KAYBOLAN İNSANLIK

İnsanın zaman içindeki yolculuğu; dün, bugün ve yarın çizgisinde süregelmektedir. Kitabî dinlerin nerede ise ortak sayılabilicek yaradılış öyküsünde; hayat dediğimiz fani yaşam, Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulması ile başlar. Bunca hastalık, bunca ölüm, bunca açlıktan kırılan kıtalar, hepsi bir elma yüzünden mi?

Yaşamı kolaylaştırmak için insanoğlu ateşi bulup ısındı. Tekerleği bulup uzakları yakın etti. Lakin tekerlek hasretleri de yarattı. Trenler, vapurlar, uçaklar, otobüsler kalkarken mendil salladık. Uzak diyarlar ne Çin ne de Afrika kıtasıydı. Uzaklar, yüreklerimiz oldu.

Yine yaşamı kolaylaştırmak için demiri buldu ademoğlu. Ah o demir çağı, tarihin en karanlık dönemleridir. Milyonlarca insan öldürüldü. Bugün hala o çelik silahlar dünyayı kan gölüne çevirmekte.

Yunanlılar, aşk işlerini Eros’a yüklediler. Eros, kimi aşık etmek istiyorsa fırlattı oklarını. Lakin yorulmuş olmalı ki; karmakarışık veya saçma sapan oklar atmaya başladı. Bugünlerde sosyal medyanın ortak aklı, bir deyim bile buldu. İlişki durumu karmaşık.

Pusulayı bulduk yönümüzü şaşırdık. Yarattığımız silahlarla önce hayvanları avladık sonra birbirimizi. Ve bu modern bilişim çağında bile toplumların vazgeçemediği bir yaşam biçimi oldu öldürmek.

Bilim adamları, insanlara enerji sağlamak için atomu icat etti. Ancak Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde yüzbinlerce sivilin ölümü için kullanıldı.

Bu pişmanlıkla Einstein, şu şekilde bir günah çıkardı:

“Atomu parçaladık ama insan önyargılarını parçalamak nerede ise imkansız.”
Aç gözlü ve doyumsuz adem oğlu bir elma ile kalmadı. Bir birini yedi, canavarlaştı.

Parayı buldu Lidyalı. Keşke bulmaz olaydı. Günümüz dünyasının nerede ise tanrısı oldu.

Lazer, cep telefonu, bilgisayar gibi yüzlerce buluşu saymak sıralamak imkansız gibi. Ama günümüzde yapılanlar, bugüne kadar yapılan icatları çok masum bırakıyor. Tüm canlıların tohumlarıyla ve insanın genetiğiyle oynuyorlar. Milyarlarca dünya insanı üzerinde deney yapıyorlar. Domuz gribi, Sarz, Korona ve daha bilmediklerimiz… Zengin kartellerin tüm amacı; insanı tamamen bir tüketim kölesine dönüştürmek.

Rengi, ırkı, cinsiyeti, inancı ne olursa olsun yaşamak dünyaya gelen her insanın kutsal bir hakkıdır.

Önce suyu elimizden aldılar. Şişelere koyup sattılar yine bize. Dokunulmadık gıda kalmadı. Yeni çağın kobayları biz insanlar olduk. Yavaş yavaş doğayı elimizden aldılar. Yeşil ağaca, berrak akan bir ırmağa, mavi gökyüzüne hasret kaldık.

Mis gibi toprak kokan bir yağmura.

Bazen ıhlamur, bazen leylak kokan kent akşamlarına.

En çok da insanlığı özledik.

Öldü mü ne oldu?

Hiç haber alamıyoruz.

Nilgün Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir