MEVLEVİHANELER VE OSMANLI MÜZİĞİ

“Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!”

Hz. Mevlana

Şüphesiz Anadolu topraklarında yaşamış en ulvi şahsiyetlerden biridir. İnsanlığa her devirde yepyeni bir mesaj veren; İslam düşünürlerinin inanç ve fikir sistemlerini, ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan; din ahlak ve bilim yolunda yeni ufuklar açan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, manevi bir güneştir. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir.
Eserlerini Farsça yazdığı için bazı açılardan Türk Edebiyatı sınıflandırmalarına da giremeyebilir. Yine de bu toprakların ruhuna derinden dokunmuş, Türk şiir ve Edebiyatını, Türk İslam Felsefesini derinden etkilemiş, kalbini kazanmış ruhunu aşkla doldurmuş yüce bir şahsiyettir.
Aslında bugünkü yazımızda müstesna şahsiyetinden çok izinden gidenlerin kurduğu mevlevihaneler ve bu kurumlardaki müzik geleneğinin Türk Müziğini nasıl etkilediğinden bahsedeceğiz.
Mevlevihanelerin çevresine toplanan kişiler derviş olma yolunda çeşitli görevleri yerine getiririken güzel sanatların her alanında eğitimler almış, sanatın pek çok alanında ölümsüz eserler vermişlerdir. Bir nevi bu kurumlar döneminin bilim ve sanat eğitimi veren kurumları olarak uzmanlarla dolup taşmıştır.
Değerli Müziğe önem vermiş olan bu kurumlar Buhurizade Mustafa Itri, İsmail Dede Efendi, Zekai Dede, Ali Nutki Dede gibi değerli müzik insanlarını Türk Müziği Tarihine kazandırmıştır. Adlarında belli olacağı gibi Dergah’ta Dedelik Mertebesine Erişmiş olan bu kamil kişiler birbirinden değerli fikir ve sanat eserleri vermiştir.
Mevlevihanelerde süregelen müzik geleneği özellikle Ney’in ama yine de pek çok Türk Müziği sazının ve eserlerinin gelişmesini sağlamıştır. Şarkı söylemekte ustalaşmak anlamına gelen Hanendelik, ve enstruman alanında ustalaşmak anlamına gelen sazendelik gibi konulara önem verilmiş, bunların ürünü olarak da besteler, saz semailer, ilahiler ve ayinde çalınan çeşitli müzik formları ve eserleri ortaya konmuştur. Müziğin önemini vurgulamak için Hz. Mevlana’nın Divan-ı Kebir’de yer alan bir söylemi vardır;

İki telli, üç telli sazlarla her gün canınızı besleyin gitsin.
Hz. Mevlana

Mevlevilikte Ney’in önemi büyüktür.Çünkü Ney insanın ruhunu, özünü temsil etmektedir. Bir nehir kenarından bir kamışın devşirilmesi aslında bireysel ruhun ruhani düzeyden dünyaya gelmesini temsil etmektedir. Mutlak tarafından üflenen bir nefes gibi çalınmasını temsil etmektedir. ‘Ney olduğumuz fikri’ni hatırlamak bile ruhumuzun kapısını aralayarak içeriye ışık girmesine sebep olurken o ruh haliyle o neyi üflemek kesinlikle ruhun özündeki ışığın her yere saçılmasını sağlayabilir.
‘Ebedi nefes tarafından üflenmek’ suretiyle yanık bir ses çıkarması Ney’in ait olduğu nehir kıyısını özlemesinin en lirik anlatımıdır.
Mevlevihanelerde Mevleviliğin esaları öğretilirken yanında verilen müzik eğitimi usta çırak ilişkisine dayanmaktadır ve günümüzün en modern eğitim kurumlarının kullandığı yöntemdir. Öğrenciye teorik bilgilerle birlikte meşk ile pratik ve tekrara dayalı bir eğitim verilmekteydi bu sayede her öğrenci kendi hocasının tavrını tarzını uslubunu kazanmaktaydı. Bu gelenekçi eğitim sayesinde tarikata özgü icra tavırları nesilden nesile geçmekteydi.
Hücre adı verilen sınıflarda ve semahanelerde eğitimin her aşaması gösteriliyordu. Eğitim programı öğretmenin ve öğrencinin beceri, ilgi ve tutumuna göre belirleniyordu, Başta ney, kudüm, rebap, kanun gibi sazların yer aldığı topluluklar 17. yy’dan itibaren tanbur, ud, kanun, keman, santur gibi sazlar eklenmiş ve günümüzde piyano, ve yaylı ailesinin diğer üyeleri de katılmıştır. Osmanlı döneminin en önemli bestekarları, sarayın kıymetli müzik adamlarını çoğu mevlevihanelerde yetişmiştir.
Mevlana, güzel ses dinlemenin önemini Mesnevi’de şöyle vurgular;
Hikmet sahibi kişiler derler ki, ‘’Biz hoşa giden bu müziği gökyüzünün dönüşünden aldık. Halkın tanburla çaldığı, ağızla söylediği bu nağmeler hep gökyüzünün hareketinden alınmadır. Cennetin ruhani etkisi ile bütün kötü sesler güzelleşir. Hepimiz bütün insanlar Adem’in cüzleriyiz. Biz cennetteyken o nameleri dinledik, ruhumuza sindirdik. Gerçi topraktan yaratılmamız bizi bir şüpheye düşürdü ama yine de hatırımızda o nağmelerden o güzelliklerden şeycikler var.

Müzikle kalın…
Şükriye Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir