Ne Mutlu Türküm Diyene.

Her ne kadar bizler biz önceki devletimize Osmanlı diyor isek de Avrupalılar bize tarih boyunca hep Türk diye hitap etmişlerdir. 1500-1700 lerde tütünün adı Türk Tütünü, 1700 sonraları kahvenin adı Türk Kahvesidir. Hiçbir avrupalı Osmanlı tütünü veyla Osmanlı kahvesi terimini kullanmamıştır. 1789 Fransız İhtilalinden sonra milliyetçilik akımları hızla yayılmış, Bu akımdan; Osmanlı imparatorluk toprakları içerisinde yaşayan halklar da nasibini almıştır. Yani diğer anlamda milliyetçilik akımları Osmanlı İmparatorluğunu çöküşe götürürken, aynı akım Atatürk’ün çevresinde Türkiye Cumhuriyetini yaratmıştır. Saltanatın son dönemlerinde Vatan ve Hürriyet kelimelerini Namık Kemal hediye etmiştir bizlere. Bugün bu sözcüklerin ihtiva ettikleri anlamları Namık Kemal’e borçluyuz.

Dahası; Osmanlı diye bir ırk yoktur. Bir saltanatın adıdır. Sülaledir. Arabı, Rumu, Çerkezi, Sırplısı, Türk’ü, herkes Osmanlıdır. Yıkılışı da yönettiği farklı toplulukların karşı gelmesi ile olmuştur. Osmanlı yıkılırken Hristiyan Rumlar, Ermeniler ne kadar bize düşmanlık etti ise, dindaşlarımız olan Müslüman Araplar da bir o kadar düşmanlık etmiştir.

Çanakkale savaşı ile saltanatın yıkılmasından sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyetinin kadrolarını kazandık. Türkiyle’de milliyetçilik akımları da Çanakkale savaşı ile başlar. Vatan kelimesini nasıl Namık Kemal’e borçlu isek milliyet kelimesini de Ömer seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Ziya Gökalp gibi aydınlara borçluyuz. Kurtuluş savaşı zaferimizden sonra yazılan İstiklal Marşımızda Büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy, nerede ise on kıtalık Marşın her kıtasına Türk sözcüğünü ustalıkla yerleştirmiştir. Bugün sahip olduğumuz toprakların neresini kazar isek kazalım yerin altından Türk kemikleri çıkar. Çanakkale sırtlarında anzak kemikleri de çıkabilir ama Atamızın dediği gibi artık onlar da şehitlerimizle kardeş olmuşlardır. Ve Türktürler.
Bugün kullandığımız Türk sözcüğünün anlamını ve hakeza Türkiye Cumhuriyetini; Atamıza ve silah arkadaşlarına borçluyuz.
İlk Cumhur Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk, Anadoluda ilk önce okulları gezer. Bir okul dershanesinde bir yazı görür:
“Bir Türk on düşmana bedeldir.”

Arkadaşlar bu yazı çok yanlış der Atatürk. Ve yazıyı düzeltmelerini söyler. Atatürk’ün cümlesi şöyledir:
“Bir Türk Cihana bedeldir.”

Yakın tarihimizde iktidar ve ortakları andımızı kaldırdılar. Türk’üm, doğruyum çalışkanım diye başlayan andımız Ne mutlu Türküm diye diye bitiyordu.

Bizler de çok kızmıştık ulusça. Bir anlam verememiştik. Bu da ne dedik. Hazmedemedik. Ve bugünlere geldik. Baktık gördük ki bir suç örgütü liderine devletin yetkili organları polis tahsis ediyor. Araç tahsis ediyor. Suç örgütü liderleri ile kara para aklamak için türkiyeye gelenlerle ve dahi halkımızı dolandırıp kaçanlar ile devletin yetkili organları arasında muazzam bir bağ var.
İliklerimize kadar utandık. Nutkumuz tutuldu. Hani Türktük bizler, doğruyduk, çalışkandık. Büyükleri sayar, küçükleri severdik.
Elektriği kullanmadan kaçak elektrik parası ödedik. Hasta olmadan hastane parası. Köprüden geçmeden köprü parası, uçağa binmeden bilet parası ödedik. Fedakar toplumumuzla birlikte gık demedik. Tam aksine allah devletimize zeval vermesin dedik ama son olayları hiç hazmedemedik. Henüz tık yok.
Derin bir fırtına öncesi sessizlik.
Yaprak kımıldamıyor.
Konudan uzaklaşmamak için tüm bunlara boş verip ben yine yazımı sonhlardırmak istiyorum.

‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sözcüğünü Merhum Atatürk ülkemizdeki farklı etnik kökenli insanlar için söylemedi. Zaten Cumhuriyet anayasasında, bu ülkede ikamet eden herkes Türk idi.
Ne mutlu Türk’üm tümcesi, bizi barbar gören batılılar için söylenmiştir.
Ben asla bir kahvede “ne mutlu Türk’üm diyene” diyemem. Çünkü orada zaten herkes Türktür.

Şimdi böylesine utanç içinde boğulurken ve halkın hukuka bir nebze olsun saygısı kalmamış iken, ekonomik açıdan ise sürünürken gururlanacak neyimiz kaldı.

Geçenlerde Üsmen Aga, yolumu kesti. Kızı öğretmen ama on yıldır atanamıyor. Çok zeki bir kızdır tanırım ama nerede ise işsizlikten emeklilik çağına girdi. Şöyle dedi Üsmen Aga:

– Bre kardeşim süle bana, eğer benim kızçe, İsveç’te veya Alamanya’da doğsaydı büle mi olurdu kaderi?
Çok haklısın Üsmen Aga, şimdi ben de Amerikan hava alanlarının birinde olsaydım. Şımarık bir Amerikalı bana Sedat Peker’in ülkesinden misin Diye sorsa. Ben duymazlıktan gelsem, adam kızıp bu sefer bana hemşo Türk müsün? diye diretse acaba ne derdim.

Herhalde, maalesef Türk’üm derdim.

Saygılarımla.
Celal Çalık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir