MAKASIN KIRILSIN TREN

Seçim öncesi günlerde ya bir şehit haberiyle karşılıyorduk günü, ya da bir kadın cinayetiyle veya çocuk taciziyle… Seçim bitti. Şimdi tren kazasıyla uyandık bir sabah. Çorlu ilçesinde 09-07-2018 Pazartesi günü meydana gelen tren kazasında 24 vatandaşımızı kaybettik. Başımız sağ olsun.
Bu olay Avrupa’da olsaydı tüm haberlerde ‘Tren Faciası’ olarak yer alırdı. Ama biz müslüman bir ülke olduğumuz için Kadere peşin rıza gösteren insanlar olarak kaderin tecelli ettiği ana da kaza diyoruz. Yani aslında Allah bunu yazdı ve ne yaparsak yapalım bu iş böyle olacak gibi bir anlam çıkıyor. İtikadi ve ameli mezhebimize göre bu kaza ve kaderde insan hatalarına da yer verilirdi eskiden ama bu günlerde siyasal islamla birlikte bu akılcı yorumlar ortadan silinmeye başladı. Dini konu ve yorumlarda vahabi kültürünü solladık.
Bahse konu yerdeki tren yolu yeni teslim edilmiş. Yani yeni bir yol. Yeni bir yolda tren raylarının eskimesi, altlarının boşalması olası değil. Hani nerede ise hava muhalefeti aşırı yağışlar suçlu ilan edildi. Bir de makinist.
Trenler dünyada en güvenilir ulaşım araçlarıdır. Bundan sonra bir trene binerken makiniste mi güveneceğiz, tren yollarının sağlamlığına mı, yoksa yolları yapan firmaların yolsuzluklarına mı?
Öyle veya böyle trenler bir yerde raydan çıkar. Tem umudumuz ve duamız ülkemizin raydan çıkmamasıdır. Yine de makasın kırılsın tren 24 canımızı aldın diyorum. Ben de treni yargılıyorum. Umarım kimse bana diş bilemez.
Diğer yandan şimdi biz bunları yazdık diye memleket yarın düzelecek mi? Herkes; “çok yaşa kralım, bu giysiler size ne çok yakışmış” diye bağırırken bizler çocuk saflığıyla “kralım bu dolandırıcı bezirganlar sizi kandırıyor, görünmeyen elbise diye birşey yok. Bunlar sizi soymuş” diye bağırıp donkişotluk yaparken elimize birşey mi geçecek? Sadece şu var ki; insanlar yürürken de, konuşurken de, araba kullanırken de karakteri doğrultusunda yaparlar bu işleri. Bizim kimseye bir karezimiz, düşmanlığımız, kinimiz yoktur.
Bundan 25 yıl önce çok sevdiğim bir öğretmenimi karşıma alarak; “ah hocam size güvenirdik. Ama siz bizi okulda hep demokrasi var diye kandırmışsınız. Demokrasi olmadığını yıllar sonra anlayabildik” dediğimde o değerli öğretmenim bana dönerek, üzgün bir şekelde; “vallahi kardeşim çok özür dilerim. Maksatlı değildi ben de demokrasinin olduğuna inanıyordum ama olmadığını geç fark ettim.” demişti bana. Hesabı karıştırmayalım bundan tam 25 yıl önceydi. Şimdi ise kahkaha ile gülüyorum. Demokrasi, yukarılardan zembille gelen bir değer değildir. Demokrasi denilen şey ülke toplam nüfusunun karakterinin, bilgisinin, erdeminin idareye ve iradeye yansımasıdır. Demokrasi, adalet bizim ülke olarak toptan yarattığımız bir değerdir. Her seçim bizim toplum olarak yeniden yarattığımız aynadır. O aynada sadece kendimizi görürüz.
Eğer bir toplum çok erdemli, çok ahlaklı, çok adaletli ve çok akıllı yönetim istiyorsa bizatihi toplumun kendisinin erdemli, ahlaklı ve akıllı olması gerekmektedir. Şimdi tam burada benim naçizane bir şiirimin yeri geldi.
Akıl.
Kuş uçar,
Balık yüzer,
Cahil Üzer
Ey akıl;
Milletime takıl…

Sevgi ve saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir