KANLI NOEL 21-26 ARALIK 1963

Osmanlı Devleti’nde 33 yıl süreyle tahtta kalıp da İngiliz siyasetini tam anlayamamak, özellikle 1897 yılındaki Türk-Yunan Savaşı’nda Türk ordularının savaşta mutlak olarak zafer kazandığı ve bütün Yunanistan’ı almasına karşın, İngiltere’nin isteği üzerine Yunanistan’ın yanı sıra Girit’i de bir kalemde geri vermek her halde çok ibretlik ve ders çıkarılması gereken bir konu olsa gerek…
Ne yazık ki bunun gibi onlarca olaydan ders alınmadığı gibi üstüne İngiltere’ye ödün verilmeye devam edilmiştir. Bunun bir örneği de Kıbrıs ödünüdür.
Bazılarınca çok başarılı!!! olarak addedilen 2. Abdülhamit, Yeşilköy’e kadar silindir gibi gelen Rus orduları karşısında acizliğini yandım Allah, İngiltere yardım et diye haykırarak göstermiştir. İngiltere bu yardım çağrısını ağırdan alır, kozların eline geçmesini bekler. Osmanlı’nın çok ağır şartlar içeren Ayastefanos Antlaşması imzalamasıyla hamlesini yapar. İngiltere, 2. Abdülhamit’in ricasını bir koşulda kabul edeceğini söyler.
KIBRIS !!!
Tabii ki padişah, İngiliz hazretlerine büyük şükranlarını sunarak teklifi kabul etmiş. Ancak yeniden toplanan barış görüşmelerinde beklenen yardım yapılmamıştır. Yine İngiliz oyunlarıyla ilkinden (Ayastefanos) de çok farkı olmayan Berlin Antlaşması imzalanmıştır. (Bu iki antlaşmayı imzalayan Osmanlı baş müzakerecisi olan Karatodori Paşa’nın Yunanistan’ın Osmanlı’dan ayrılma savaşımındaki Yunan ilk ulusal meclisinin seçtiği ilk İcra kurulu başkanı olan Alexandros Mavrokordatos’un torunu olması herhalde tarihin garip bir cilvesi olsa gerek!!!)
Kıbrıs, İngiltere’ye verilince, İngiltere hiç zaman kaybetmeden adaya Helenleri doldumaya başlar. O kadar doldurulur ki; yüzyıllardır adanın sahibi olan Türkler artık azınlık konumuna düşmüştür. Bunu fark eden Yunanistan, adayı kendisinin olarak görmeye başlar, ve adayı ilhak etmek (Enosis) için çalışmalara başlar.
Anavatandan gerek basiretsiz yöneticilerin gerek başka nedenlerden ayrı kalan Kıbrıs Türk halkının bu faaliyetlere kayıtsız kalması beklenemezdi. Türk aydınlar toplanmaya başlamış, kurtuluş çareleri aramaya başlamıştır. Bunun için örgütlenerek yurt dışına çıkıp Kıbrıs Türklerinin seslerini dünyaya duyurmak istemişlerse de İngiltere buna engel olmuştur. Kurtıluş çarelerin en etkilisi basın yayın faaliyetlerinde kendini göstermiş ve ilerleyen dönemde Saded, Zaman ile başlayıp Dr. Fazıl Küçük’e esin kaynağı olacak Halkın Sesi gazetesine evrimleşmiştir. Bu etkinlikler yalnızca bununla sınırlı kalmayıp siyasal partiler kurup kurumsal bir çerçeveye bürünmüştür.
Bu çalışmalar hem adanın Yunanistan’a ilhakı ya da İngilizlerin sömürgeci hedeflerine karşı durmak hem de Türk ulusal bilincini ayakta tutmak ve sonraki süreçlerde Türk toplumunun çıkarlarını korumak anlamında kısa, orta ve uzun vadede bir öngörü ortaya koyuyordu.
1950 yılında adaya Helenlerin atadığı “Milli bağımsızlığımızın gerçekleşmesi için mücadele edeceğime ve Kıbrıs’ı anavatan Yunanistan’a ilhaktan asla vazgeçmeyeceğine yemin ederek başpsikoposluk görevine başklayan Makarios’la birlikte süreç hızlanmaya başlar. Kilise etkin bir biçimde çalışır. Öyle çalışır ki toplum-kilise-Helen hükümetleri ayrılmaz bir parça olur. Her yerde gösteriler, her yer de zito Ellas (yaşasın Helen) çığırmaları yankılanmaya başlar. Yunanistan adanın ilhakı için konuyu Birleşmiş Milletler’e götürür. Ancak Makarios doğrudan bir ilhak istemez. Kendi hakkını tayin hakkı ister sinsice… Ne var ki unuttukları ayrıntı, adanın gerçek sahipleri Türkler… Türkiye’nin itirazları ile istedikleri karar çıkmaz.
Makarios, bu süreçte ikinci hamlesini uygular.
EOKA (Kıbrıs Helen Tedhiş Örgütü)!!!
Türkiye’nin işgal edildiği yıllarda Helen ordularında subaylık yapan George Grivas’ın adaya gelmesiyle EOKA kurulur ve Türkler üzerinde katliam faaliyetlerine başlar. Yine bu dönemde Kıbrıs Helenleri ile Yunanistan Helenleri arasındaki işbirliği gözlerden kaçmaz, Yunanistan’dan gelen gemiler dolusu sandıklarla silah yığınakları bunlardan yalnızca en bariz örnektir. Katliamlar karşısında Türkiye destekli Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulur ve bu örgüt 20 Temmuz 1974 tarihindeki Kıbrıs Barış Harekatı’na kadar Kıbrıs Türklerinin korumak için kanlarının son damlasına kadar korumuştur.
Helenlerin katliamlarına karşılık TMT ile Türklerin canlarını korumak için karşılık verilmesi ile hemen toplanan Londra ve Zürih konferansı ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş ve garantörlük anlaşmaları yapılmıştır. Kıbrıslı Türkler bir süre için rahat nefes alabilecektir. Makarios için bu kabul edilemez bir antlaşmadır. Ona göre bu yalnızca bir başlangıçtır. Ancak hamleleri bitmemiştir. Yine onlarca hinlik düşünecektir.
Kıbrıs Helenlerinin ileri gelenlerini toplar ve bir plan yapılır;
AKRİTAS PLANI
Bu plan, Kıbrıslı Helenlerin o günden günümüze kadar izleyecekleri yolu çizmiştir aslında… Helenlerin attıkları adımlar dikkatli incelenirse birebir uygulamalar görülecektir. Öncelikle nerelere nasıl ve ne koşullarda saldırılacağı, dış politika da nasıl bir yöntem izleneceği teker teker, en ince ayrıntısına kadar yazılmıştır. Bu planın hazırlayıcıları arasında olan Tasos Papadopulos ve Glafkos Klerides’in ileriki dönemlerde Kıbrıs’ın Helen tarafının başkanları olduğunu göz önünde bulundurursak… Makarios, Kasım 1963 taihinde Anayasada 13 maddelik değişiklik önerir. Ancak bu yenilir yutulur değişiklikler değildir. Bu değişikliklerle Türk tarafını devre dışı bırakmaktadır aslında…
Başkan ve yardımcısının veto hakkının kaldırılması, çoğunluğa göre karar alınması (meclisteki çoğunluğun Helenler olduğu çok belli), birleşik belediyelerin kurulması (bu sanki bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu) gibi Türk tarafını yok edecek değişiklikler…
Sözde meclis hızlı çalışması için gerekli olan bu değişiklikler… (Hızlı bir Türk kıyımı için gerekli tabii ki)
Doğal olarak bu değişiklikler kabul edilemez ve Makarios artık düğmeye basmış daha bir ay geçmemişti ki Akritas Planı’nı uygulamaya geçirir. Tarihe Kanlı Noel olarak geçen bu katliamlarda onlarca Türk katledilir, köyler yakılır… Bu katliamların bir simgesi olarak Dr. Tuğgeneral Nihat İlhan’ın evinin banyosunda eşi Mürüvet, çocukları, Murat, Hakan ve Kutsi’nin kanlar içindeki cansız bedenlerini kim nasıl unutabilir? Bu katliamlarda 1974’te cuntacı Nikos Samson da bu katliamların sorumlusu olarak sahada yerini almıştır. İlerleyen süreçte Türkiye müdahale eder ve yine büyük devletler tam bu aşamada deveye girerler… Saçma sapan planlarla adayı masada Yunanistan’a vermeye kalkarlar… 1974’e kadar çatışmalar, katliamlar devam eder…
TMT, Rauf Denktaş önderliğinde Helen saldırılarına karşı hem sahada hem masada kahramanca direnir… Bu sefer, ilhak için sabırsızlanan Yunanistan müdahale eder. Büyük devletlerin de onayı alınarak Nikos Samson darbe yapar.
VE TÜRKİYE YETER ARTIK DİYEREK ADAYA ASKER ÇIKART IR VE ADADAKİ TÜRKLERİN YAŞAMLARINI KURTARIR. SONSUZA KADAR SÜRECEK BİR DEVLETİN BAĞIMSIZLIKTAN ÖNCEKİ ADIMI ATILMIŞTIR… O DÖNEMDE TÜRK ADINDA BAĞIMSIZ OLAN VE YAŞAYAN İKİNCİ DEVLETİMİZ…
Sonsuza kadar diyorum, çünkü her ne kadar içeride ve dışarıda hainler, işbirlikçiler olursa olsun, onlara karşı duracak gerçek Türkçüler her zaman olacaktır.
Dr. Fazıl Küçük ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Atatürk’ü, KKTC’nin kurucu önderi Rauf Denktaş başta olmak üzere Türk’ün bu haklı davamızda şehit ve gazilerimize, emeği geçen herkese minnet ve şükranlarımla…

Murat Kalyoncu (Türkolog)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir