ORMANLARIN KRALI (FABL)

Edebiyatta fabl türü örneklerine ilk kez Milattan önce 1. Yüzyılda yaşayan Beydaba’nın Kelile ve Dimne adlı eserinde rastlıyoruz. Yazar bu eseri özetle bir nasihatlar bütünü olarak kitaplaştırıp zamanın Hint Hükümdarına sunmuştur. Bu eser; dostluk, savaş, barış, tedbir alma gibi nasihatlerden oluşmaktadır.
Masal ve hikaye denince ilk akla gelen isimlerden birisi olan Jean de La Fontaine, (1621 -1695- Fransa) Özellikle fabl türünde verdiği eserlerle bilinir. Yukarıda sözünü ettiğimiz Beydaba, kendisinden yaklaşık olarak 1700 yıl sonra dünyaya gelen La Fontain’e ilham kaynağı olmuştur. İlkokul dönemlerinden hepimizin hatırlayacağı gibi la Fontaine bir masalında; Tilki ile kargayı konuşturur. Tilki, ağzında peynir olan ağaçtaki kargaya, “ne kadar güzel sesiniz var, bir şarkı söyleseniz de kulaklarımın pası gitse” diyerek kandırır ve karga ağzını açınca peynir yere düşer, kurnaz tilki peyniri kapıp kaçar. Hayvanlar üzerinden insanlara yaşam ve ahlak dersi veren bir yazardır la fontaine, yine kendisinden sonra gelen bir çok yazara ilham kaynağı olmayı başarmıştır.
İngiliz yazar George Orwell’in yazdığı ‘Hayvan Çiftliği’ adlı eser ünlü klasikler arasına girmiştir. 1940’lardaki “reel sos¬yalizm”in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.
Hayvan Çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.
Gerek vahşi kapitalizm ve gerekse diktatörlük rejimleriyle hayata geçirilen komunizm; insana hitap eden bir yaşam biçimi değildir. Yeryüzünde Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetten daha gelişmiş bir idari sistem yoktur elbette. Ancak Türk Milleti olarak bize altın tepsi ile sunulan bu uygarlığın değerini millet olarak bilemedik ve yeterince koruyamadık. Ancak yine de olaya objektif ve bilimsel açıdan baktığımızda doğal yasaların tüm yasaların üzerinde olduğunu idrak edebiliyoruz.
Belgesel seyredenler bilirler. Çakal sürülerinin, sırtlan sürülerinin nüfus oranı arttığında Arslanların hiçbir hükmü kalmaz. Ormanın hakimi artık ya çakallardır ya da sırtlanlar. Doğal gerçek budur. Kültürel açıdan gelişmemiş ülkelerde rejim ne olursa olsun adil bir düzen, çağdaş bir yaşam biçimi ve refah düzeyi beklemek beyhudedir.
Arslan, çakal ve sırtlan ayrı ayrı güçleri temsil etmektedir. İnsan için örnek verirken bire bir örtüşmeyebilir. Ama yine de teşbihte hata olmaz derken hatasız teşbih de olmaz sözünü unutmayalım.
Esas vurgulamak istediğim; eğer bir toplumun yarıdan fazlasının eğitim düzeyi çok düşük ise demokrasi sadece kandırmaca bir söylemdir. Diğer yandan cumhuriyetimizin küçümsenmeyecek kalabalıklarca sevilmesi iyiye işarettir.
İçinde bulunduğumuz çoğrafya şu anda daha fazlasını veremiyor bize. Ortadoğuda Mecnun leyla’yı asla görememiştir. Ferhat Şirin’i ne de Kerem Aslı’yı. Ancak ölesiye sevmişlerdir ve ölmüşlerdir.
Bizler de insanca yaşamaya aşık olduk, özledik, kavuşmak için can atıyoruz. Lakin kavuşamıyoruz. Bu coğrafyada sevenler kavuşamaz.
Bu yüzdendir şarkılarımızın yüzde doksandokuzunun ve ninnilerimizin hicaz olması.

Sevgi ve saygımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir