KUZEY IRAK’TA YAŞANAN TÜRK KATLİAMLARI

Türklerin, Irak’ta yoğunlaştıkları yerler Musul, Kerkük, Erbil, Selahaddin, Diyala, Bağdat ve Vasıt vilayetleridir. Ayrıca Telafer, Tuzhurmatu, Altunköprü, Karatepe gibi yerleşim yerleri de bin yıllık tarihsel Türk yerleşim yerleridir. Irak Türklerinin toplam nüfusu ise 4 milyon civarındadır.
Kürtlerin Irak’taki Türk katliamları yüz yıla yakın süredir devam etmektedir. Dönem dönem artan bu katliamların ilki Atatürk’ün öldüğü günün ertesi olan 11 Kasım 1938’de olmuştur. İrili ufaklı devam eden baskıların tekrar katliama dönüşmesi 1959 yılına denk gelir.
14 Temmuz 1959 tarihinde, Irak Kerkük Türklerine karşı, kürtlerin eliyle canavarca, haince, bir katliam yapılır. Kürt militanları yüzlerce Kerküklü Türk’ü katletti. Yüzlercesi de sürgüne zorlandı. Türklerin bir kısmı kurşuna dizildi. Bir kısmı dipçikle dövülerek öldürüldü. Bazıları diri diri toprağa gömülerek kimileri de elektrik direklerine asılıp Temmuzun sıcak güneşinin altında bırakılarak öldürüldü. Çoğunun gözleri oyuldu, can çekişen bedenleri sokak sokak sürüklenerek kamyon ve traktörlerle çiğnendi. Caniler ellerinde iplerle dolaşıyor, kimini asıyor, kiminin cesedini de yerlerde sürüklüyordu. İki jipin arasına diri diri bağladıkları bir Türk’ü de jipleri ters yöne hareket ettirerek ikiye parçalamışlardı.
Bu kara katliam akşamdan başlayarak üç gün üç gece sürmüştü. Katliamı yapan barzani aşiretine bağlı kürtlerdi. Katliam esnasında en çok “Kahrolsun Türkiye, kahrolsun Türkler!” sloganını atıyorlardı. Katliam yaparken girdikleri evlerde ve dükkanlarda asılı Atatürk tablolarını ayakları altında çiğneyip Atatürk’e sövüyorlardı. Türklerin evlerini ve dükkanlarını yağmalamaya dalmasalardı katliamın boyutu çok daha büyük olacaktı.
Çocuklarının gözü önünde kurşuna dizilen ana-babalar oldu. Gebe kadınların karnını deştiler. Arabaların arkasına iple diri diri bağladıkları Türkleri arabayla sürükleyerek öldürdüler. En iğrenç işkenceyi de Kerkük Türklerinin lideri Ata Hayrullah’a yaptılar. Ağaca bağlayıp diri diri kesmeye başladılar. Kestikleri her bir parçadan sonra “Türklerin liderinin etinin kilosu 10 filis (kuruş) alan var mı?” diye bağırıp köpeklerine attılar. Kardeşi İhsan Hayrullah’ı aynı anda böyle kese doğraya katlettiler. İki kardeşi birbirine izlettiler. Bütün bu katliamları yaparken “Sizi kimse kurtaramaz. Sevdiğiniz Türkiye gelsin. Atatürk’ünüz de öldü kim kurtaracak sizi bakalım! Kerkük’te kürtlerden başkası yaşayamaz. Defolun buradan, burası kürtlerin” diye bağırıyorlardı.
Kürtlerin bu kapsamlı Türk katliamından sonraki en büyük katliamları da ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ile 10 Nisan 2003 tarihinde Irak askerlerinin Kerkük’ü boşaltıp güneye doğru çekilmeleri üzerine başlamıştır. Kürtler, başta Kerkük olmak üzere bütün Türk kentlerine saldırdılar. Türk şehirlerine girmekle kalmadılar, resmi daire binalarını, hastane, işyeri, evleri, özel araçları yağma ve talan ettiler. İlk yağmalanan yerler ise Tapu ve Nüfus Daireleri oldu. Kürtlerin maksadının Türk nüfus ve tapu kayıtlarını yok etmekti. ABD’nin 2003 tarihinde Irak’ı işgal etmesinin hemen sonrasında ise sistemli, planlı ve programlı bir şekilde Türk şehirleri kürtleştirmeye başlandı. Yüz binlerce kürt başta Musul ve Kerkük olmak üzere Türk şehirlerine yerleştirildi. Irak işgal altında ve kürtler işgalcilerle işbirliği içindeydi, devlet ve kanun yoktu. Kürtler bu durumu fırsat bilerek şehirleri işgal ederler. Çeşitli vaatlerle Kerkük’e getirilen kürtler, yine Türk şehirleri olan Erbil ve Süleymaniye yolu üzerinde oluşturulan çadır kentlerle kerkük’ün demografik yapısının nasıl değiştirilmeye çalışıldığına en can alıcı örneklerinden biridir. Kerkük’te 2003’ten beri değişen sadece nüfusu dağılımı olmadı. Aynı zamanda kentin yönetimi de siyasi olarak da büyük ölçüde kürtlerin kontrolüne geçti. Bu işgal ve tecavüzler tüm dünyanın gözü önünde cereyan etti ve hala Kerkük‘e kürt göçü teşvik edilmektedir. Daha sonra bu çadır kentlerin yerine konutlar yapılarak yeni kürt mahalleleri oluşturuldu, yani dün çadırlarıyla gelen kürtler hem iş hem de konut sahibi oldular. Bu kürtlere maddi destek ve iş imkanları sağlandı, Kerkük’e yerleştikleri için de kürt partilerinden ve devletin imkanları da kullanılarak “göçmen adıyla” maaş bağlandı. Kürtler böyle bir imkanı cennette bile bulamazlardı. Kerkük’ün civar semtlerine onlarca yeni kürt mahalleleri inşa edildi ve bu aileler oralara yerleştirildi. Bu getirilen kürtlere sahte “Kerkük” nüfus Kağıdı ve gıda karnesi verildi. Kürtler boş buldukları arsalara ev yapmaya başladı. Petrol şirketi çalışanları için yapılan konutlara, askeri garnizonlara, devlet dairelerine ve hatta Kerkük Olimpiyat Stadyumu’nun soyunma odalarına bile kürtler yerleştirildi. kürtleştirme politikaları ile Irak’taki Türk etkinliği ortadan kaldırıldı. Türkler, bir boyutuyla katliamlara, bir boyutuyla da etnik temizlik hareketlerine varacak düzeyde insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kalmışlardır. Dünya bütün bunlara kulaklarını tıkamış, gözlerini kapatmıştır.
Irak’taki tarihi Türk şehirlerine Irak içlerinden, Türkiye, İran ve Suriye’den 700 bin kürt, 20 bin Dolar para, aylık maaş ve arazi vaatleriyle taşındı. Onlara ev, arazi, çadır verildi. Yerleşmeleri teşvik edildi. Bu evler ve araziler ise devlete ve Türklere aitti. Kürtler bu evleri, konutları ve arazileri gasp ettiler. İstila ettikleri ve buldukları bütün boş arazilere ev ve konut yaptılar. Bu kadarıyla da yetinmeyen Kürtler Kerkük’teki tarihi Türk mezarlığı olan Musalla Mezarlığı’nı bile dümdüz ederek üzerine evler yaptılar. Bugün Türkler kendi ata yurtlarında ancak dillerinden, kültürlerinden hatta evlatlarının canlarından feragat etme şartlarıyla Musul, Kerkük, Telafer gibi petrol zengini tarihi Türk şehirlerinde kalabilme hakkına sahip olmuşlardır. Kürtlerin tek ortak nihai hedefi Türkleri Iraktan tamamen atmak ve bölgede bulunan zengin petrol yataklarına hâkim olmaktır.
Kürtler Kerkük’ü, Leylan kasabası, Süleymaniye ve Erbil şehirlerine bağlayan kuzey güzergahındaki yollar üzerinde bulunan Rahimova, İskan ve Şorca mahallelerinde yapılmış veya yapımı başlayan konutlara yerleştirildi. Kerkük’ün Türklerin yoğun yaşadığı Musalla mahallesi ve Türklere ait Musalla mezarlığı etrafındaki Türk ve devlet arazilerine, Tören Alanı ( Sahat El-İhtifalat) etrafındaki arazilere, petrol yataklarını ele geçirmek için Kerkük’ün zengin petrol yatakları ve rafinerisi etrafındaki arazilere, Erbil şehri yolu üzerinde bulunan petrol kuyuları yakınındaki zengin petrol yatağı arazilere konutlar yaparak yerleştiler. Saddam döneminden kalma Kerkük’teki askeri garnizon (Feylak) içinde bulunan lojmanlara ve yapılan evlere de Kürt aileleri yerleştirildi. Ayrıca Kerkük’ün girişinde hem Süleymaniye hem de Erbil’in kontrol noktalarını geçtikten sonra yolun iki tarafında iki katlı toplu konutlar yapıldı. Bu konutlar, Kerkük’e ithal edilen, çadır, stadyum, devlet binaları, askeri garnizonlar, evsiz, barksız on binlerce Kürt’e verildi. Kerkük’te dış mahalleler oluşturuldu, On binlerce Kürt’ün Kerkük’ün etrafını çevirmiş durumda. Kerkük’ün etrafına Kürt Güvenlik Hattı oluşturuldu. Abu Garip hapishanedeki işkence skandalını dünyaya duyuran Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci yazar Seymour Hersh; “Kerkük’ün demografisini değiştirmek için kente her gün 50 Kürt aile gönderiliyor. Bağımsızlık ve petrol istiyorlar.” dedi.
9 Şubat 2005 tarihli Amerikan’ın önde gelen gazetelerden The New York Times’ta yayınlanan makalede Sandra Mackey şöyle diyor: “Kerkük Irak’ın bilinen petrol kaynaklarının %40’ını oluşturan petrol kuyuları açısından anahtar konumunda. Bu kuyular en kötü ihtimalle Irak’ın geleceğine dair pazarlıklarda önemli bir koz olacak. En iyi ihtimalle de müstakbel bir kürt devletinin ekonomik temelini teşkil edecek.”
9 Aralık 2007 tarihinde araştırmacı gazeteci Stephen Farrell’in The Newyork Times’te Türkmen şehri Kerkük’ün Demografik yapısının değiştirilmesini “ Kerkük Petrol Mücadelesinde Kullanılan Piyon Kürtler” başlığıyla her şeyi gözler önüne seriyor.
Irak’ın petrol yönünden en zengin rezervlerinin yanı başındaki bu varoşlarda, kurak futbol sahasının tam girişinde idrar deresi akıyor. Stadyumda kalan 2,200 kürt, stadyumdaki boşlukları, stantları ve otoparkları briket gecekondulardan mürekkep bir mülteci şehrine dönüştürmüş; stadyumda bu kürtlerden başka kimse yok. Saddam Hüseyin yönetiminde Hava Kuvvetleri Tuğgenerali Vafak Aziz El Ubeydi, kendinin ve tüm komşularının bölgeyi terk ettiğini, eski mallarını kontrol etmek için zaman zaman buraya döndüğünü şöyle ifade ederek kürtlerin Arapları da sürdüğünü çarpıcı biçimde anlatmıştır: “Araplara karşı saldırgan bir tavır takınan peşmergelerin nefretinden korunabilmek için, binlerce Arap’ın yaptığı gibi ben de evimi terk ettim. 20 gün sonra Kerkük’e döndüğümde evimin sahiplenildiğini ve eşyalarımın çalındığını gördüm, ayrıca eve kürtçe bir de yazı bırakılmıştı. Daha sonra kürt üniformaları giyen kişiler bana gelerek ‘Canını seviyorsan evi hemen terk et’ dedi ve evimi terk etmek zorunda kaldım.”
13 Şubat 2008 tarihli Türkiye gazetesinde yayınlanan “Kerkük’te istila artarak devam ediyor” adlı yazıda “Yasadışı yollara başvuran kürtler Kerkük’e akın etmeye devam ediyor. Kürtlerin Kerkük’teki stadyum ve mezarlıkların etrafını tamamen doldurduğu, çevre ilçelerdeki arazilere de el koydukları gözleniyor. Arsa ve araziler ise iş makineleriyle yıkılırken, yerlerine Kürt yerleşimciler getiriliyor.” ifadelerine yer verilmiştir.
ABD’de yayımlanan The New York Times gazetesinin 29 Mayıs 2009 tarihli sayısında, Timothy Williams/Suadad Al-Salhy imzalarıyla ve ”Irak Petrolünün Paylaşılması Husumeti Artırabilir” başlığı altında yer alan Kerkük çıkışlı gazete yazısının bir kısmı da şöyledir: “Petrol kenti Kerkük’e yerleşen ve ev kurmak için geniş araziler üzerinde hak iddia eden binlerce Kürt, Kerkük üzerinde hak iddialarını güçlendirmek için kurduğu evlerden bir kısmı, dumanların yükseldiği doğal gaz tesislerine sadece yarım mil uzaklıkta. En kötüsü de bölge güvenliğinin peşmergelere devredilmesinin ardından beklenen etnik savaşın çıkması olur.”
Petrol zengini Türk şehri Kerkük olmadan kürt devleti kurmak fikri bir anlam ifade etmiyor. Kuracakları devleti yaşatabilmek için bölgenin kalbi tüm hayat damarlarına mutlaka sahip olmak gerekiyor. Bunun bilincinde olan Kürtler, Kerkük’ü ele geçirmek, Kerkük’ü kürtleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kerkük konusunda planlarını uygulayabilmek için bölgenin ezici bir çoğunlukla hakim unsuru olan Türkleri etkisiz hale getiriyorlar.
Saddam Hüseyin sonrasında Kerkük’ü hedef alan kürtlerin hareketlerinin temel hedefi, şehirdeki demografik yapıyı değiştirmekti. Irak’ın işgalinden sonra kullanılan kürtleştirme argümanlarından biri de Kerkük’teki demografik yapıyı değiştirme amacıyla diğer kürt yerleşim birimlerinde doğan çocukların Kerkük’te kayıt edilmelerini sağlamak ve bu konuda özendirici maddi teşvikler vermek olmuştur.
Türkmen şehri olan Kerkük’te 50’li yılların sonlarında ve 60’lı yılların başlarında kürt göçü dalgası kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerden Cebbari, Zengene, Berzenci, Caf, Tilşani, Talabani, Şuvan ve benzeri kürt aşiretlerinin kente göçmesi şeklinde gerçekleşti. Kürtlerin kente akın etmesi kentte yeni mahallelerin ortaya çıkmasına yol açtı. 1947 yılında bir adet kürt ya da Arap mahallesi olsa idi bu durum resmi belgede yerini almış olurdu. Buna bağlı olarak kürtler hissedilir bir şekilde kentin başka mahallelerine de sızmaya başladılar.
1947 yılında Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani Irak ve İran‘ı karıştırdı sonra da Sovyetler Birliği’ne kaçtı. 20 Tem­muz 1958 de Cum­hu­ri­ye­tin ila­nın­dan bir haf­ta son­ra ge­nel af ilan edil­di. Kral­lık dö­ne­min­de gı­ya­bın­da idam ka­ra­rı ve­ri­len ve Sov­yet­ler Birliği­ne ka­çan Mol­la Mus­ta­fa Bar­za­ni, ge­ne­ral Ab­dul­ke­rim Ka­sım ta­ra­fın­dan af­fe­dil­di. Barza­ni’nin 11 sene sonra Irak’a dö­nü­şü kürt­le­ri bü­yük öl­çü­de ce­sa­ret­len­dir­di. Kürt­ler, pet­rol ya­tak­la­rı ile zen­gin Ker­kük’ü ken­di böl­ge­le­ri ara­sı­na kat­ma­yı plan­la­ma­ya baş­la­dı­lar. Hayallerin­de düş­le­dik­le­ri dev­le­te eko­no­mik kay­nak sağ­la­mak için, zen­gin Ba­ba Gür­gür pet­rol ya­tak­la­rı­nın yer al­dı­ğı Ker­kük’ü he­def seç­ti­ler. An­cak bu pla­nın kar­şı­sın­da bü­yük bir en­gel var­dı. Bu da Ker­kük’ün ta­ma­miy­le Türk şeh­ri ol­ma­sı idi. O ta­rih­ler­de Ker­kük’te kürt nü­fu­su yoktu.( Zubaida Umar, “The Forgotton Minority The Turkman’s Of Iraq”, “Afkar inquiry”;4/2, February 1987, s.37,43)
Yıllardır Türk şehri Kerkük, baba Barzani, Mesud Barzani ve Celal Talabani tarafından kürtlere hedef gösterildi, kürt ırkçılığını ve Türk katliamlarını tetiklemek için Kerkük hep koz olarak kullanıldı.
Hedef açık ve nettir, petrol ve bağımsız bir kürt devleti kurmak. Yunanların Megalo İdeası, Ermenilerin Büyük Ermenistan hayalleri gibi kürtlerin de yine Türkiye aleyhine olan Büyük Kürdistan faaliyetleri bakımından en önemli adımları böylece atılmıştır.
Bizler “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” felsefesiyle Anayasamızda herkese eşit yasal haklar tanırken asıl faşistlerin kimler olduğu, Türkiye’de kimilerince mazlum ve mağdur gösterilenlerin gücü eline geçirdiklerinde ne yaptıkları tarihin hafızasında saklıdır.

KAYNAK: ATASEN Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir