HAYIRLI REYTİNGLER

İngilizce (Rating) olarak yazılıp (REYTİNG) olarak okunan, derece, takdir, tahmin anlamlarında kullanılan bu sözcük, dilimizde özellikle televizyon kanallarının seyredilme oranlarının belirlenmesi anlamında kullanılmaktadır.
Televizyon kanalları ardınca, vahşi kapitalizmin sınırsız ve koşulsuz rekabet sisteminde, ticari boyutta ayakta kalabilmek amacıyla akıl ve ahlak dışı birçok söz söylenmiştir. Bu yayıncılık sistemi bundan böyle artık kuralsız bir kavga sistemini temsil etmektedir. Kısaca özetlemek gerekirse; başta yalan olmak üzere, tokat, tekme, ısırmak, tükürmek, dinsizlikle suçlamak, aşağılamak, saçını çekmek, gözüne parmak sokmak ananızın ak sütü kadar helaldir. Bu bir yarıştır ve her türlü şer ve hile mubahtır.
– Acı var mı acı? (cenazesi olan aileye soruluyor)
– Donsuz geceler (İnşallah bu gece hava don yapmaz anlamında)
– Allah belanı versin. İnim inim inletsin. (kaynanaların kavgasından küçük bir alıntı)
– Ailece şoka girdik. (Şok markete girmiyorlar. Beklenmedik bir olay karşısında dillerini yutmuşlar.)
– Yanlış varsa beni düzeltiniz. (Üstat, güya sözümde yanlışlık var ise beni uyarınız) demek istiyor.
Ülkeleri demokratik yapan tek şey (Yargı, Yürütme ve Yasama) Kuvvetler ayrılığıdır. Ancak 1980’li yıllardan sonra bu üç kuvvete medya da dahil olmuştur. Bu dört kuvvet dengelenmedikçe, Ülkemizde hepimizi bir arada tutan yasalar uygulanmadıkça, bu kör düğüşü tüm kuralsızlığıyla devam edecektir.
Peyami Safa ve çağdaşları İstanbul gazetelerinin köşelerinde yıllarca bir ülkeye yön verecek konularda fikir savaşı verdiler. Tezlerden örnek vermek gerekirse “Din terakkiye engeldir” (Terakki = ilerlemek) ve karşı tez olarak “Din terakkinin lokomotifidir” gibi konuları tartıştılar. Bazı yazarlarımız Türkçenin arındırılmasını yazdı, tartıştı. Tevfik Fikret ve bazı arkadaşları, Osmanlıca yazışmalarda imla işaretleri kullanılmasını önerdi. Böylesine ciddi konulardan Abesle iştigal diye nitelendirebileceğimiz konulara geldik:
Nuh Peygamber, tufanın kopacağı sırada oğlunu cep telefonuyla aradı mı, aramadı mı? Dindarlığı kimseye bırakmayan Yeni Akit Gazetesinin bir hanım yazarı, geçenlerde hava alanında grev yapan işçiler için; “İtler biraz bitlenmiş olabilir. Biber gazı sıksınlar da bitleri ölsün” dedi. Türk Milleti Hakkı Tanrı adı olarak benimsedi ve adalet sistemini Tanrı’nın adaleti anlamında “HUKUK” sözcüğüyle adlandırdı. Hz Ali Sağ olsaydı işçilerin önünde yürürdü. Peygamber Hz. Muhammet sağ olsaydı işçilere şöyle derdi. “Hakkınızı arayın, yüksek sesle isteklerinizi söyleyin. Şayet başınıza bir kötülük gelecek ise buğzedin.” (nefret edin)
Ben bir köylü çocuğuyum. Yumurtlasın diye kümeste tavuğu beklerdim. Tavuk yumurtlamadan önce en az bir saat gıtgıdaaak dişye bağırarak ayin yapardı. Tavuğun yumurtladığını tüm köy duyardı. Ve ben yumurtayı kaptığım gibi bakkala koşar sıkıştırmayı alırdım. Sıcak yumurta elimi yakardı ama buna değerdi. Sıkıştırma, (iki bisküvit arasına sıkıştırılan lokum) 1960’lı yılların en güzel pastasıydı.
Şimdi vatandaş, cumaya gidecek. En az iki yüz elli kişiye mesaj çekip “Hayırlı Cumalar” yazıyor. Sen ibadetini Tanrı için yapıyorsan bana ne be kardeşim. Git ibadetini yap. Seni tutan mı var?
Yani öyle bir zamana geldik ki sevgili okurlar. Hz.. Peygamberin hayatı boyunca savaştığı batıl gelenekler karşımıza islamiyet olarak çıkarıldı.
Hadi yine insanlık bende kalsın.
Hayırlı reytingler…
C. Çalık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir