KAM (ŞAMAN) LAR

Kam, İslamiyet Öncesi Türkler de dini ve sihri maharetleri bulunan toplumun bilgin kişileridir. Bu kişiler toplum tarafından büyücü olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca ağır hastalığı olanlara yardım ettiği için bir nevi tabip olarak da görülmüştür. Türk Tarihi üzerine araştırma yapan bilim insanları Sanskritçe olan şaman kelimesinin yerine Türkçe olan kam kelimesini kullanmaktadır. Kamlar sadece erkeklerden ibaret olmamıştır. Kadın kamlar da vardır. Bazı Türk Boylarında kamlara çeşitli adlar verilmiştir. Erkek kama oyun, kadın kama ise udagan denilmiştir.

Kutsal ruhlar ile irtibata girebildiği düşünülen, gelecek hakkında fikirler sunabilen kâhindir. Bu gibi yeteneklerinden dolayı yeri geldiği vakit hükümdarın düşüncelerini dahi etkilemiştir. Hükümdar savaşlara yanında kamı da götürmüştür. Ulusu yöneten kağan çoğu zaman kamdan fikir almıştır.

Eski Türkler arasında büyük bir itibara sahip olan kamlık vazifesi, herkes tarafından yapılabilecek bir iş değildir. Kam olabilmek için bir takım şartlar vardır. Öncelikle kam olacak kişinin atalarının da kam olması beklenir. Doğuştan gelen farklılık alametlerine sahip olması gerekir. Bu başlıca özelliklere sahip olan kişi daha sonra tecrübeli bir kamın yanına bırakılır. Bu kam tarafından yetiştirilmesi beklenir. Tecrübeli kam ise tüm bilgi ve deneyimlerini bu genç şamana aktarır. Yeterli bir seviyeye ulaştığı düşünülen yeni kam artık görevini yapmaya başlayabilir.

Kamlar diğer toplumlarda yer alan rahip din adamları ya da büyücüler ile karıştırılmamalıdır. Hem diğer toplumlarda hem de Türkler arasında kam özelliği taşımamasına rağmen büyücülük ve hekimlik yapan kişiler bulunmuştur. Kamı bu kişilerden ayıran temel unsur ise onların kendilerinden geçip (transa geçip), diğer insanlar tarafından anlaşılamayan eylemlerde bulunmasıdır. Kamın transa geçmesi ile ruhunun göklere çıktığı ya da yerin altına indiğine inanılmıştır. Bu durumun yanı sıra kamlar için dini belirleyen ve dini uygulamalara tek başına yön veren, din adamıdır gibi bir düşünce ileri sürmek doğru olmayacaktır. Eski Türkler, kutsal ruhlar ile sadece kamın irtibata girebileceği ve onlardan isteklerde bulunabileceğini düşünmüşlerdir. Kamlar genellikle halktan uzak dağlara ya da mağaralara giderek ayinler yapmıştır. Uzun süre kaldıkları bu yerlerden döndüklerinde toplumun sorularına cevap vermeye çalışmıştır. Kam, rüya tabiri yapabildiği gibi “Yada Taşı” ile doğa olaylarına da müdahalede bulunabilmektedir. Bu kamlar yadacı olarak da anılmıştır. Yaptığı ayin ile yağmur yağdırıp, fırtına çıkarabildiğiyle alakalı bilgiler tarihi vesikalarda belirtilmiştir. Türkler arasında kamların ak ve kara olarak da farklılıkları olduğu bilinmektedir. Ak kamlar göğe, iyi ruhlara, iyiliğe karşılık ayinlerde bulunurken, kara kamların kötü ruhların azabından korunmak için kötü ruhlara dair ayinler yaptığı belirtilmiştir.

Kamlar giydikleri elbise ve kullandıkları eşyalarla da toplumdan farklı olduklarını göstermektedir. Çeşitli parçalardan oluşan cübbeye benzeyen ve başlığı bulunan bir elbise giymişlerdir. Elbisesinin eksiksiz olmasına ve atalarının öğrettiği gibi ayin yapmaya özen göstermişlerdir. Bir kam için önemli olan bir diğer konu ise elinde taşıdığı davuludur. Geyik ya da koyun derisinden yapılan bu davulun üzerinde doğa ve insanları tasvir eden şekiller bulunmaktadır. Ayrıca kamların kullandığı elbise ve davulun yapılış şekline şamanın irtibata geçtiği kutsal ruh tarafından karar verildiğine inanılmıştır. Türkler dini toplantılarında ve ayinlerinde müzik aleti bulundurmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir