KADERE BAK!

Ailesi Tekirdağ/Saray’da ikamet eden Afrin Operasyonunda görevli Şanlı Kahraman Türk Askeri dedi ‘istikamet KIZIL ELMA’, bunun anlamını bilen Türk Milliyetçileri, Turan ülküsüne giden yolda bir gün Türk birliğinin kurulacağı inancıyla, onurlandı, gururlandı ve umutlandı. Bu dönemde gerçekten Türk Milleti adına çok güzel gelişmeler yaşanıyor. Fakat insanları biraz gözlemlediğimde bence bu, anlımızın akıyla çıkıp tüm teröristleri yok edeceğimize inandığım, Afrin ‘terör’ operasyonunda Türk Milleti fikir ve düşünce olarak 4’e bölündü. Şöyle ki; Gerçek vatansever Türk Milliyetçileri, birebir özveriyle savaşan şanlı Türk Ordusu ve onu canı gönülden destekleyen Türk halkı gibi, birden başımıza Türk Milliyetçisi olan ümmetçiler gibi, hain damgası yememek için Türk Milliyetçisi gibi gözüken özünden sapmış terörist ailelerinin de üzülmemesini isteyen hümanistler gibi, birde sivil kıyafette halk içinde dolanıp terör bitmesin diye imza toplayan kandan beslenen vatan hainleri gibi. Öldüreceğiz kardeşim, Hulusi Paşa’nın dediği gibi, son terörist yok olana kadar, teslim olmayan hepsini öldüreceğiz. Bunun başka bir alternatifi Türk yurdunda olamaz. Neden mi? Bu vatanı, bu Cumhuriyeti kuran Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘Vatana ihanetin nedeni olmaz, er ya da geç bedeli olur’ ve bu bedelde bana göre canla ödenir.

Tabii bazı trajikomik olaylar da yaşanmıyor değil güzel yurdumun güzel insanı arasında. Örneğin İzmit Topçular Ulu Camii Derneği’nin cuma namazı çıkışında vatandaşlara ‘Kızılelma Ülküsü’ nü temsilen 20 kasa kırmızı elma dağıtması gibi. Kadere bak! Hani gruplandırırken birden başımıza Türk milliyetçisi kesilen, demeçlerinde Türkçülüğü ve Türk Milliyetçiliğini bölücülük olarak nitelendiren ve Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almakla övünen, ümmetçiler dedim ya, işte bu kesimlerden bahsettim. Kadere bak! Kimler kimlerle birlik olup neyi savunmaya başlamış. Kadere bak! Çok merak ediyorum; acaba gerçekten Kızıl Elma dendiğinde bunu yenecek tatlı bir meyve olan kırmızı elmayla bir mi tuttular? Bilmeyenlere kısaca Kızıl Elma’nın Türkler için anlamını şu şekilde açıklayabilirim;

‘Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifadedir. Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hakimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir. “Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, Eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri ifade etmiştir.’

Türk sonradan olunmaz, Türk doğulur! Kanında Türk ve Türkçülük hissiyatı yok ise İzmit’te camii çıkışı yaşanan olay gibi; Türk Milliyetçilik Ülküsü diye kırmızı elmaları kasa kasa indirirler mideye. Ama ben şu an ki durumdan çok memnunum. Devlet, siyasetçisi ve Ordusu ile, teröre karşı yapılması gerekenleri yapıyor, geleceğimiz için alınması gereken önlemleri kararlı bir şekilde alıyor. Gerçek anlamda bunu hissetmeseler bile; Türk Milliyetçiliği ruhu ile kararlı duruşlarından dolayı ben tüm devlet yöneticilerini sonsuz destekliyor ve onlarla gurur duyuyorum. Bu yüzden bu hafta onlara karşı pek eleştiriye girmeyeceğim. Örneğin Dışişleri Bakanımız sayın Çavuşoğlu’na ‘Toprak bütünlüğünün bozulduğu Suriye’de, bize sınır bölgelerde, terörü temizledikten sonra neden çıkıp bu bizim kanımızla temizlenmiş toprakları Suriyelilere bırakacağız?’ diye sormayacağım, ‘Kan döktüğümüz her toprak bizimdir! Neden hak etmeyenlere bırakalım’ diye sorumun üzerine eklemeyeceğim. Başka bir örnekte ise; sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Ümmeti parçaladılar’ sözüne karşı ‘Hangi ümmetten bahsediyorsunuz? Osmanlı hakimiyetinde ve halifeliğin Osmanlı Padişahlarında olduğu bir dönemde bile İngiliz’den silah alarak evlerden binlerce Osmanlı askerini tarayıp öldüren Filistinlileri mi ümmetten ayırdılar? Yoksa Afrin operasyonuna karşı olduklarını açıklayan, içlerin de filistin dahil 22 arap ülkesinin olduğu birlik mi bahsettiğiniz parçalanan ümmet oluyor?’ diye sormayacağım. Üstelik 2019’a kadar, Türk Milliyetçiliğine sırtlarını dayadıkları ve bu yönde politikalar üretip kararlı bir şekilde uyguladıkları takdirde, bu durumları memleket ve Türk Milleti adına koşulsuz şartsız destekleyeceğim.


Başka gündemi meşgul eden konu ise; sayın Cumhurbaşkanımızın Gazilik ünvanı ile onurlandırılması tartışmaları oldu. Gazi ünvanının kimlere verildiği hususunu Türkiye Muharip Gaziler Derneği Genel Merkezi web sayfasından yaptığım araştırmalar ışığında açıklayacak olursam; ‘MUHARİP GAZİ: Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından harbe fiilen katılanları, ifade eder.’ ve‘MALUL GAZİ : Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından; Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamak görevi ile harpte veya Devletin bekasını hedef alan terör örgütlerine karşı yurtiçi ve yurtdışı mücadelede her çeşit düşman veya terörist silahlarının tesiriyle veya harp bölgesindeki harekat ve hizmetler sırasında, bu harekat ve hizmetlerin sebep ve tesiriyle yaralanarak tedavileri sonucunda sakatlığı rapor ile kesinleşenleri ifade eder.’ açıklamaları yer almaktadır. Evet, gel gelelim görüşlerime. 15 Temmuz hain darbe/terör girişimini ele aldığımızda bu tanımlara uyuyor fakat çok şükür ki ben sayın Cumhurbaşkanımızın, TV’lerden izlediğim kadarıyla, bir yara aldığını, bu yara sonucunda sakatlığının rapor ile kesinleştiğini görmedim ve bilmedim. Bu sebeplerden dolayı ‘Gazi’ ünvanı verilmesini yerinde bulmuyorum. Ama kendisinin bu hafta yaptığı gururu okşayan iddialı açıklamalarında operasyona katılan Komuta kademesine ihtiyacınız var mı diye sorduğunu, komuta kademesinin şimdilik biz hallediyoruz bir ihtiyacımız yok dediğini ve kendisinin bu soruyu şayet Ordunun, bu yedi düvele karşı yürütülen mücadelede, ihtiyacı olursa kendinin Türk Milletini arkasına alarak en önde düşmanın üzerine yürüyeceğini bildirmesi akla; kendisinin işte o zaman, bil fiil katıldığı mücadelede, şayet aldığı yaralar olursa, Gazilik mertebesine ulaşabileceğini getirmiştir.

‘GAZİ,bir Kahramandır. Cumhuriyetimizin en büyük Gazisi, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ‘tür.’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir