HER FABRİKA BİR KALEDİR

Çok eğleniyorum sevgili okurlar. İnanın bana, bu hafta seçim çalışmaları resmen başladığı günden beri Başkanlığa aday olanların konuşmalarını, karşılıklı atışmalarını duydukça gerçekten eğleniyorum. Sayın Devlet Bahçeli sayesinde biraz aceleye geldi ama bence 24 Haziran’a kadar çok çekişmeli ve güzel bir seçim ortamı olacak. Herkes eteğinde ki taşları birbirine döküyor ve bu dökülen taşlar aslında vatandaşında bir anlamda sesi oluyor. Ben Cumhur ittifakınca Millet ittifakına, özellikle terörist kardeşi Demirtaş’ın hapisten çıkmasıyla ilgili verdikleri desteğe karşı, yapılan eleştirilerini de çok haklı buluyorum, Millet ittifakının Cumhur ittifakına karşı yaptığı birçok eleştiriyi de çok haklı buluyorum. Ve bu her iki tarafın da ortaya koyduğu gerçekleri, seçim ve seçilme bahanesiyle, alenen birbirlerine söyledikleri/söyleyebildikleri için de bu durumdan gayet hoşnut oluyorum. Özellikle sayın Cumhurbaşkanı konuşurken ve anlatırken çok başarılı. Tebrikler! Sanırsınız ki 16 seneden beri kendisi ve partisi bu ülkeyi yönetmedi de ilk defa seçilecekler gibi ‘Biz seçilirsek 24 Haziran’dan sonra her şey düzelecek’ imaları beni hayrete düşürüyor. Sanmayın benim kendisine karşı bir garezim var. O her şeyden önce hepimizin Cumhurbaşkanı ve ben dış ilişkilerde yaşanan olaylara karşı bazı duruşlarını sonuna dek destekliyorum. Ama ülkede bir gerçek var ki oda ekonominin hiç te iyiye gitmemesi. Türk parasının değer kaybetmesi kendini döviz kurlarında açığa vuruyor. Evet işin aslı şu Dolar artmıyor, TÜRK parası dünya ekonomisinde ki rakiplerine bakarak değer kaybediyor. Siz Cumhur ittifakı destekçileri bunun nedenini yabancı güçlerin hükümeti devirme politikası olarak noktasal oynadıkları konusunda etrafınızı ve kendinizi avutabilirsiniz fakat işin aslı bana ve takip ettiğim kadarıyla birçok ekonomiste göre öyle gelmiyor. Kanımca bahaneleriniz basit ve yüzeysel açıklamalara dayanıyor. Peki kıymetli okurlar, işin aslının nasıl olabileceği hususunda hiç oturup düşündünüz mü? Ekonomi Bakanı Zeybekçi’ye göre: ‘Kurdaki durum Türkiye`nin gerçeklerini yansıtmıyor’, T24 yazarlarından Barış Soydan yazısında bu nedenleri 5 ana başlık altında toplamış. Bunlar;

● Enflasyonun bir türlü tek haneye indirilememesi. Son olarak Nisan enflasyonunun da beklenenden yüksek gelmesi,

● Merkez Bankası’nın faiz artırımlarının enflasyonun hızına yetişememesi,

● Jeopolitik endişeler (başta Suriye olmak üzere)

● Amerikan Merkez Bankası’nın faiz politikasını değiştirerek kademeli artırıma başlaması,

● Erken seçimin yarattığı belirsizlikler,

● Cari açıktaki ürkütücü artış.

Bana göre bunların en önemlisi ‘Cari açıktaki ürkütücü artış’. Devlet olarak günden güne dışa bağımlı bir hale getiriliyoruz. ‘Yerli ve Milli’ diyorlar da neden peki o zaman YERLİ VE MİLLİ olan FABRİKALARIMIZI satıp özelleştiriyorlar? Hatırlıyorum da ilkokula giderken bize öğretilen ülkemizin gerek tarımsal üretimde olsun gerek hayvancılıkta, dünyada kendi kendine yetebilen 5 ülkeden biri olduğuydu. İşte ‘Yerli ve Milli’ olmak budur. Kendi ihtiyacını kendi üretmektir. Hani derler ya ‘İmamın dediğini yap, yaptığını yapma’ diye. Sanırım bunlarınkisi de o hesap. Acaba bunlar İmam Hatip Liselerinde bu şekilde mi yetiştiriliyor ve sonrada, bir fabrikasyondan ortaya çıkmış gibi, hepsi aynı ağızdan konuşuyorlar, bilemedim. Fikirler ağızlarda hep milliyetçi ve yerli ama öteki yandan yaptıkları uygulamalar adeta hain dış güçlerin politikalarına hizmet eder gibi. Belki bu sözlerim size çok basit ve demode gelebilir. Ama sizde anlayışla karşılarsınız ki ben ekonomist değilim, sadece bir esnafım. İnşaat sektöründe fikir ve hizmet satmak suretiyle var olan bir esnaf olarak, piyasadaki her türlü hareketlenmeden işlerimin doğrudan etkilenmesinden dolayı, insanların yaşadıkları sıkıntıları görüp bu ekonomik dalgalanmalardan kaynaklı işlerin yavaşlayıp hızlanmasını veya likidite ihtiyacından kaynaklı kredi başvurularının arttığı dönemleri birebir takip edebiliyorum. Esnaf ‘iş yapamıyoruz’ diye kan ağlarken sizi, gerçekleri örtbas edip her şey yolunda demekten men ve ülkemiz için biraz olsun endişe etmeye davet ediyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki ‘Osmanlı dünyada yaşanan sanayi devrimini kaçırdı. Cumhuriyet kurulurken toplu iğne üretecek fabrikamız bile yoktu.’ Çok haklı! Bize Osmanlı’dan kalan miras diyorlar ya işte o ‘miras’ içinde en etkilisi, en belimizi bükeni Düyunu Umumiye borçlarıdır sevgili okurlar. Peki Düyunu Umumiye nedir kısaca bir açıklayalım; DÜYUNU Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), Osmanlıİmparatorluğu’nun dış borçlarını ödemesi için 1881’de 2. Abdülhamit döneminde kurulan kurumdur. Düyunu Umumiye’nin yönetiminde ikisi Türk, birer İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı ve İtalyan toplam 7 kişi bulunuyordu. Devletin en önemli gelir kaynakları dış borçlara karşılık bu idarenin yönetimine bırakılmış, bir süre sonra Osmanlı’nın gelirlerinin yaklaşık üçte biri idare tarafından tahsil edilmeye başlanmıştı. Neyse ki Lozan Antlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğu’nu yarı sömürge seviyesine indiren bu kurumun vergi gelirlerini denetlemesi sona erdirildi ve genç Türkiye Cumhuriyeti 2. Abdülhamit’in zamanında başlayan dış borç batağını 1954 yılına kadar ödeyerek tamamen kapattı. Bu arada; yüce BAŞBUĞ ATATÜRK tarafından yokluk içinde kurulan yeni genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir yandan batmış, çökmüş ve parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun dış borçlarını öderken bir yandan da fabrikalar açmış, ülkeyi dört bir yandan demir ağlarla örmüştür. BAŞBUĞ ATATÜRK’ün ‘HER FABRİKA BİR KALEDİR’ sözü devlet ekonomisini ilgilendiren her şeyi açıklamaya yeter aslında. Bu fikrin sonucu olarak genç Cumhuriyetimizde hammadde olarak ucuza sattığımız zengin doğal kaynaklarımızın değerlendirilmesi konusunda üretime büyük önem verilmiş ve çeşitli fabrikaların kuruluşu sağlanmıştır. Örneğin 1925 yılında Kayseri’de Uçak fabrikasının temeli atıldığını, bilir misiniz eyyy AK partililer? Bence bilirsiniz, bilirsiniz de yine de tek parti CHP dönemiyle üstü kapalı dalga geçmeye çalışırsınız. Ne diyebilirim ki size! Fakat şunu da iyi bilirsiniz ki; tüm yalanları ve tüm doğruları en iyi bilen Yaradan’dır.

Sonuç olarak; benim gördüğüm kadarıyla ekonominin kötüye gidişinin ve TÜRK Lirasının değer kaybetmesinin en önemli nedenlerinden birisi üreten değil dış devletlere bağlı tüketen bir toplum ve ithalatçılıkta baş çeken bir ülke olarak şekillendirilmemizdir. Ülkeyi bu duruma getiren de uygulanan yanlış politikalardır. Peki, ülkede politikayı kim uygular? Muhalefet mi? HAYIR! Ülkeyi yönetenler. Peki, bu cennet vatan 16 seneden beri aralıksız olarak kimin tarafından yönetilmektedir? Muhalefetçe mi? HAYIR! AK Parti hükümeti ve yöneticileri tarafından. Söyleyebilecek başka bir sözüm daha yoktur, sayın yüce TÜRK Milleti. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. TANRI TÜRK’Ü KORUSUN.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir