KAHRAMAN IRKIMA BİR GÜL…

Bir vatandaş olarak bu milletin nabzının yoklandığı hallere artık bıktım, usandım bu ülkede. Diyanet’in, resmi internet sitesinde şimdilerde yayından kaldırılan ‘Dini Kavramlar Sözlüğü’ bölümünde geçen hafta yer alan açıklamalarına göre; ‘Kişinin gayri meşru ilişkiye girme tehlikesi bulunması halinde evlenmesi vaciptir. Nikâhın, iki şahit huzurunda tarafların irade beyanında bulunmak suretiyle akdedilmesi gerekir. Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur (yapılması daha iyi olan).’ denmekteydi. Ayrıca buradaki ‘buluğ çağı’ diyanetin sitesinde şu şekilde bir tanımla yer almıştır: ‘Sözlükte ‘ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi’ anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir.’ Ben de diyanetin açıklamalarına karşın ne diyorum biliyor musunuz sevgili okurlar? Hayır! Bence ‘Ergenlik yaşı’ yani diyanetin kafasında anladığı evlenebilme yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişmez, yaşadığı devire, çağa, bulunduğu kültüre ve çevre şartlarına göre değişir. Eski devirlerde insan ömrü ortalama 40 iken şimdi ise yaşam standartlarının yükseldiğinden ömür uzamış, bu rakam yaklaşık 90 yaşları bulmuş. Çok değil, annemin gençlik döneminde, yani ömrün ortalama 70 li yaşlarda son bulduğu 1970’li yıllarda bile evlilik yaşı 20’li yaşlarmış… Şimdi 90 yaşına kadar kadınlar yaşarken, kimse bazı biyolojik gelişimlerinin yeni başladığı 9 yaşında bir çocuktan kadın olmasını bekleyemez veya buna müsade edemez. Bunlar mide bulandırıcı değerlendirmeler. Kız çocuğu olan okurlarıma sesleniyorum; alın 9 yaşında ki kızınızı yanınıza ve ona diyanetin gözüyle bir bakın! Benim çocuğum yok, lakin 9 yaşında bir kızım olup ta ona evlenecek kız gözüyle bakan olduğunda yemin ederim kan çıkarırdım. Kanımca, kız çocuklarında 9 ve erkeklerde 12 yaşı evlilikle ilişkilendireceğinize, bu yaşların onların namaz kılma, oruç tutma gibi Tanrı’ya farz olan ibadet yaşlarının başlangıç seviyesi olduğunu anlatsanız daha yerinde ve size yakışan olurdu. Bence böyle şeyler açıklamaktansa susmayı tercih etseydiniz, daha güzel olurdunuz.


Biz Ulus Milletiz, Türk Ulusuyuz! Türk düşmanları gocunuyor, gocunsun… Atatürk düşmanları çıldırıyor, çıldırsın… Atatürk düşmanları dediğimde bu düşmanlıkları ile gurur duyanlar var biliyor musunuz? Çünkü bu yobazlar, yatıp kalkıp Atatürk ve silah arkadaşlarına dualarının sonunda yer vereceklerine, bugünkü yobazlıklarını bile Atatürk’e borçlu olduklarını tartamayacak kadar karanlıktalar. Kendilerini dinci olarak tanımlarlar, Atatürk’ü dinsiz. Bu yüzdende dinsiz birine düşman olmayı gururdan sayarlar, ama bu topraklarda bugün özgürce aldığı nefesi iman dolu göğsüne doldururken, bunu Atatürk’ün önderliğinde Türk milletinin gevur düşmana karşı kazanmış olduğu zaferlerden kaynaklandığını bilmezler. İşte tamda bunu bilmezler, aslında bilseler de kavrayamazlar. Değişik bir topluluk cinsi. Dikkat ediyorum da bunlar hep bir soya/ırka var olmayı reddeden türde zihniyete sahipler. Tanrımızın indirdiği korunmuş kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e göre;

“Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız. Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.” (Hucurat suresi, 13)

denmektedir. Tanrımız bizi millet millet yarattığını söylerken ben ait olduğum milleti neden reddedeyim, neden Tanrının bana lütuf ettiği bu milletin bir ferdi olmakla gurur duymayım, milletini sevmeyi neden ırkçılık sayayım? Eyyyy dini anlamını bilmeden Arapçadan ezbere okuyan insanlar! Okuduklarının anlamını ise, büyük ihtimal, dini kendi çıkarlarına alet eden insanlara sorup kulaktan dolma sözlerden çıkaran insanlar! Hucurat suresinin şu sözünü sizler için tekrarlıyorum ‘Allah katında en şerefliniz Ondan en çok korkanınızdır.” Yani Tanrıdan korkarsan şereflisindir diyor. Bırakın kendi milletinizi aşağı, arapları ise kutsal görmeyi… Bırakın Türk olmakla, Türkçülük ile uğraşmayı. Her zaman derim : ‘arap puta taparken, Türk göğe bakıyordu’ Hareketlerinizde, yediğiniz ekmekte, yaşadığınız ortamda, hayatınızda Tanrımızdan korkun, en önemlisi bu ve benim Kur’an-ı Türkçe anlamından okuyup anladığım kadarıyla verilmek istenen en önemli mesaj yaradanın varlığına ve bir gün ona döndürüleceğimize inanmaktır. Eğer ki Irkını, milletini tanımak ve sevmek kötü bir şey olsaydı Tanrı bizi ırk, ırk millet, millet yaratmazdı diye düşünüyorum. Bu sebeptendir ki millet sevgisi de ırk sevgisi de yine imandan ve inançtan gelir diyorum. Örneğin bu ülkenin resmi marşı olan İstiklal Marşı’nda bile ‘KAHRAMAN IRKIMA BİR GÜL… NE BU ŞİDDET, BU CELAL?’ derken Mehmet Akif Ersoy, burada hiç kimseden değil sadece Türk ırkından bahsetmektedir, dikkat edin ümmetime bir gül demiyor, demez de neden desin ki? Çünkü cennet vatanımızı, Kurtuluş Savaşı döneminde, gevur çizmesinden ümmetçilik değil, Türkçülük kurtarmıştır ve yine, kötü bir şey yaşansa, Türkçülük kurtaracaktır. Tüh yaa nerden aklıma geldi de söyledim, söylemeseydim keşke… Yoksa mazallah okullarda k*rt çocukları Türk’üm demek istemiyor diye bahane ederek kaldırdığınız ‘Andımız’ gibi bu ülkenin İstiklal Marşı’nda ırkçı söylemler var diye sakın değiştirmeyesiniz.

Hani ümmetçiler Atatürk’ü pek sevmezler ya, neden biliyor musunuz? Çünkü Atatürk tam bir Türkçüdür, Türklük bilincinin gelişmesi için birçok eylemi ve söylemi mevcuttur. Büyük Başbuğumuz bir konuşmasında sözüne şöyle devam etmiştir:

‘Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askerî İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum “Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur” mısraıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, Arap binbaşısının ‘Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım.’

TENGRİ BİZ MENEN!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir