Laik Cumhuriyetimiz Sonsuz Yaşayacaktır!

Yaşadığımız bu kutsal topraklarda İHANET etmenin çeşitleri vardır. İki yüreğin birbirine ihaneti, insanların mesleklerine ve yaptıkları işe ihanetleri, yine insanların yedikleri kaba ihanetleri, bedelini kanımızla ödediğimiz topraklara vatanımıza ihanet, rengini şehitlerimizin kanından alan Türk’ün eşsiz ve şanlı olan ay yıldızlı al bayrağına ihanet…. Diye uzar gider liste… Bu gözler yaşadıkça vatanımızda nelere şahit oldu değil mi? En sonuncusu da ŞOK ŞOK ŞOK sevgili okurlar… Sevgili Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın çok samimi açıklamalarında İstanbul’a ihanet ettiğini söyledi. Evet, Mimar olarak değerlendirdiğimde; 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş, bin yıllardan beri köklü medeniyetlere ev sahipliği yapmış iki kıtanın ve boğazın incisinin başına gelmeyen kalmadı… Tarih tüm çıplaklığınla kalması gerekirken gökdelenlerin gölgesinde kaldı, yani bu çok yerinde ve haklı bir itiraf oldu, tebrikler. Lakin beni en çok ilgilendiren ihanet şekilleri arasında kutsal vatanımıza, bedelini büyük fedakarlıklarla ve kanımızla ödeyerek kurduğumuz laik Cumhuriyetimize ve şanlı bayrağımıza ihanet yer almaktadır. Madem ‘İhanet’ temasını işliyoruz, o zaman olayı sadece kültür varlıklarına yapılan şehircilik ihanetlerinle sınırlandıramayız sayın Cumhurbaşkanım. Sizden daha kapsamlı bir itiraf zinciri beklemenin en doğal vatandaşlık hakkımız olduğunu düşünüyorum. Kanımca başlamışken lütfen devam edin itiraflarınıza… Sizi, doğru işler başardığınız sürece seviyoruz ve seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak size desteğimiz tamdır. Yeter ki doğru yoldan ayrılmayın. Artık sizden ‘hata yaptık, kandırıldık, yanıldık’ sözcüklerini duymak istemiyoruz. Hatırlıyor musunuz, nasılda oy toplama uğruna naifçe başlatılan sözde çözüm sürecinin, verilen onca gencecik kahraman şehidimizden sonra, ‘yanıldık’ ile sonuçlandığını? Ben hiç unutamıyorum. Hatırlıyor musunuz, nasılda din kardeşi bildiğiniz, düzenlenen Türkçe olimpiyatlarında güzel ülkemize geri gelmesi için mikrofonlardan seslendiğiniz terörist elebaşı gülen teröristinin 15 Temmuz da devletime alçakça yaptıkları sonucunda ‘kandırıldık’ demenizi? Ben hiç unutamıyorum. Sadece bunlar mı? Ben ihanet olarak tek bu, kanımıza mal olan, olayları değerlendirmiyorum. Dediğim gibi, ihanetin bana göre birçok şekli vardır. Örneğin okullarda okutulan Andımızın kaldırılıp artık okutulmasının yasaklanmasını da ben ihanet olarak değerlendiriyorum. Ne diyordu andımızda, bir hatırlarsak;

Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!

Şimdi bu sözlerin hangi birinden dolayı andımızın okutulması yürürlükten kaldırıldı? Soruyorum sizlere! Doğru ve çalışkan bir Türk olmak mıydı sorun? Hayır olamaz, çünkü bu topraklarda yaşayan herkese Türk denir ve tüm dünya bunu bu şekilde bilir. Küçüklerimizi koruma, büyüklerimizi sayma ilkelerine mi takıldınız? Hayır olamaz, çünkü bu Türk’ün eşsiz örf ve adetidir, bizim gelenek ve göreneğimiz, Orta Asya bozkırlarından beri, bu yöndedir. Peki yükselmek ve ileri gitmek ülküsüne ne demeli? Hayır buda olamaz, çünkü her devletin ve o devlette yaşayanların tek hedefleri daha iyi yaşam kalitesine ulaşmaktır. Yoksa laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük komutan Atatürk’e seslenerek, onun açtığı yolda, gösterdiği hedefe, hiç durmadan yürünüleceğine ant içtiğimiz mi zora giden oldu? Hayır bu kesinlikle olamaz, çünkü bizim insanca ve huzur içinde eşit haklarla yaşamamızı sağlayan Cumhuriyet rejimine ve Türk Milletini yok olmaktan kurtararak bu benzersiz rejim ile yeni bir devlet kuran dahi ve olağanüstü ölümsüz liderimiz başkomutanımız başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk’e düşmanlık vatana ve Cumhuriyete düşmanlıktır, değil mi? Haaaa anladım, siz varlığımızı Türk varlığına armağan ettiğimize takıldınız sanırım. Ama yok hayır, bu kadar düşüncesiz olamazsınız, çünkü iyi bilirsiniz ki biz Türk’üz ve YAŞADIKÇA TÜRKÇÜYÜZ, Türklük ve değerli Türk yurtlarımız için çoluk çocuk demeden canımızı vermeye doğuştan razıyızdır. Son olarak ta yoooo hayır, bu hepten olamaz! Başbuğ Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ dediğimiz sadece sizi değil, soyu her ne olursa olsun bu vatanda yaşayan herkesi onurlandırmalıdır. Neden mi? Dikkat ettiyseniz ‘Ne mutlu Türk olana’ demiyor, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diyor. Bunu diyebilmek ve böyle hissedebilmek herkes için bir onurdur, bir şereftir. Türk Milletinin tarihide gelmişi de geçmişi de şereflerle, sayısız şanlı zaferlerle doludur. Keşke herkes bu denli şerefli ve onurlu Türk milleti gibi bir millet olabilse, değil mi?

Atamıza minnet duyguları içinde, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 94. Yılını gururla kutladığımız bugünlerde, geçmişten bu yana Türk’e ve Türk’ün yurtlarına yapılan ihanetleri hiçbir zaman unutmamamız ve bunlardan ders çıkararak geleceğimizi şekillendirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Başbuğ Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği;

‘Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’

sözü, tüm yurdun ve yüce Türk Milletinin, canı pahasına dahi olsa, söylemekten çekinmeyeceği ve savunmaktan korkmayacağı son sözü, son eylemidir.

TENGRİ BİZ MENEN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir