MANDA YUVA YAPMIŞ SÖĞÜT DALINA

Anlatacak iki çift sözü olan herkes her ortamda duygularını, fikirlerini ifade eder. Aslında fikir hürriyeti fikrin kendisi kadar eskidir, belki de ilk sazdan önce de vardı. Her devirde ozanlar düzeni eleştirir, rahatsızlıklarını düle getirirler. Elbette yörenin ağaları, beyleri bundan hoşnut olmazlardı. Belki de sanatta hiciv denen sanatlı anlatımın kaynağı da bu kısıtlamalardır.

Yine de Türk Halk Müziğinde son derece sürrealist(gerçeküstü) olduğunu düşündüğümüz bir türkü var ki,hemen her duyduğumuzda hepimiz mutlaka eşlik ederiz çalana, söyleyene. Kundaktaki bebesinden, eşikteki dedesine kadar herkes bilir bu türküyü. Çok eğlenceli, neşeli müziği, fıkır fıkır ve şakalı bir anlatımı vardır. Bu türkü hiciv örneğidir. Güldürürken, eğlendirirken, düşündüren, yeren, dalga geçen, gönderme yapan ve ders veren özelliktedir.

Dönemin yöneticileri ozanların kendi idareleri hakkında söz söyleyip, taşlayıp, eleştiri yapmalarını zaten hoş karşılamıyorlardı. Pek çok ozanın başına türlü fenalıklar gelmiştir. Hatta pek çok yönetici din adamlarını kendi politikalarına alet edip, kendi istedikleri şekilde halka duyurular yapmalarını istemiştir.

Osmanlı Döneminde Kastamonu’da her bahane ile halktan vergi toplayan, bir bey din adamalarına talimatlar vererek, köy sazlı sohbetlerde beyin uygulamalarını eleştirdiği için bey çalgıcılara herkese verilen ikramlık yemek verilmeyeceğini duyurmuştur. Kastamonu yöresine özgü, sadece et suyu ve ekmekten yapılan tirit denilen bir nevi yoksul yemeği verilmesi talimatını vermiş. Bu yasağın yanı sıra saz çalıp türkü söyleyen ozana bir eğlencede kendilerine türkü çalması emrivakisi yapılmış, bir kenara da kuru ekmeklerden oluşan yemek konmuştur. Bu ortamda bu türkünün çıktığı söylenmektedir. Ozan da kendisine yapılan bu haksızlığı onlarla dalga geçerek dile getirmiştir.
“manda yuva yapmış söğüt dalına, aman aman
yavrusunu sinek kapmış gördün mü?”
Tosya bilindiği gibi çeltik üretilen bir yerdir. Çeltik tarları su içindedir ve manda ile sürülür ve mandanın derisi tüysüz olup dış zararlılara karşı da korumak için çamura bularlar. Çeltik tarlaları içinde olan ve dalları suyun içine kadar uzanan Salkım söğüt dalları arasına yerlere yatarlar. Yere yatmış mandanın yavrusu da yanında söğüt dalları arasında “yuva yapmış” gibi duruşları anlatılmakta. Kastamonu ağzında “kapmak” ısırmak demektir. bu şekilde mandanın yavrusunun yanan canı konu olmuştur. Burada yapılan hiciv şu manaya gelmektedir: manda yani yağı ve sütü ile gücünden faydalanılan köylüdür. Köylü manda ile temsil edilirken, sinek tarafından ısırılan mandanın korumasız yavrusu da ozandır.
“amanını amanını amanını yandım
tridine tridine tridine bandım
bedava mı sandın, para verip aldım”

“amanın yandım, kuru ekmeği suya banıp yiyorum. aç bırakılıyorum. bu durum beyi eleştirdiğim, kızdırdığım için başıma geldi, bunun bedelini ödedim diyor ve devam ediyor:
“sabahleyin erken çifte giderken, aman aman
öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü?”
Öküz Kastamonu’da köylünün en çok yararlandığı hayvandır, çift sürer yük taşır, tarlada işlerini görür. Sabahleyin erken kalkıp yola çıkılır ve öküzün yemlenmesi için yolda boyunlarına asılı torbalardaki yemler ile karınlarını doyururlar. Yolda giderken öküzün boynundaki torba düştü ve fark edilmedi ise hayvan çift sürülecek yere geldiğinde aç kalmış olur ve tarlada verimli olamaz. Bu hikayedeki köylü ile yemeği kesilmiş olan ozan arasındaki bir benzetmedir. Ozan kendisini köylünün esas dostu olarak görüp yemeğinin kesildiğini yani “öküzün torbadan düştüğünü” söylüyor.
“sabah ezanını okurken aman aman
müezzin minareden uçtu gördün mü?”
Din adamlarına verilen talimat doğrultusunda camilerde bey lehine konuştuklarını ve beyden yana tavır koyan imamlara eleştiridir. diyor ki; bu zulmü yapana karşı söz söylediğimiz için imamlar da dini değil de dünyasal çıkarlarını seçtiler ve zulümden yana tavır koydular.
“aşağıdan gelir türkmen koyunu
selviye benzettim yarin boyunu”
Bu kısım TRT repertuvarına alınması sırasında türküye eklendiği tespit edilmiş, halk içerisinde söylenen türküde böyle bir kısma rastlanmadığı beyan edilmiştir.

Ve en önemlisi bu hikaye Kastamonu yöresinde İTÜ Konservatuarı Öğretim Görevlisi İrfan Kurt’un yaptığı bir çalışma sonucu ortaya çıkmıştır.

Türkü baştan sona doğruları anlatan ancak ilk bakışta anlamsız gibi görünen bir ifadeye sahiptir. Ozanın ince zekası çok güzel bir hiciv örneği yaratmıştır. Özellikle farklı anlam taşıyan kelimelerin her birinde gizli anlamar yüklü oluşu ve bu farklı anlatımı ustalıkla bezemesi son derece eğlence unsurun arttırmış ve uzun düşüncelere neden olabilecek örtülü anlatım aslında beyi bir hafta sonra küplere bindirecek güçtedir. Türkü melodik ve ritmik açıdan çok renklidir. Her daim Halk Müziği repertuarına alınan sevilen türkü aslında Türk insanının keskin zekasının nefis bir örneğidir.

Müzikle Kalın…

TATİL YAZILARI

TIRNAK
Tırnağımın hafızasında saklı olan acılar
Unutulmaya yüz tutmuş ama nadiren kendini hatırlatan
Acı dediğin dünyanın en ucuz bedeli
Her köşede seni bekler

Vazgeç gecelerimden, sabahlarımdan,
Takılamam artık peşine
Mutluluğa, neşeye, şehvetle bağlandım
Bırakın peşimi acılarım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir