadan eksik gördüğünüz parlamenter sistem üzerinde bir gelişim politikası güdülse daha iyi olmaz mı? Acaba değiştirilmek istenen yönetim sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin güncel sorunlarının çözümünde gerçekten rol oynayabilecek mi? Nerden biliyorsunuz, belki de işi iyice içinden çıkılmaz hale dönüştürecek. Yoksa esas mesele bir ‘makam’ meselesi mi, yoksa esas mesele bir ‘padişahlık’ meselesi mi? Yoksa esas mesele bir ‘Osmanlı özentisi’ meselesi mi? Ama hatırlamakta yarar var, Şanlı Türk tarihi Osmanlı ile başlamamıştır ki… Biz beş bin yıllık bir tarihe sahibiz… Göktürklerde biziz, Hunlarda biziz, Selçuklarda biziz, Osmanlıda biziz, Türkiye zaten biziz… Önderlerimiz Metehan da bizim, Atilla da bizim, Timur da bizim, Alparslan da bizim, Fatih te bizim, Kanuni Sultan Süleyman da bizim, Mustafa Kemal Atatürk’te bizim… 4 Şu başkanlık sisteminin, inatlaşmaya girmeden, gerekli olup olmadığı konusu medeni bir şekilde halka açıklansa, halk ile tartışılsa ve tabii ki doğacak sorulara doyurucu olan cevaplar karşılık bulsa, daha hayırlı olmaz mı sayın büyüklerimiz? Örneğin eyalet sistemini savunan ve öven bir Başkan adayına, Türk tipi başkanlık (fikrime göre = padişahlık) yetkileri başka bir değişle yasama-yürütmeyargı kalemlerinin tek kişiye bağlanacağı bir yönetim sisteminin yetkileri verildiğinde ve bu kişinin değişmesi istenilen Anayasanın 16. Maddesine dayanaraktan Türkiye’yi Osmanlıdaki gibi eyaletlere bölmeyeceği konusunda ben nasıl güvenebilirim? Önerilen başkanlık sistemi için, ulusal birliğimiz ve bütünlüğümüzün aynı kalacağı ve asla eyalet sisteminin Türkiye Cumhuriyeti devletine uyarlanmayacağı konusunda, geçmişte izlenilen yanlış politikalar ışığında, nasıl bu kişilere güvenip te bir güven oyu kullanabilirim? Şimdi ben ülkemin eyaletlere bölünme gibi bir tehlikeyle karşı karşıya kalabileceği ve akabinde parçalanacağı endişesiyle, birlik ve bütünlüğümüzün bozulmamasını arzu ederek ulusal, üniter yapılı Cumhuriyetimizi korumak için, ‘Hayır’ oyu kullanırsam sayın büyüklerimize göre aslında ülke bölücü terörist mi olmuş oluyorum? Saçma! Bu fikirlerin ve haksız yere toplumu kutuplaştırmanın çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Bence insanları, doğruyu yansıtmayan sözlerle etkilemeye çalışmayı bırakalım artık. Hayır çıkarsa da bu sonucun başımızın üzerinde yeri olmalı, Evet çıkarsa da yine bu sonucun başımızın üzerinde yeri olmalı.. Nihayetinde Türk halkı neyi seçerse, Türkiye o sistemle yönetilmeye devam edecektir… Türkiye’m için hayırlı olan ‘karar’ kazansın diyorum… Haftaya başka bir gündem maddesiyle Doğruya Doğru’da buluşmak üzere, sağlıcakla kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir