Karamanoğlu’nun Yazgısı “Elveda Kapadokya” ve “Nure Sofi” Romanları

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsüne bu hafta yazar Nurten Ertul konuk oldu.  Ertul,  “Karamanoğullarının Yazgısı ‘Elveda Kapadokya’ ve ‘Nure Sofi’ Romanları” başlığı altında popüler kültüre kazandırdığı romanlarını anlattı. Karamanlılar ile Karamanoğulları konusuna geçmeden önce, dünya siyasetini belirleyen dönemin Doğu Roma coğrafyası ve yönetim biçimi hakkında kapsamlı bilgiler aktaran Ertul şu konuların altını çizdi:

“Doğu Roma dediğimiz Bizans’ın bin 53 yıllık tarihinde Türklerin askeri varlıklarının Hunlarla birlikte başladığını görüyoruz.  Ardından çok dilli, çok kimlikli ve çok dinli Roma’da devletin başına da ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli sülaleler iş başına geliyordu.  Bu sülaleler döneminde özellikle Türkler, Kapadokyalı Heraklius Sülalesi zamanında paralı asker olarak görev yapmaya başladılar. Ardından İslâmiyet’in doğuşu ve Müslüman Arapların da İstanbul ile Anadolu’ya yaptığı akınların önlemesi için Hıristiyanlığa geçen Türklerin Anadolu ve Akdeniz topraklarına yerleştirildiğini görüyoruz. Karamanlılar için önemli olan İsavriyalılar Sülalesi tarafından Peçenek, Kıpçak, Kuman, Uz ve Avar Türklerinin Bizans’ta önemi İslâmiyet’le birlikte artıyor. Roma’yı yöneten Afyon’un yerli halklarından Amorion Sülalesi döneminde de Türklerin İslâmiyet’e geçişleri başlıyor: Ardından da Karamanoğullarının hüküm sürdüğü coğrafyanın şartlarını belirleyen Makedonyalılar Sülalesi dönemine giriliyor.  Bu dönem de Büyük Selçuklu Devleti, Tuğrul Bey’in önderliğinde kuruluyor. Ardından da Moğol istilalarıyla Oğuzların, Anadolu’ya göçleri başlıyor. Anadolu’ya gelen 24 Oğuz boyu arasında yer alan Karamanoğullarının da dahil olduğu Türkmenler, dönemin Anadolu Selçuklu Sultanı tarafından, yukarıda bahsedilen Makedon Sülalesi tarafından Anadolu’ya sürgün gönderilen Kilikya Ermenilerinin yaşadığı coğrafyaya yerleştiriliyorlar.

Burada Karamanlılar dediğimiz Karamanoğullarının yazgısı başlıyor. Aynı zamanda aynı bölgede iyice küçülün Bizans’ı yöneten Kommenos Sülalesi tarafından da paralı asker olarak görev yapan Hıristiyan Türklere, aristokrasi unvanları verilmeye başlanıyor.  Roma’nın diğer halklarının yanı sıra Hıristiyan Türkler de yaşıyor.

Görüldüğü gibi Türklerle Anadolu ve Roma ilişkisi Malazgirt ile başlamış değil. Alparslan’ın zaferi Romen Diyojen’in yenilgisinden çok uzun asırlar evvel Türkler zaten Anadolu’da yaşıyorlardı. Burada bizler için önemli olan romanlarımıza konu ettiğimiz Karamanoğullarının Anadolu’daki yazgıları. Herkesin bir yönüyle bildiği ancak yeni ortaya çıkan akademik araştırmaların ışığında romanımızı oluşturduk. Artık buna göre Karamanlıların etnik bir kimlik olmadığı, Türklerin Oğuz boylarından Avşar ya da Salurlara mensup oldukları bilinmektedir.  Çok merak edilen Karaman adının ise Anadolu kökenli olmadığı artık kesinlik kazandı.  Orta Asya’da yaşadıkları bölgelerde zaten Türklerin Karaman adını kullandıklarını da biliyoruz. Özellikle Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucularından Tuğrul Bey’in komutanlarından birisinin adının Karaman olması, aynı zamanda Dede Korkut hikâyeleri ile Şaman ilahilerinde de Karaman adının geçmesi gibi.  Karamanoğullarının Anadolu’da Konya, Karaman, Ermenek, Isparta, Burdur, Kırşehir, Mersin, Silifke, Alanya ve Kapadokya’nın tamamı ile Kıbrıs’ta güçlü olmaları onların Beyliklere geçtikleri değişik dönemlerde olmuştur.”

KARAMANOĞULLARI KİMDİR?

Beyliğin temellerinin Anadolu’da atıldığı ilk dönemlerde adının Karamanoğlu olarak anılmadığının altını çizen Ertul, bu süreci de şöyle aktardı:
“Moğolların, Anadolu Selçuklu Devleti’ni yıkmasının ardından Anadolu’da beylikler bağımsızlaştılar. Bunlardan birisi de Saaddettin Bey ile oğlu Nurettin Bey’in komutasındaki Türkmen aşiretlerinin kurduğu beyliğin bölgesinde güçlenmesi. Ardından Ermenilere ait pek çok kaleyi birbirinin peşi sıra fethetmesidir.  Aşiretin başına geçen Nurettin Bey’in izlediği usta siyasetin neticesinde Eretna Bey’i Kayseri Emiri’nin kız kardeşiyle evlendi. Bu evlilikten dünyaya gelen Kerimüddin Karaman adlı veliahtın adından dolayı iyice güçlenen beylik Karamanoğluadını aldı.”

KARAMANLILARIN MÜCADELELERİ

Ertul,  resmi tarihimizde sürekli kullanılan Karamanoğlu ve Osmanoğlu mücadelesi hakkında,   kısaca bu dönemde Anadolu’da yaşanan hadiselere de hatırlatma yaparak şunları söyledi:
“Osmanlılar’dan çok daha uzun yıllar önce Karamanlılar en büyük mücadeleyi Bizans’ın davetiyle Doğu topraklarındaki Müslümanları ortadan kaldırmak için gelen Haçlılarla yaptılar. Aynı zamanda Karamanlıların mücadele ettikleri bir diğer güç ise özellikle Ermenilerin çağrısına uyarak bölgeye gelen Moğollar idi.  Ardından Anadolu Selçuklu Devleti’ni Moğolların ortadan kaldırmasıyla hızla büyüyen Osmanlı ile bilinen kavgalı süreçler başladı.  Sonunda galip gelen ve güçlü bir İmparatorluk kuran Osmanlı’nın iskân ve göç politikalarına uygun olarak Karamanoğulları ile diğer Türkmen aşiretleri de Rumeli başta olmak üzere değişik bölgelere yerleştirildiler. Buradaki amaç Türk İslâm kültürünü, hoşgörüsünü ve köklü gelenekleri Osmanlı adına fethedilen yeni topraklara taşımalarıydı. Bu amaç doğrultusunda Karamanlı Devleti’nin sınırlarında yaşayan Hıristiyan ya da Müslüman halk, İstanbul başta olmak üzere Rumeli ile çeşitli eyaletlere iskân edildiler. Geride bıraktıkları Anadolu topraklarında kalan gerek Türk Hıristiyan gerekse diğer etnik kimliklere mensup gayrimüslimlerin sayısının İslâmlaştırılmasına yönelik yeni bir iskan politikası izlendi. Anadolu’ya Kafkaslardan,  Balkanlardan getirilenler ile Müslüman Kürt aşiretlerinden iskân edilmeye başlandı.  Osmanlı ile yaşanan mücadelelerin sonunda da Karamanlı Devleti’nin fiziki varlığı ortadan kaldırıldı: Ancak nüfus varlığını dünyada koruyabilen çok ender Türk halklarından birisi olarak hem gizemini hem de gücünü bugünlere kadar taşımayı başardı ve bu yönleriyle araştırmacıların da daima ilgisini çekti.”

TÜRK PATRİKHANESİ ARZUSU

Osmanlı’nın ilerlemesinin durması ardından da dünyanın farklı bir yüzyıla girmesiyle de  Karamanlı Eyaleti’nde varlığını her dönem sürdüren Hıristiyanların, özellikle de Türkçe konuşan Türk kökenli Hıristiyanların, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Anlaşması’na göre Yunanistan’a gönderilmesinin gündeme gelmesini  Ertul, şu şekilde aktardı:
“Lozan Barış Anlaşması’nın bugün bile tartışılan maddesi Nüfus Mübadelesi. İngiliz temsilci Lord Curzon’un başkanlığında uygulanan bu nüfus mübadelesi Yunanistan ile Türkiye arasında gerçekleştirildi. Yunanistan’da Batı Trakya hariç yaşayan bütün Müslümanlar Türkiye’ye Türkiye’de ise İstanbul hariç yaşayan bütün Hıristiyanlar Yunanistan’a gönderileceklerdi. Nitekim Anadolu’da Türk Kurtuluş Savaşı’na destek veren Atatürk’ün yanında yer alan Hıristiyan Türkler, gitmemek için direndiler. Hatta 1900’lerin başında Anadolu’da bağımsız bir Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulması için dönemin padişahı Abdülaziz’e yaptıkları başvuruları hatırlattılar. Buna karşılık İstanbul’da Atatürk bu kimliği sembolik de olsa koruyabilmek adına Türk Kilisesi kurdu ve Papa Eftim ile birkaç aileyi de mübadeleden muaf tutabildi.  Ardından da Yunanistan’a giden Türk kökenli Hıristiyanların büyük bir kısmı dil bilmemesi, Yunanlılar tarafından Türk tohumu olmakla suçlanmalarından dolayı zor yıllar yaşadılar. Ancak ikinci dünya savaşından sonra üçüncü kuşaktan sonra kabul görebildiler. Türkiye’ye gelen mübadiller için de hayat zor oldu. Fakat asıl zorluk,  Balkan Savaşlarının ardından Ana Vatan dedikleri Konya ile Anadolu’ya ulaşamayan çok sayıda Müslüman Türkmen muhacirin yollarda hayatını kaybetmesi, ulaşabilenlerin de çok zor şartlar altında yeni hayatlar kurabilmeleridir. Sevindirici olan edebiyatımızda Mübadele’yle ilgili eserler son zamanlarda hızla arttı. Buna karşılık Balkan hezimetinden sonra göç eden Müslüman muhacirlerin hayatları ve akibetlerine dair detaylı çalışmaların eksik kaldığını görüyoruz.”

Edebiyatçılar, senaristler ve diğer sanat dallarının özgün eserler üretebilmelerinin ancak akademisyenlerle araştırmacıların ortaya belge, bilgi ve doküman çıkartmalarıyla sağlanabileceğini belirten Ertul; “Bu yüzden Balkan muhacirleri ile yapılan çalışmalar yetersiz iken, Mübadele, Karamanlılar ve Karamanoğulları ile son zamanlarda ortaya çıkan kaynakların artması, romanlarımızı oluşturabilmemize imkân sağlamıştır.”  diyerek konuşmasını tamamladı.

Kaynak: Türk dünyası araştırmaları vakfı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir