II. ABDÜLHAMİT’İN ÇARŞAF YASAĞI VE MEŞİHAT’IN TESETTÜR TEZKİRESİ

Örtünme yazılı şekilde ilk karşımıza Sümer-Akad’larda çıkar. Okunan tabletlere göre fahişelik yapanların örtünmeleri esastır. Yani halk açıkken fahişeler kapanırdı. Daha sonra Asurlarda bunun tam tersi uygulandı. Fahişeler açık gezerken normal kadınların örtünmesi istendi. Asur döneminde bekâr, evli, dul her durumdaki kadın örtündü. Günümüzdeki çarşaf tarzı örtü ise Hititlerde gelin tanrıça figürü ile görüldü. Öte yandan Yunan’da da bereket tanrıçası ile tanrıça Hera’da başörtüsü vardı.
Kitaplı dinler ile birlikte kadının örtünmesi din hükmü oldu. Yahudilerin kutsal kitabı olan Talmut’ta kadının örtünmesi ile ilgili açıklamalar yer aldı. Talmut’ta kadının gözü sadece erkeğinde olsun denildi. Böylece Yahudilerde kadının örtünmesi ve kadının toplumdan dışlanması yaygınlaştı. Ama gel gelelim Yahudilerde soy kadından devam etti. Yahudilerin bağnaz olanları kara çarşafa büründü. Kadının örtünmesi Hristiyanlıkta da yer aldı. İncil’de Kadının başını örtmesi ve eper başını açacaksa saçını tıraş etmesi istendi. Hristiyanlıkta özellikle rahibeler kara çarşafa büründüler. Böylece kara çarşaf dinin uç noktası oldu. Örtünme Kuran’da da yer alır. Ancak ayette belirtilen çarşaf değildi. Fakat Yahudi ve Hristiyanların aşırı yobaz kadınlardaki kara çarşaf İslam’da da yer buldu. Hatta şeriat ile yönetilen İslam ülkelerinde bir şeriat uygulaması olarak karşımıza çıktı.
İslam’dan önce Türk kadınında çarşaf gibi örtünme yoktu. Kadınlar da erkekler gibi kıyafet giyer ve başlarına börk ve benzeri başlık takabilirlerdi. İslam’dan sonra ise saçını örtme kuralı gereğince başörtüsü takma başladı. Kara çarşaf Türklerde çok daha sonraları ortaya çıktı. Türban tarzı da genel olarak şehirlerde kullanıldı. Buna karşılık bazı bölgelerde dinin aşırı baskısından dolayı kadınlarda örtünme daha sıkı oldu ve kara çarşaf yayıldı.
Diyanet Vakfı’nın yayınladığı İslam Ansiklopedisi’nin “Çarşaf” maddesinde şöyle yazar:
“Çarşaf eskiden beri en çok İran ve Irak’ta kullanılmıştır ve bugün İran’da resmî daireler dahil kadınların ev dışında lâcivert veya siyah çarşaf giymeleri mecburidir. XVIII-XIX. yüzyıl seyyahları çarşafın Mısır kadınları arasında da çok yaygın olduğunu yazarlar. Çarşaf Türkiye’ye Tanzimat döneminde hacca gidip gelenler tarafından Araplar veya muhtemelen İranlılar’dan alınmak suretiyle getirilmiştir. Önceleri pek tutulmayan, hatta bid‘at olduğu ileri sürülen çarşaf, 1870’te çıkarılan bir emirnâme ile ince yaşmak ve feracenin yasaklanmasından sonra yaygınlaşmıştır. Daha sonra II. Abdülhamid, çarşaf altına gizlenen bazı erkeklerin çeşitli suçlar işlemeleri ve saraya girmeye teşebbüs etmeleri üzerine 4 Ramazan 1309 (2 Nisan 1892) tarihli bir emirnâme ile çarşaf giyilmesini yasaklamış, fakat bu yasağa ancak saraya girilirken uyulmuştur.”
Osmanlı döneminde kadının örtünmesi istendi ancak Osmanlı yönetimi kara çarşafa olumlu bakmadı. Meselâ Sultan II. Abdülhamit bu konuda 2 Nisan 1892’de başkâtibi Süreyya Beye yazdırdığı emirle kara çarşafı yasaklattı. Emir şudur:
“Bugün yapılan cuma selamlığının ardından Teşvikiye’deki devlet silahlığını şereflendiren padişahımız saraylarına döndükleri sırada geçtiği yol üzerinde garip bir şekilde bellerinden bağladıkları çarşaflara bürünmüş ve yüzlerini de siyah renkte gayet ince peçeler ile örtülü bazı kadınlar görmüştür. Bunlar örtünmemiş denecek halde açık saçık bulundukları ve adeta matem elbisesi giymiş Hristiyan kadınlarına benzedikleri için Müslüman olduklarından tereddüt edilmiştir.
Açıklamaya gerek bulunmadığı şekilde, bu muazzam İslâm devletinin Allah’ın izni ile kıyamete kadar bekası ve yükselmesi, kadın-erkek bütün Müslümanların her türlü hal ve hareketlerinde şeriatın hükümlerine son derece dikkatle uymalarına bağlıdır. Bunun aksi, Allah esirgesin gerek fertler, gerekse de devlet için maddî ve manevî sonsuz zararlara sebep olur.
Bu yüzden İslâm kadınlarının ilâhî emirlerdeki usullere ve âdâba azâmî derecede dikkat ve itina etmeleri lüzumunu beyana gerek yoktur. Bu çarşaflar ise İslâm kadınları hakkındaki örtünme emrine asla muvafık ve müsait olmadığı gibi, bir maksatla şuraya buraya girmek için bazı münasebetsiz erkekler tarafından da bir yerde fesat ve mel’anet için kullanılmaktadır. Hatta geçenlerde bir erkek bu şekilde çarşafa bürünerek kadın kıyafetinde ve silahlı olarak bir eve girip evdeki kadının üzerine hücum etmiş, çaldığı eşyayı pencereden dışarıya atarak savuşmuştur.
Din ve devlet düzeni bakımından açıkça görülen zararlarından dolayı bu konu gereken kişilere uygun şekilde anlatılıp gerekli uyarılarda bulunulmak suretiyle kadınların çarşaf giymelerinin yasaklanması, padişahın emridir. 4 Ramazan 1309 / 20 Mart 1308 (2 Nisan 1892). Padişah Hazretleri’nin Başkâtibi Süreyya”
Görüleceği üzere padişah II. Abdülhamit kara çarşaflıları mateme giden Hristiyan kadınlara benzetmiş, bu şekilde örtünmenin İslam kurallarına asla uygun olmadığı gibi erkekler tarafından da fesat için kullanıldığına dikkat çekmiş ve bu sebeplerle kadınların kara çarşaf giymelerini yasaklamıştır. Kaldı ki son dönem padişahların ailesindeki kadınlar da yenileşme ve Batılılaşma hareketlerine yakın şekilde daha Batılı şekilde giyinmişler ve kara çarşaf kullanmadılar.
Osmanlı’da şeyhülislam tarafından yürütülen Meşihat Kapısı zaman zaman tezkireler yayınlayarak İslamî kuralları açıklardı. Meşihat Dairesi tarafından İttihat ve Terakki’nin etkin bulunduğu 1914 yılında İç İşleri Bakanlığı’na bir tezkire (yazı) gönderilmiştir. Bu yazıda kadınların başlarını örtmeleri ve bu hususa dikkat edilmesi istenmiştir. Ama kara çarşaftan söz edilmemiştir. Lakin ahlak tesettürle ile açıklanmıştır. Açık gezmek dine ve ahlaka karşı dikkatsizlik olarak yorumlanmıştır. Bu tezkire o tarihe kadar gösterilen çağdaşlaşma çabalarına karşı toplumu geriye götürme içeriğine sahip olmuştur. Tezkirenin son bölümünde belirtilen şekilde elbette ki savaş durumunda insanların şehitlere hürmeten daha saygılı olmaları ve vur patlasın çal oynaşından çekinmeleri gerekir fakat kadınları tesettüre sokmaya çalışmak geriye bir gidiştir. Üstelik o tarihlerde dediğimiz gibi saray çevresindeki kadınlarda Batılı tarzı giyim vardı. Tezkire ise tesettüre uyulmadığından söz etmiştir. Söz konusu tezkire şudur:
“1-İslam kadınları İslam’ın ahlâkı ile ahlâklanıp iyi bir aileye sahip olmalıdır.
2-Böyle olması gerekirken bir süreden beri İslam kadınlarının hayatlarında ve giyinme alışkanlıklarında istenmeyen durumlar meydana gelmeye başladı.
3-Bazı yabancı okullarında İslam kızlarının erkekler arasında başları açık gezdikleri ve bazı yerlerde açık saçık bir şekilde eğlencelere katıldıkları üzüntüyle haber alınmaya başlanmıştır.
4-Bir kavim ahlâkına ne kadar sahip olursa o oranda var olur.
5-Din ve ahlâka karşı dikkatsizlikten kötü sonuçlar çıkacağından bu hale asla izin verilemez.
6-Dine ve ahlâka karşı olan olaylara karşı sıkı tedbir alınması gerekli görülmektedir.
7-Allah rızası için cephelerde binlerce vatan evladının kan döktüğü bir sırada Allah’ın gazabını getirecek ve Müslümanları gönülden yaralayacak durumlarda bulunan kadınlar buna izin veren ve göz yuman aileler hakkında, yaptıklarının İslam kamuoyu ve toplumunda meydana getireceği üzücü etki ve bu milletin temiz ahlakına getireceği büyük zarardan dolayı haklarında gereken işlemlerin yapılması rica olunmaktadır.”
Bu tezkireden sonra hükümet tarafından gazetelerde bir ilan yayınlanır. İlan şudur:
“Toplum içinde bazı kadınlar açık saçık giyinerek sokağa çıkmaktadırlar. Bu davranış bazı aileleri rahatsız etmektedir. Her ne kadar erkekler de kadınlar da kendi hayat biçimlerini seçmede hür iseler de toplumun adap ve erkânına aykırı giyim ve kuşamda bulunamazlar. Erkeklerden de kadınlara sözle bile olsa laf atıp sataşanlar olursa Divan- Örfi İdare’de yargılanacak ve gereken en ağır ceza verilecektir.”
Tabi İslamcı gazeteler de bu tezkire ve hükümet emrine uyulması için yayınlar yaparak kadınların çarşıda pazarda gezmede tesettüre uymalarını isterler.
Tesettür konusu Osmanlı’nın yıkılışı ve çağdaş cumhuriyetin kurulması ile geriler. Ve Türkiye çağdaş bir görünüme doğu gider. Ancak Atatürk’ten sonra ve özellikle Demokrat Parti’den itibaren tekrar siyasetçilerin din istismarı başlar.
Günümüzde Hristiyanlarda kara çarşaf artık çoğunlukla manastırlara ve rahibelere özgü bir kıyafet olmuştur. Cenaze ve yaslarda bile çarşaf değil siyah renkte kıyafetler giymektedirler. Keza Yahudilerde de benzer bir durum vardır. Ama gel gelelim Türkiye Atatürk dönemiyle çağdaşlaşmayı yakalamış, kadını erkeğin yanına getirmiş iken dinci siyasetçiler ve yobazların İslam’ı istismar ederek yıllardır yaptıkları propaganda ve telkinlerle Türk toplumu gericiliğe sürüklenmiştir. Ne yazık ki ahlâk yine örtünme ve hatta çarşafla ile açıklanmaya çalışılmıştır. Oysa örtünme de olsa gerek bireysel gerek toplumsal ahlâkın başka sebeplere dayalı bir bozulmaya bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki kötü kadınlar bu defa da tesettüre gizlenerek işini yapmıştır. Bu ortamda bazı sapık yobaz hocalar ise sürekli olarak kadını en ilkel duruma getirebilmek için açıklamalar yapmışlar ve dinin böylece kullanılmasıyla Türk toplumu bilimi ve toplumsal ahlâkı kaybetme noktasına gelmiştir.
Bu bakımdan yapılması gereken ilk iş, yobazlıkla mücadele ve bu kapsamda kadını yobazların elinden kurtarmak mücadelesidir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir