Mete Han: Tüm Dünya Ordularının Başkomutanı

Yazıma başlamadan önce tüm okurlarımızı saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki hiç bir tarihçi ve yazar kim olursa olsun Mete Han’ı hak ettiği şekliyle ve yaşadığı dönemdeki hayat hikayesiyle anlatamaz. Onu anlatmaya ne kelimeler nede satırlar yeter. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte başlıca nedenleri arasında o dönem yaşayan Türklerin konar göçer bir yaşam tarzı sürmesi, bu sebeplede yazı kültürünün çok gelişmemiş olmasını ve aradan 2200 küsür yıl gibi uzun bir zamanın diliminin geçmiş olmasını gösterebiliriz. Buna rağmen Mete hakkındaki bir çok bilgiye çin kaynaklarından ulaşabiliyoruz.
Sizlere çok ayrıntılı ve kesin bilgilere dayalı bir yazı sunamicam ancak bir çok farklı kaynaktan kendi yapmış olduğum araştırmalar neticesinde dilim döndüğünce ve aklımda kaldığı şekliyle sohbet havasında bir yazı sunmaya çalışacağım. Bana Türk tarihindeki en büyük şahsiyetin kim olduğunu sorsanız hiç şüphesiz Mete Han’dır derdim. Evet tarihimizde bir çok büyük şahsiyetler olmakla birlikte Mete Han bunların en büyüğüdür. Bir devlet kurabilirsiniz. Bir imparatorlukta kurabilirsiniz bu sizi büyük bir lider, büyük bir komutan, büyük bir deha yapabilir. Fakat Mete’yi bütün bunlardan ayıran özellik onun bir devlet yada imparatorluk kurmuş olması değil bir millet kurmuş olmasıdır bu millet bir ordu millettir ve tarihte eşi benzeri olmayan sayısız zaferlere imza atmış olan Türk milletidir. Bunu en güzel şekide Atatük dile getirmiştir. Bu onun Türkiye Cumhuriyeti Ordularına son mesajından bir alıntıdır. “Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” Sanırım bundan daha güzel bir şekilde ifade edilemezdi. İşte Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği başlangıç Mete Han’ın tarih sahnesine çıktığı dönemdir. Bu dönem bizim miladımız ordumuzun ve milletimizin tam anlamıyla doğduğu var oluş dönemimizdir.
Peki nasıl olmuştu? Gelin tarihte bir yolculuğa çıkalım. M.Ö. 222 yılında Teoman Han çin kaynaklarındaki adıyla Tu-Man bölgedeki irili ufaklı bir çok boyu tek çatı altında toplayarak Hun devletini kurmuştu. Başlangıçta çine küçük çaplı akınlar ve yağmalar yapılıyor fakat bu akınlar çin için bir tehdit olarak görülmüyodu. Teomanın iki oğlu vardı bunlardan biri Türk eşinden olan büyük oğlu Mete diğeride çinli karısından olan oğluydu. Teoman çinli karısını daha çok seviyor ve çoğu zaman onun etkisinde kalıyordu. Bu durumun sonucu olarak komşu devletlerden biri olan Yüeçilere savaş açmış, savaşı bilinçli olarak kaybetmiş ve savaş tazminatının yanında Mete’yi de rehin olarak Yüeçilere vermişti. Bütün bunlar Teoman’ın çinli karısının entrikalarının bir sonucuydu. Çünkü o Mete’nin değil kendi oğlunun tahta çıkmasını istiyordu. Ancak Türk geleneklerine göre hükümdarın Türk olmayan eşlerinden olan çocukları tahta varis olamazdı bu nedenlede Mete’nin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Kısmende olsa Mete’nin Yüeçilere esir olarak verilmesiyle birlikte bu engel ortadan kalkmış gibi görünsede Mete hâlâ hayattaydı ve bu çinliden olan oğlun geleceği için büyük bir tehditti.
Mete Yüeçilere esir olduğu dönemde herşeyin bilincine varacak yaştaydı. Hayatı tehlikedeydi bunun farkındaydı her ne kadar esir olsada Yüeçilerin içinde özgürce hareket ediyor çok iyi at biniyor ve bahadırlığıyla çevresine nam salıyordu. Geçinmek için demircilik yapıyor boş zamanlarında da kendi gibi esir olan Türklerin eğitimiyle meşgul oluyordu. Zekası cesareti ve atılganlığıyla kısa sürede yükselmiş saraya kadar girmeyi başarmıştı. Bununlada kalmayıp bir gün kralın huzuruna çıkıtı ve kızını istedi. Kral ilk önce gülmüş sonrada bu ülkede esir olduğunu unutup benden kızımı vermemi mi bekliyorsun hemde senin gibi bir demirci parçasına diyerek aşağılamış ve huzurundan kovmuştu. Kralın bu aşağılamaları karşısında gururu kırılan Mete kendini savaş eğitimlerine vermişti gece durmadan gündüz oturmadan savaş talimleri yapıyor adamlarını ve kendini özgürlüğüne kavuşacağı büyük güne hazırlıyordu. Yaşadığı esaret ve aşağılamalar babasından nefret etmesine sebep olmuştu. Mete’nin halen yaşıyor olması ve büyüyüp bir bahadıra dönüşmesi çinli eşinin Teoman’ı tekrar kışkırtıp Yüeçilere bir kez daha savaş açmasına sebep olmuştu böylece Yüeçilerin Mete’ yi öldürmesine kesin gözüyle bakılıyorlardı ancak beklenen olmadı. Mete beraberindeki bir grup adamıyla birlikte savaşın kargaşasından yararlanarak vuruşa vuruşa kaçmayı başarmış ve canından çok sevdiği ülkesine sağ salim dönmüştü. Teoman onu karşısında görünce gözlerine inanamadı, sanki çok sevinmiş gibi şerefine eğlenceler düzenledi oğlunu adeta krallar gibi karşıladı. Bu başarısından ötürü on bin kişilik bir tümen askeride Mete’nin emrine vermişti. Oysa Yüeçi ülkesinde yaşadıklarını unutmamış babasının davranışlarının kirli bir siyasetten ibaret olduğunun farkındaydı. Bu yüzden ilk iş olarak emrine verilen askerleri sert bir disiplin, koşulsuz bir itaat ile eğitmeye başladı. Çok geçmeden emrindeki tümenle Yüeçi ülkesine ani bir baskın düzenledi herkes bu savaşı kaybedeceğini beklerken o hem devleti yıkmış hemde kızı almıştı. Bir zamanlar aşağılandığı ülke artık ayaklarının altındaydı bir çok ganimetle birlikte ülkesine döndüğünde halkın gözünde büyük bir kahraman ve geleceği parlak bir komutan olarak görülmeye başlandı. Kırk gün kırk gece düğün yapıldı, sofralar kuruldu, eğlenceler düzenlendi, halka yiyecek ve giyecek dağıtıldı.
Mete bir an bile durmak bilmiyordu genç yaşına rağmen dahi denecek kadar zekiydi. Mutlak itaati sağlamak için kendi icadı olan ıslık çalan okları kullanıyordu. Kendi oku nereye atarsa askerlerinde tereddüt etmeksizin aynı yere atmasını istiyordu. Bir gün askerlerini denemek için okunu en sevdiği atının üzerine attı bunu kazayla yamış olabileceğini düşünerek ok atmakta tereddüt eden bazı askerleri hemen oracıkta diğer askerlere oklatarak idam ettirdi. Yine bir gün savaş talimi yaptıkları sırada bu kez okunu eşine attı. Yine tereddüt eden askerler olunca onlarıda idam ettirdi. Nihai amacı tahtı ele geçirmek olan Mete bu uğurda babası ile taht kavgasına girişen Türk tarihindeki ilk şehzade olmuştur. Bu sıradan bir ihtiras meselesi değil devletin ve halkın bekası meselesidir. Babasının ormanda ava çıktığı bir gün askerleriyle birlikte peşinden gitti bu defada okunu babasına attı ve bütün askerler tereddütsüz Teoman’ı ok yağmuruna tuttular. Bu davranışı halk tarafından neredeyse hiç tepki görmedi aksine Mete’yi haklı buldular yaptığını töreye uygun gördüler. Artık bütün halk arkasındaydı ve çelik gibi iradeye sahip bir ordusu vardı. Emirlerin anında bütün birliklere ulaşmasını sağlamak ve yıldırım hızında hareket için ordusunu onluk yüzlük ve binliklere böldü, orduları sevk ve idarenin en hızlı ve en kolay yolu olduğunu düşündüğü bu sistem günümüzdede onluk sistem olarak anılır ve modern ordularınında atası olarak kabul edilir. Tarihteki ilk düzenli ordu Mete tarafından böyle kurulmuştur. Bu sistemi ordusunda başarıyla uygulayan Mete böylece geçmişten günümüze tüm dünya ordularınında Başkomutanı olmuştur.
Mete Han tahta geçtiğinde tarihler M.Ö. 209 yılını gösteriyordu. Bu tarih aynı zamanda Türk Kara Kuvvetlerninde kuruluş yılı kabul edilmiş ve Kara Kuvvetleri resmi armasında kuruluş yılı olarak M.Ö. 209 ibaresine yer verilmiştir. Mete tahta geçer geçmez ilk iş olarak bütün Türk boylarını Tunguzları ve Moğolları tek bayrak altında birleştirmiştir. İşte bu tarihten sonra Türkler başı boş kabileler halinde yaşayan dağınık bir bozkır halkı olmaktan çıkıp bir millete dönüşmültür. Ordununda milletinde devletinde kurucusu Mete’dir Türk’ün binlerce yıllık sağlam mayası odur. Öz odur. O andan itibaren artık Türk’ün zaferlerle dolu şanlı tarihi başlar. Çine akınlar düzenlenir, askeri ekonomik ve istihbarat alanında inanılmaz hızda gelişmeler yaşanır. Ticaret yolların kontrolü ele geçirilir, yeni şehir devletleri kurulur. Türk kültürünün Türk töresinin ve toplumsal yasaların her alanda etkisi görülmeye başlar.
Tahta geçişinden 10 yıl sonra devletin ulaştığı muazzam güç hayallerin bile çok ötesindedir. Mete aynı zamanda temkinli bir stratejisttir. M.Ö. 200 yılında gerçekleşen ve tarihe Baideng savaşı olarak geçen savaşta Çin imparatorunu malup etmiş ve Çini vergiye bağlamıştır. Bu uzun uzadıya anlatılacak bir savaş olduğundan konunun araştırmasını siz değerli okurlarımıza bırakıyorum. Konuyla ilgili sadece şunları söylemek yeterli olacaktır. Bir savaş düşünün düşmanın sayısı üçyüzbin sizin sayınızsa sadece otuzbin. Yani kendinizden tam on kat büyük bir orduyla savaşıyorsunuz ve bu savaşı kazanıp koskoca bir imparatorluğu malup edip vergiye bağlıyorsunuz. Dünya tarihinde nadir rastanacak savaşlardan biri olduğuna eminim. Ayrıca Mete bu kadar çinliyi nereye gömeceğim sözünüde bu savaşta söylemiştir. Bir diğer konuda Türk savaş taktiklerinin en bilindiklerinden biri olan Turan taktiğide ilk kez bu savaşta kullanılmıştır. Bu taktiğe kurt kapanı adıda verilir.
İşte Türklerin ulu atası Mete Han böyle biriydi. Dağınık olan bozkır halklarından bir millet, derme çatma bir yapıdanda devlet kurmuştu on yıl gibi kısa bir sürede de bunu imparatorluğa dönüştürmeyi başarmıştı. Koskoca Çin imparatorluğunu vergiye bağlamış. 20 den fazla krallığın bir araya gelerek bugün bile dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen çin seddinin yapmalarına sebep olmuştu. Her zaman hayalini kurduğu dünya devleti 18 milyon metre karelik bir imparatorluğa dönüşmüştü, Büyük Hun İmparatorluğuna. Adına destanlar yazıldı efsaneler söylendi. Binlerce yıllık hikayesi bugünlere kadar geldi ve benim dilimden siz değerli okurlarımıza ulaştı. Ulu atamız Mete Han’ımız özümüz. Ruhun şad olsun Tanrı Kut versin. Temellerini attığın milletimizin ve odumuzun bugün bile sana bağlı olduğunu bil. Işığın dünyanın sonuna de sönmeyece. Güneş gibi parlaklığı ile bizleri aydınlatmaya devam edecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir