Rüzgar Gülü ve Osmanlı Tokadı

‘Rüzgar gülü’ geldi bugün aklıma. Kimlerin icat ettiğini araştırdım. Ama bir bilgi kirliliği çağı yaşıyoruz ve internette bulduğum bilgilere inanmak gelmiyor içimden. Google arama motoruna baktığımda sorumu direk olarak ‘rüzgar türbini’ olarak algıladı.
Kendi deneyim ve gözlemlerimden yola çıkarak kısaca şöyle özetlemek istiyorum. Rüzgar gülü; rüzgarın yönünü, hızını belirleyen bir alet olup, daha sonra rüzgar enerjisini mekanik enerjiye veya elektrik enerjisine dönüştürmeye yarayan buluşlara öncülük etmiştir. Hava durumu yapan meteorolojilerde bugün halen kullanılmaktadır. Rüzgar gülünün arkasında bir kuyruk ve önünde hedefi gösteren ok şeklinde bir işaret vardır.
1887 Haziran ayında İskoç akademisyen Profesör James Blyth rüzgar gücü deneylerine başlamış ve rüzgar gücü ile çalışan bir pil şarj cihazı yaparak, 1891’de İngiltere’de patentini almıştır. 1887-88’de Amerika Birleşik Devletleri’nde, Charles Francis Brush rüzgâr güç makinesi kullanarak elektrik üretimini gerçekleştirmiştir.1890’larda Danimarkalı bilim adamı ve mucit Poul la Cour elektrik üretmek için rüzgâr türbinlerini inşa etmiş bu daha sonra hidrojen üretmek için kullanılmıştır.
El oğlu bunları yapar da biz boş kalır mıyız. Kalmayız elbette. Biz de meteoroloji istasyonlarında rüzgar gülü kullandık ve kullanıyoruz. Hatta öyle bir benimsedik ki siyasette bile kullanmak şöyle dursun rüzgar gülü gibi olmayı benimsedik. Yani birçok siyasetçimiz rüzgar gülü oldu. Sabahleyin başka, öğleyin başka, akşam üstü başka konuşuyor. Çünkü rüzgarın nereden eseceği hiç belli değil.
Ancak sonuçta bu sadece bir rüzgar gülüdür ve onunda işe yaramadığı anlar vardır. Sözgelişi rüzgar her yönden esince rüzgar gülü aptala döner. Nereye döneceğini şaşırır. Bazen televizyonlardan izlyediğimiz bazı tarikat münitlerinin garip ayinleri gibi hareket etmeye başlar. Bir başını bir kuyruğunu havaya kaldırır durur. Hangi pozisyonda duracağına karar getiremez. İşte böyle bir ortam, rüzgar gülünün sonudur.
Osmanlı tokadına gelince:
Osmanlı tokadı atmak için yetiştirilen azab askerleri çocuk yaşlardan itibaren eğitim alırdı. Ufak yaşlarda saraya alınan çocuklar iri yapılı ve güçlü olsunlar diye çok iyi beslenirdi. Uygun yaşa ulaştıktan sonra da her gün mermer tokatlayarak avuç içleri nasırlı ve güçlü hale getirilir; kol kasları özel olarak geliştirilirdi. Osmanlı’daki en önemli tokatçılar ise Başıbozuk Delibaş adı verilen düzensiz ordu mensuplarıydı.
Delibaş askerleri seferlere ve muharebelere çıkarken kefenlerini giyer, hendeklerdeki yerlerini alırlardı. Düşmanı en önde karşılayarak gerek düşman atlarını gerekse de silahsız kalan düşmanı tokatlayarak saf dışı bırakırdı. Bu bize psikolojik bir üstünlük sağlardı.
Biz osmanlı tokadını ;
1799 da Akka kuşatmasında napolyon’a attık
Plevne savunmasında, Gazi Osman Paşa ile Ruslara ve Sırplılara attık (1878)
Mohaç meydan muharebesinde Macaristan ordusuna attık 1526
Preveze deniz zaferinde Haçlı donanmasına attık 1538
Çanakkale Zaferinde 18 Mart 1915 dünyanın birleşik emperyal kuvvetlerine attık
30 Ağustosta Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 7 düvele ve yunanlılara attık
Daha yazacak çok zafer var ama gazetede yer kalmaz. Bunlar sadece birer örnek olarak verilmiştir. Diyeceğim o ki. Kardeş kardeşe osmanlı tokadı atmaz. Atamaz. Sonucu ne olursa olsun sporda ve demokraside kaybeden tarafa osmanlı tokadı atılmış olmaz. Olamaz. Bu etik bir söylem oeğildir. Akıl, mantık ve vicdan terazisinde yeri yoktur.
Bu ülkede yaşayan her yurttaş hem osmanlının hem de Cumhuriyet Türkiyesinin varisidir. Bu memlekette yaşayanların yarısını yunanlı diğer yarısını da osmanlı yapmak beyhude bir çabadır.
Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında Konstantin dönemini bitirmiştir. Ve arap dünyasına gelince bu aziz millet, ne Sisi ile ne de Mursi ile ilgilenmemiştir. Bu arapları tanıyanların sayısı bu koca ülkede en küçük bir kasaba nüfusundan bile azdır. Ki bu hala birbirini kesen arapoğullarının hayranlık duyulacak bir kıvama gelmesi için daha aradan en az ikibin sene geçmesi gerekir. En azından bu benim naçizane düşüncemdir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından düşürmediği rabia söylemindeki; Tek bayrak, Tek devlet, Tek millet, Tek vatan söylemine hiç itirazımız yoktur. Lakin yerel seçimlerde de bu kadim Türk Milletinin sadece bir millet olduğunu, toprağıyla, milletiyle bölünemez bir bütün olduğunu sık sık hatırlamak ve hatırlatmak gerekir diye düşünüyorum.

Saygılarımla
Celal Çalık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir